Diyar be kir' de Kemerler kırılmıştır sıcaktan Gündüzde bile Bir toz var yaz yarasalarından Bir akrep kabartması surlarda Asur 'dan Güneşi bir taş gibi fırlatan Dicle'nin köpüklü dudaklarından Aslan başlı çeşmelerden Taçlı güneşli aslan heykellerinden Latin harfleriyle yazılmış Kaç kitap gelmişse Bizans'tan Eriyecektir bakır gibi mahzenlerde Karartacaktır yapraklarını Yükselen bir duman zamanı bodrumlardan Bal aktı incirlerden Yağ aktı zeytinlerden Yeni bir ülke buldu narlarda Türlü hastalığın bakıcısı arılar En küçük minicik bir zikirdir karıncalar Kızgın taşlar üstünde Dizilirler bir tesbih gibi Evrensel bir tesbihtir Nuh Tufanı'nın armağanı
Şiir
Ne cennet ne cehennem ne dünya Arafım ben Cennet demektir benden biraz ileri gidersen Arkada bıraktığım ateş kayaları Dünyadır cehennemdir Araf dünyanın cennete yakınlığı Dünya Araftan buraya uzanmış bir diş gibi Arafı ben dolaştırırım yeryüzünde Bir ağaç hışırtısı gibi Taşlar maymuna dayanır Ağaçlar sese çıkar Gel dinle bağdaki eski asmaları Kır akşamda batan üzümün bardağını Çevir harf çıraklarına Av sularını avlanmış suları Petrolde el yüzün yıkanmasından Tüter buhurdanı şiddet işçisinin Bir geyik karnında kanında erir bir haydutun tüfeği Ve haydutun kanında yeşerir jandarmaların yiğitliği Sel alır dağdan indirir bizi Üstümüz boyalı aş kırmızısı çamurla Eşkiya dürbününde görünürüz ama Aramıza yağmur girer Borçluyuz hayatı ansızın gelen bu yağmura Aslanı uslandıran
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çağır çağır su kıyısına çağır Tatlı uslu bir ırmağı andıran Kayıklara yakışan bir haliç parçasına Şubatı hızla aşmak isterdin Gidilmemeliydi çünkü başkalarıyla Karanlık taşıyanlarla vücutlarında Kayaklarla karlı dağlara Martta kış pusunun ayıklanmasında Günışığıyla dağlardın Kristal medrese camlarını Söyleyemediklerini söyletirdin ley !aklara Mayısta İğdelere nisanda Çağır o tepe insin su kıyısına Senin ona söylediklerini O denize söylesin deniz sana Şiir geceleri Büyük Pastane'de kulağa çalınanlar Şehir gezmeleri Fotoğraf çekilirken elde tutulan bir bardak su - Elden geçerek yüze vuran alabalık aydınlığı İsa sesi Meryem kuşağı Ve sendeki o meşhur Yahya tepkisi Islak bir ortaçağ yolunu andıran iç sokaklar Kir
Şiir
Keçiler koyunlar ve sığırlar Kuşaktan kuşağa iletecekleri bilgileri Gündüzleri dağda toplayacaklar Evlerde durmamacasına yazacaklardır geceleri Bunlar kır papirüsleri Bir şiirin ipek sayfalarıdır Su düşmeyen bir koğuğa saklarlar onu Sonra güneş açınca O sayfa ağızlarında Tekrar çıkarlar çayırlara Benim rengimi Hızır rengini boyamaya Baş başa vermiş birbirine iyice yaklaşmış koyunlar görürsün Sayfalarını kalb sesleriyle karşılaştıranlardır onlar Her biri kendi sayfasını öbürüne okumaktadır Unutmamak için bilgilerini Arasıra kendilerine tekrarlamaktadır Çocuk tam sürü kalkarken Güneşin koğaladığı bir yolda koşarak Kendi küçük sürüsünü büyük sürüye katacaktır İşte o vakit kurtulmuştur ağırlığından evin Korkuyla utançla umutla yüklü sis dağılmıştır Kendi kendine konuşmanın yemişi Çocuğu şehre döndürecektir Daha üstün daha büyümüş ve daha yeni Bir de vardır dağdan sürüyle inip Çocuğu bir mevsim gibi çağıracak Kara üzümün kurusundan yükselen Çobanın aynk tozunda gün kaydıran Koyundan keçiden inekten Ve köpekten
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Şiir
Nya'nın hiç ayakkabısı yoktu. Köyündeki diğer birçok kişi gibi o da çıplak ayakla geziyordu. Tabanları sertleşmiş ve nasırlaşmıştı. Buna rağmen kocaman, inatçı bir diken kırılmış ve sol topuğunun tam ortasına saplanmıştı. Nya dikenin etrafındaki deriye bastırdı. Sonra yerden bir başka diken aldı ve bunu ayağına saplanmış olan dikeni çıkarmak için kullandı. Acıdan dudaklarını sıkıca kapatmıştı. Dikeni ayağından çıkarması uzun zaman aldı. Nya tamamını çıkarabildiğinden de emin değildi. Topuğunda hâlâ siyah bir nokta görebiliyordu. Bunun kırık dikenin son parçası değil de biriken bir kir olmasını umdu.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Alıntı
Narkissos öldüğünde kır çiçekleri çok üzülmüş, onun ardından ağlayabilmek için nehirden su damlaları istemişler. “Ah!” demiş nehir, “Her damlam gözyaşı olsa Narkissos’unun ardından ağlamama yetmez; ben ona aşıktım!” “Ah!” demiş kır çiçekleri de, “Nasıl aşık olunmaz Narkissos‘a. Öyle güzeldi ki!” “Güzel miydi?” diye sormuş nehir. “Senden iyi kim bilebilir? Her gün üzerine eğilip senin sularında kendi güzelliğini seyrederdi uzun uzun…” Nehir cevap vermiş: “Ben ona aşıktım; çünkü sularıma eğildiğinde, onun gözlerinde sularımın yansımasını görürdüm.”