Gökten inip insan suretinde büründüğümden beri ancak yarım insan olabildim. Yabancı bir elementtim; insan kılığına girdim, ama hâlâ tüm ağırlığımı ona vermiş değilim: Bir elimle hâlâ ait olduğum Gökyüzüne tutunuyorum, gözlerim hâlâ bütün bu dalgaların yukarısına bakıyor. Maria'ysa Bana insanlığı her şeyiyle kabul etmemi emrediyor; ancak ve ancak, "Ben intihar etmeyeceğim, bu yaşamdan kendim ayrılmayacağım" diyebilen birine insan denir. Peki ya kırbaç? Ya o sırttan kahrolası kamçı yaraları? Ya haysiyet?
Ah Maria, Maria, Beni nasıl da allak bullak ettin!
Ne yazık, hala çok kibirliyim; Şeytan'ın en kadim ve herkesçe bilinen kusurudur bu. Doğru, sudan çıkmış balığa döndüm, insan suretine bürününce şaştım kaldım; beni Senin yaşamını içine atan şey öldürücü düzeydeki belleksizliğim belki, ama şunu da gayet iyi biliyorum: Ben doğuştan hürüm, kanunları istediğince uygulayan efendiler kavmindenim. Yenilen hükümdarlar esir edilebilir, ama asla köle edilemezler. Tepemde pis bir gardiyanın kırbacı şakladığında, zincirlenmiş ellerim o darbeyi önleyemeyecek kadar güçsüzse... ne yapacağım, sırtımda kırbaç izleriyle mi yaşayacağım? Kırbaç sayısını bir tanecik olsun indirmeleri için yargıçlarla pazarlık mı yapacağım? Celladın elini mi öpeceğim? Yoksa yaralarıma merhem almak için eczaneye mi gideceğim?
Ağır cezalar öylesine ölçüsüz uygulanıyor ve o kadar önemsiz şeylerden ötürü veriliyor ki, kırbaç yemekten derileri köseleye dönen bu adamlara en ufak bir fayda sağlamıyor. Kampta hüküm süren dehşet havası ne topluma, ne de düzene yararlı olabiliyor.
Eski çağlarda kölelerin bir şansı vardı : köle oldukların farkindaydılar .Ayaklarında zincirleri,sırtlarında kırbaç izleri ve ağzı salyalı efendileri vardı .Şimdi modern insan , köle olduğunun farkinda bile değil . Dolayısıyla ,bir özgürlük arayışıda yok .Çünkü kendini zaten özgür zannediyor .