Gündelik hayatın "Bu akşam ne yapayım?" gibi küçük meseleleriyle ilgilidir. Çabucak bir şeyler atıştırmak üzere bir yere gidebilirim, yarım saatliğine bir arkadaşımla buluşabilirim, bu arada birkaç post attırabilirim, bir partiye kısaca bir ugrayıp bakabilirim, en sonunda da evde Netflix dizilerine bakıp uyuklayabilirim. O zaman mümkün olan her şeyi yapmış olurum fakat geriye kala kala bir boşluk hissi kalır, çünkü hiçbir yer de tam anlamıyla bulunmamışımdır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1960 yılı ve 27 Mayıs hareketi toplumsal yapıda temelli değişiklikler getirmemekle birlikte, sanatçı için köklü bir hesaplaşma, sorunları yeniden ele alma dönemini açmıştır. Bunun nedeni de toplumsal anlamda, önceleri sadece sanatçıların ve aydınların yeryüzündeki gelişmeleri izleyerek vardıkları yeni bir düşünce tarzının, yeni bir dünya görüşünün, kısaca marksist tavrın 1960'tan doğrudan doğruya ezilen sınıfların temsilcileri aracılığıyla politik sahnede boy göstermiş olmasıdır.
Nasıl ki, bir insanın bedeninde baş olmasa, o beden ayakta ve hayatta kalamaz yani yaşayamaz ise, namaz olmadan, namaz kılmadan da Din'in ayakta ve hayatta kalması mümkün olmaz. Kısaca; başsız beden olmadığı gibi, namazsız da Din olmaz.