Veda .
varlığın kimseye değmiyor. yaşadığını, öldüğünde fark edecekler.. yokluğun da değmeyecek kimseye. seviyorduk onu diyip, çark edecekler.. er kişi niyetine..
Hayata Dair
Bırakmak istemiyorum çünkü alıştım ; bırakmak zorundayım çünkü alıştım , bırakmak zorundayım çünkü doğru kişi değil , bırakmak zorundayım çünkü kitap okumayı ve flim izlemeyi sevmiyor , bırakmak zorundayım çünkü büymüş ama adam olamamış , bırakmak zorundayım çünkü soğusa bile beni kendine çekiyor , bırakmak zorundayım çünkü onu ben soğuttum. Bunu ben istedim.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
‘İyi fotoğrafçı deklanşöre basan kişi değildir. Fotoğrafıyla konuşabilen kişidir.’
Kalbimi bırakıyorum bu söze... Günaydınn ✿
"En iyi halinizde bile yanlış kişi için yeterince iyi olmayacaksınız, ama en kötü halinizde bile doğru kişi için yeterince iyi olacaksınız."
Alıntı
İllüzyon çağında kuklacılık ve kuklalar...
Bir düşünürün söyle bir sözü kalmış hatırımda, mealen diyordu ki:"...eski zamanlarda kuklacı da kukla da, kuklanın ipi de görünürdü seyirciye...", peki ya şimdi, kukla ortada ipi de görünmüyor kuklacı da...hatta kukla kendini öylesine kaptırmış ki, kukla olduğunu unutmuş giydirme şahsiyet kazanmış gibi...seyreden ise hiç birinin farkında değil !... Bu tespit ile giriş yaptık mevzuya, tam olarak içinde yaşadığımız "illüzyon çağının" ve modern insanın varoluşsal trajedisinin kalbine dokunuyoruz bu yazıda. Bahse konu sözün ruhundan ilham alarak, bu derin fikri ve ardındaki manzarayı şu şekilde devam ettirelim: Görünmez İplerin Çağı: Şahsiyet Sanrısı Eski zamanlarda seyirci, izlediği şeyin bir kurmaca olduğunu bilirdi. Kuklacı perdenin arkasındaydı, ipler bazen ışıkta parlardı; sahne ile hakikat arasında estetik bir mesafe vardı. Seyirci oyunu izler, hissesini alır ve evine dönerdi. Kukla da kukla olduğunu bilirdi, çünkü varlığı ancak o görünür iplerin gerilmesiyle can bulurdu. Ya şimdi? İpler o kadar inceldi, o kadar şeffaflaştı ki; artık onları görmek için göz değil, çok derin bir basiret ve şuur gerekiyor. Kuklacı sahnede değil, kuliste değil; bizzat kuklanın zihninin iç çeperlerine gizlenmiş durumda. Algoritmalarla, dayatılan modern paradigmalarla, konfor alanlarıyla ve sahte başarı illüzyonlarıyla örülmüş bu görünmez ipler, kuklaya yukarıdan aşağıya değil; içeriden dışarıya doğru hareket yaptırıyor. Kuklanın Trajedisi: "Giydirme Şahsiyet" En tehlikeli esaret, esir olduğunu bilmeyenlerin esaretidir. Bugünün insanı (modern kukla), kendisine sunulan hazır şablonları, düşünce kalıplarını, beğenileri ve hatta isyanları bile kendi hür iradesiyle seçtiğini zannediyor. Üzerine geçirilen kimliği, o "giydirme şahsiyeti" o kadar çok benimsiyor ki; aynaya baktığında bir
Farkındalığın laneti.
Çok fazla şey gören kişi hiç bir yere ait olamaz, işte farkındalığın laneti budur" demiş #Nietzsche Bir kez yüzeyin altındakileri görmeye başladığında, dünya artık o kadar basit görünmez... İnsanların oynadığı oyunları, sahte özgüvenlerini, gizli niyetlerini fark edersin. Toplumun yalan katmanları üzerine kurulu olduğunu ve çoğu insanın bir koyun sürüsü gibi hareket ettiğini görmezden gelemezsin... Bu yüzden konuşmayı bırakırsın gözlemlemeye başlarsın. Ve bu yüzden, ait olmayı bırakırsın. Başkalarından daha iyi olduğun için değil,sonunda neler olup bittiğini anladığın için. Her şeyi görürsün ve sadece bunun bir parçası olamazsın. Farkındalık seni izole eder ama berraklığın bedeli budur. Kalabalığı kaybedebilirsin ama kendini bulursun...
Felsefe