Din olgu mudur, yoksa algı mıdır? Din, merkezi anlamda olgudur. Dini algı olarak kabul ettiğimiz andan itibaren, dinin bütün kurallarını kendi anlayışımıza göre yenileyebileceğimiz düşüncesine kapılırız. Algı merkezli yaklaşım, dini sabit hakikat olmaktan çıkarıp kişisel yorum alanına indirger. Batı dünyasında yakın dönemde geliştirilen bu söylem, Müslüman dünyada da "Herkesin kendine göre dini anlayışı vardır." ifadesiyle yaygınlaşmıştır. Bu yaklaşım dini, olgu olmaktan çıkarıp yoruma açık duyarlılık alanına dönüştürmektedir. Oysa din, olgunlaşmış olarak elimize ulaşmıştır.
Uykunun Formülü
Uykunun Formülü, uyku düzeni, beynin çalışma sistemi ve kaliteli uykunun insan hayatına etkilerini anlatan kişisel gelişim tarzında bir kitap. Kitapta; stres, günlük alışkanlıklar, düşünce yapısı ve biyolojik ritmin uyku üzerindeki etkileri sade bir dille ele alınıyor. Daha verimli, dinç ve sağlıklı bir yaşam için uykunun önemine dikkat çekiyor. Yorum için kısa bir cümle istersen şunlardan birini kullanabilirsin: * “Uykunun sadece dinlenmek değil, hayat kalitesini belirleyen önemli bir unsur olduğunu anlatan faydalı bir kitap.” * “Akıcı diliyle uyku düzeni ve zihinsel denge hakkında düşündüren bir eser.” * “Uyku problemlerine farklı bakış açısı kazandıran, okunması kolay bir kitap.” * “Hem bilimsel hem günlük hayata dokunan bilgiler içeren etkileyici bir çalışma.”
Duygu ve Düşünce
Reklam
ilginç olan şey (...) size büsbütün yabancı birinin, kişisel görünüşünüzle ilgili hakaretamiz bir yorum sayılabilecek bir lakapla size seslenmeye hakkı olduğunu düşünmesiydi.
Alıntı
Anlamlı bir hayat, bütün sıkıntı ve neşelerden, dini tertiplere dayalı bir birlik meydana getirebilmek demek. Bu çabalar kişisel olmakla beraber, başkalarına da sirayet ettiği için, arkadaşın iyisinin seçilmesi, âlimlerle beraber olunması, mecbur olunsa bile şerli muhitlerde bulunulmaması öğütlenmiş. Ancak insanların kendi gidişatlarını sırf öğütlere bakarak düzenlemekten yoksun oluşları yüzündendir ki, ya bizzat kendilerine ya da yakınlarına veya benzerlerine gelip çatan elle tutulur musibetler, bir terbiye aracı olarak ortaya çıkmış.
“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.”
Alıntı
Reklam
Reklam