Puan vermedi·952 syf.··
2026 31. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:18
Bazı romanlar öyle bir cümle ile başlar ve öyle bir cümle ile biter ki;bende ‘’Anna Karenina’’romanın cümlesi ile başlayıp ‘’ Middlemarch’’son cümlesi ile bitireyim "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Herkes birbiri ile mutlaka bir yerde bir iletişimi vardır metaforu ile başlayan uzunca bir roman.. Kasabadaki her birey, farkında olsun ya da olmasın, birbirinin hayatına dokunur. Birinin mali çöküşü, diğerinin evliliğini; birinin dedikodusu, ötekinin kariyerini etkiler. Eliot, toplumu biyolojik bir organizma gibi ele alır. Middlemarch, büyük kahramanlıkların veya tarihi zaferlerin romanı değildir. Aksine, "isimsiz ve sıradan hayatların" dünyaya yaptığı katkıyı yüceleştirir. Romanın o meşhur, sarsıcı final cümlesi eserin tüm özünü özetler: "Dünyanın iyiliği, kısmen tarihe geçmemiş eylemlere bağlıdır; eğer işler sizin ve benim için olduğu kadar kötü gitmiyorsa, bu yarıda kalmış sadık hayatlar yaşayan ve kimsenin ziyaret etmediği mezarlarda dinlenen insanlar sayesindedir." George Eliot, hayatta büyük ideallerimizin çoğunun toplumsal gerçeklerin duvarına çarpıp kırılacağını, ancak yine de şefkat, empati ve küçük de olsa doğru eylemlerle yaşamanın hayatı anlamlı kıldığını söyler. Döneminin ötesinde bir psikolojik derinliğe sahip olan bu eser, bugün bile insan ilişkilerini anlamak için en iyi rehberlerden biri olabilir...
MiddlemarchGeorge Eliot · Yapı Kredi Yayınları · 2025533 okunma
Puan vermedi·%80 (194/240 syf.)·
Merhaba vegan değilim ve kitabı hayvan hakları hakkında bilgimi geliştirmek istediğim için aldım. incelememi kısmen ortalardayken yazacağım belki ikinci bir tane daha eklerim. Öncelikle kitabın ilk 90 sayfası veganlığı diğer insanlara anlatmak üzere iletişim tavsiyeleri veriyor burasının bana henüz çok bir katkısı olmadı ancak ikinci bölümde düşük gelirli topluluklarda vegan aktivizmi üzerine ilginç yazılar var. Özellikle eklenen Türkiye'de dezavantajlı gruplarda vegan aktivizmi kısmını çok başarılı buldum eksiksiz bir şekilde her noktaya değinmişler, işte altyapı eksikliği olsun, bizim kültürel olarak bu ideolojiye uzaklığımız olsun vb. Daha ileri kısımlarda hoşuma gitmeyen iki nokta oldu öncelikle birincisi: ben köpeklerin (fırsatçı etçiller) ve kedilerin (ya da herhangi beslediğiniz et tüketen bir hayvanın) böyle bir etik duruşta bulundurulmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Köpekler için beslenme cinsten cinse tartışılır olsa bile kedilerde taurin aminoasidi yetersizliği körlüğe ve kardiyomiyopatiye sebep olabilir. Taurin dediğim aminoasit ise çok yüksek oranlı bir şekilde hayvansal besinlerden elde edilir. Kısacası herhangi bir kedinin hayvansal gıdadan arı bir diyetle beslenmemesi gerekiyor. İkinci muhalefet olacağım nokta ise sayfa 149da iki sunucunun arasındaki muhabbet üzerine. Öncelikle tartıştıkları konu 2014te Robinson adındaki bir adamın kedi tekmeleyerek kamuoyunda infiale sebep olması üzerinedir. Sunucu 1, sunucu 2'ye şu ifadeyi kuruyor "sen et yediğine göre başka hayvanların ölümünde doğrudan rol alıyorsun o zaman robinsondan neden daha beter olmayasın?" İnsanın kediye duyduğu empati ve yediği hayvana duyduğu empati doğduğu anda gelmedi, bin yıllar süren bir süreç sonucunda şekillendi ve genetiğine işledi. Kediler ve köpekler evcilleştikleri süre
Hayvan Haklarını SavunmakGary L. Francione · Yeni İnsan Yayınevi · 20244 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Spoi icerebilir
8/10
·330 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:59
yani iyi hostu ama neden surekli dolandira dolandira anlattığını anlamadim ama sonda bilimsel ve hukuksal olarak açıklamasının olmasi cok hosuma gitti onun disinda kismen tahmin edilebilir bi son ama gayet guzel kurgu
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,6bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:05
Merhabaa! Çok sevdiğim bir yazarın yine elinizden bırakamayacağınız kadar sürükleyici bir kitabıyla geldim: Kusursuz Çocuk. Cass ailesi dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bir hayata sahiptir. Anne, baba, oğulları Liam ve kızları Hannah ile mutlu bir aile tablosu çizerler. Ancak Liam’ın geçmişte okullarında yaşadığı olaylar ve ailesinin bile tam olarak çözemediği karanlık yönü, herkesi zaman zaman endişelendirmektedir. Bir gün Liam, Olivia adında bir kızla dışarı çıkar. Ertesi sabah Olivia ortadan kaybolunca tüm şüpheler Liam’ın üzerine yönelir ve olaylar hızla bambaşka bir hâl alır. Yazar, her zamanki gibi ters köşeleriyle okuru şaşırtmayı başarıyor. Ben sonunu kısmen tahmin etmiş olsam da kitabı elimden bırakamadım. Sayfalar su gibi akıp gitti. Gerilim ve psikolojik gizem türünü seviyorsanız, Kusursuz Çocuk kesinlikle şans vermeniz gereken kitaplardan biri.
Kusursuz ÇocukFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 2026827 okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2026 34. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:35
Fırat Mollaer bu kitapta siyasi düşünceler tarihi kitaplarında sıklıkla karşılaştığımız halinin aksine siyasetin yalnızca felsefeden ibaret olmadığını, tragedyaların, şiirlerin yani edebiyatın da siyasetin kapsamında olduğunu iddia ediyor çünkü bunlar da insanların ortak yaşamı anlamlandırma biçimleri aslında. Dolayısıyla, yalnızca felsefeyi alıp edebiyatı dışlamak, büyük bir kaynağı yok saymak anlamına gelir ki bu da siyasal düşünceyi büyük ölçüde Antik Yunan felsefesiyle başlatan ve felsefe dışındaki düşünme biçimlerini dışlayan yerleşik anlatının temelini oluşturur. Mollaer, oryantalizme de karşı çıkarak siyasetin Sümer'de izini sürüyor ve bu bağlamda Gılgamış gibi destanlarda siyaseti anlamaya çalışıyor. Oradan hareketle Yunan tragedyalarından siyaseti okuyor. Böylece siyasal düşünce tarihini filozofların görüşlerinin kronolojisi olmaktan çıkarıyor. Bunu yaparken yöntem meselesine değiniyor ve yöntemin ontolojik ve epistemolojik bir tercih olduğunu vurgulayarak hangi metnin siyasal düşünce kapsamına alındığının yöntemsel bir karar olduğunun altını çiziyor. Böyle bir düşünce tarzı Mollaer'e özgü değil elbette, son yıllarda akademik camiada benzer analizler yapılmakta. İktidarın nasıl sürdürüldüğünü anlamak adına, estetik, ortak duyu, aidiyet, kimlik, anlatı gibi meselelere değinmek gerçekten de önemli. Nitekim, Gramsci'den hareketle, insanlar yalnızca zorlandıkları için değil, aynı zamanda belirli bir dünya görüşünü makul, doğal ve doğru buldukları için yönetilirler. Bu sebeple düşüncenin tek biçiminin kavram olmadığına, siyasal düşüncenin önce yaşandığına, sonra belki de kısmen kavramsallaştırıldığına dikkat kesilmek gerek.
Modernlikten Önce SiyasetFırat Mollaer · Dergah Yayınları · 20261 okunma
Yıkımlarla Taşan Bir Coğrafya da Yalnız Bir Sultan
10/10
·648 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 01:01
Osmanlı tarihinin en çok tartışılan, kutuplaşmış ideolojilerin gölgesinde ya tamamen yerilen ya da kusursuzlaştırılan figürü II. Abdülhamid’i anlamak, her şeyden önce onun üzerindeki tarihi kalın perdeleri kaldırıp insani yönüyle yüzleşmeyi gerektirir. François Georgeon’un kaleme aldığı Sultan Abdülhamid biyografisi, nesnel yaklaşımıyla buna harika bir zemin hazırlıyor. Ancak bu eseri, satır aralarında kaybolarak, altını çizdiğimiz can alıcı vurgular ve hissettiğimiz derin empati üzerinden okuduğumuzda, karşımıza ideolojik kalıpların çok ötesinde; yalnızlık, hüzün, büyük idealler ve coğrafyanın getirdiği amansız bir çaresizlikle yoğrulmuş trajik bir lider portresi çıkıyor. ​Abdülhamid’in saltanat yıllarındaki o meşhur "şüpheci" ve "merkeziyetçi" yönetim tarzının köklerini anlamak için, Georgeon’un da altını çizdiği gibi, onun travmatik gençlik yıllarına inmek gerekir. Daha tahta çıkmadan önce etrafı şüphe duvarlarıyla örülmüş bu şehzade, kendi gençliğini "Gençliğinde 'saltanat için bir gün tehlikeli olabilirim korkusuyla beni dünyadan ayırdıkları, hiçbir şey öğrenmeme müsaade etmedikleri için ne kadar bedbaht'..." sözleriyle özetler. Eğitim hakkı bile elinden kısmen alınarak soyutlanan bu bedbaht şehzade, tarihin bir cilvesi ve ardı ardına gelen diplomatik krizler neticesinde bir anda kendini uçsuz bucaksız bir imparatorluğun başında bulur. O, tahtı büyük hırslarla ele geçiren bir fatihten ziyade, imparatorluğun en büyük yapısal krizlerinin tam ortasına fırlatılmış talihsiz bir hükümdardır. ​Bu devasa devlet yükünün ve sert siyasi manevraların arkasında ise, resmi tarih anlatılarının genellikle ıskaladığı, sevgiye aç bir iç dünya gizlidir. Hatıratında geçen "Aile hayatım da kalbimin yumuşak olduğunu, sevgiye muhtaç olduğunu gösterir" ifadesi, sarayın soğuk
Sultan AbdülhamidFrançois Georgeon · İletişim Yayınları · 2012166 okunma