“Kalenderhane Camii de deniyordu adına. İstanbul’da Fatih semtindeydi, Vefa’ya daha yakın. Osmanlı döneminde camiiye çevrilmeden önce Bizans’a ait bir kilise olarak kullanılıyordu. Kilise olarak 9. yy’a kadar uzanıyordu tarihi. Theotokos Kyriotissa diyorlarmış o zamanlar, ‘Tanrı’nın Annesi,’ yani.
İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet bu yapıyı Kalenderi Dervişlerine tahsis etmiş. Dervişler burayı Zaviye ve İmaret (tekke ve hayır kurumu) olarak kullanmışlar, bu yüzden de ‘Kalenderhane’ olarak anılmaya başlanmış. 18. yy’da bu tekkeyi camiiye dönüştürmüşler.
Ne var ki zaman içinde yangın ve depremden zarar görmüş. Restore edilmiş, sonra minaresine yıldırım düşmüş yıkılmış. Bir süre terk edilmiş bu yapı.
1968 yılında Harvard ve İTÜ’nün ortak çalışmalarıyla bir kez daha restore edilerek ibadete açılmış.
Başına gelmeyen kalmamış yani. Yangın, deprem, yıldırım.. Lanetli olsa yok olur giderdi, silinip gitmemiş tarih sahnesinden. Ama tehlikeli olmasa, kader de bu kadar üzerine gitmezdi, değil mi?
Belki de bir görevi var ve hâlâ bunun için ayakta.”
(Her Karşılaşma Bir Mesajdır / s. 58’den alıntı)