4/10
·112 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 21:56
4/10 Bugün elimde, bittiğinde bende kocaman bir nötrlük ve duygu boşluğu bırakan bir kitap var: Melanie Klein, Melanie Klein! Neden 4 puan verdim? Neyi sevdim önce ondan başlayayım. Kitap akıp gitti ama bende hiçbir iz bırakmadı, ta ki o son sayfalara gelene kadar. Romanın genelindeki o hissizliği kıran ve aklımda yer eden tek yer, kitabın kederli sonu oldu. Daha en başından aslında ipuçları verilen, o kaçınılmaz ve buruk son, kitabın geneline kıyasla çok daha gerçekçi ve vurucuydu. İki insanın birbirinin evreninde kaybolmaya çalışırken finalde bıraktığı o kederli tortu, keşke kitabın bütününe de yayılsaydı demeden edemedim. Ayrıca Melanie Klein’ın kuramlarına meraklı olanlar için kısa bir giriş/hatırlatma işlevi görebilir. Psikanalitik kavramlara olan ilgi, okuma sürecini bir nebze ayakta tutuyor. Peki neden hayal kırıklığı? Bu kitabın bende büyük bir hayal kırıklığı yaratmasının çok net sebepleri var. Kitap, Melanie Klein göndermeleri ve iddialı yapısıyla bana çok katmanlı bir psikolojik derinlik vadetmişti. Ancak araya serpiştirilen çizimler ve playlistler, ne yazık ki metnin edebi zayıflığını kapatmak için yapılmış birer makyajdan öteye gidememiş. Karakterlerin dünyası o kadar yapay geldi ki bana, okurken ne aşklarına ne de sancılarına ortak olabildim. En büyük hayal kırıklığı ise finalde saklı. Yazar aslında okura dokunabilecek kederli bir son yazmış; ama bunu tüm hikayeye yaymak yerine sadece son sayfalara sakladığı için, geçmiş 100 sayfanın ruhsuzluğunu kurtarmaya yetmemiş. Kısacası; bir kitaba dair en zor deneyim, bittiğinde sizde öfke veya büyük bir beğeni gibi güçlü bir duygu uyandıramaması, sizi tamamen nötr bırakmasıdır. Benim için biçimi süslü, vaatleri büyük ama ne yazık ki hayal kırıklığı ile hatırlayacağım bir okuma deneyimi oldu. Her zaman
Melanie Klein, Melanie Klein!Cem Tunçer · Budala Kitap · 2026694 okunma
Hem fantastik kurgu hem de karakter hikayeleri açısında şaheser!
9/10
·448 syf.··
2026 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 06:08
·
Kızıl Yükseliş serisi benim (serinin ilk 3 kitabını) 3. defa okuyup bitirdiğim bir seri oldu. İncelemesini yazmak şimdiye nasibmiş. Öncelikle bu kitaba dair konuştuğum bazı insanlar seriyi sevmelerine rağmen ilk kitabın özellikle giriş kısmını sıkıcı bulduklarını söylediler ama ben buna şahsi olarak hiç katılmıyorum. Kitabın başlangıç kısmı tam bir distopyanın başlayabileceği en iyi şekillerden birinde başlıyor ve karakterin hikayesini benimsemek adına benim için gayet mükemmel bir girişti. Genel kanı 2 ve 3. kitapların ilk kitaptan daha iyi olduğu yönünde sanırım ama benim için ilk kitabın akademi kısımlarıyla beraber serinin ilk 3 kitap arasında en iyi kitap olduğu yönünde. 2 de mükemmel bence ama 1 ondan bir tık önde. Oldum olası derin bir karakter backgrounduyla birlikte akademi hikayelerine hep bayılmışımdır. Kingkiller Chronicle, Kan Şarkısı, Test, Uyumsuz gibi fantastik kurgu akademi serilerinde de o gelişim insan ilişkileri karakterin çocukken kişiliğinin gelişimi vs hep aşırı zevk aldığım bir tür olmuştur. Bu seri genel anlamda Brandon Sanderson serileri (özellikle Sissoylu ve Stormlight Archive) ve Kingkiller Chronicle ile beraber benim için en efsane fantastik kurgu serileri arasında en başta gelir. Basitçe spoilersız hikaye olarak; gelecekte geçen, distopik bir toplumda kast sistemi benzeri bir sistemin var olduğu ve insanların fizyoloji ve genetiklerinin dahi bu sisteme göre oynandığı bir ortamda Altın'lar toplumun mutlak yöneticileridir. Genetik olarak insan ötesi şekilde güzellik, güç ve atletizm ile ileri teknoloji ve insan yönetimi alanında da çok öndedirler. Kızıl, Mor, Beyaz, Yeşil, Turuncu gibi diğer kast grupları ise mutlak yönetici altınların hizmetinde diğer işleri yaparlar ve Altınlar da onları kendilerinden ve insanlığın kötülüklerinden
Kızıl YükselişPierce Brown · Pegasus Yayınları · 20152,530 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Savaşın Arka Planını hiç Okumamıştım
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 23:46
Kitap öncelikle çok rahat ve eğlenceli akıyor. Okurken sıkılmadım keyif aldım. Yazımı basit anlamı kolay. Olumsuz bir hususla karşılamadığım gibi gerçeklerin aynı şekilde yansıtıldığını düşünüyorum. Bir olayın nasıl olduysa o şekilde aktarıldığı bence objektif bir kitap. Tek garipsediğim olay bütün kitap boyunca sadece 35 kere Atatürk kelimesi geçerken hemen hemen her sayfada Enver ismimin geçiyor olması. Bize öğretildiği mi farklı? Yoksa gerçek bambaşka bir şey mi? Ben bu kitapta milli mücadele dönemini sorguladım. Şahsen sağ sol veya muhafazakar veya yenilikçi kesimlerin bu iki şahsiyet üzerinde söyledikleri bu kitapta karışıyor. Türk Tarih Kurumu objektif bir tarih yazacağına inandığım için bu durumun doğru olduğunu düşünerek kendi içimde milli mücadeleye bakışım değişti. En bariz örneği Almanya yenildiğinde müttefikimiz olduğu için bizde yenildik sözü katiyen bir yalan olduğu veyahut Atatürk'ün bir çok konuda Enver ile dost ve birlik içinde olduğu gibi daha bir çok konunun uydurulmuş gerçekler olduğunu bu kitap sayesinde anlamak zor değil. Sözün kısası bu kitabın ilk bölümü Avrupa esasına dayanırken ikinci bölümü Osmanlı esasında. İlk bölümde Avrupalıların Türkler ve Osmanlı için düşündüklerini okumak bir yandan ilginç bir yandan üzücü zira savaşın başında Orta Doğu ve boğazlar dışında İtilaf Devletlerinin Osmanlı'dan bir beklentileri yok lakin yalnış emir komuta yalnış yönetim ve birazda hırs bütün Osmanlı Devleti'nin kötü bir şekilde sonlanmasına vesile olduğu görülüyor. Şüphesiz önereceğim bir kitap. Zaten hali hazırda Türkçe literatürde bir çok konu ve alanda giriş seviyesi kitap eksikliği vardı. Bu eksikliği TTK'da fark etmiş olacak ki "Genel Okuyucu Dizisini" bizlere sunmuş bulunuyor. 100 adet giriş seviyesi tarih alanından olacak şekilde güzel bir kitap
1000Kitap
Birinci Dünya SavaşıÖnder Duman · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 202532 okunma
9/10
·162 syf.··
2026 38. kitabı
Kitabı hep duyar, yurtdışı görsellerinden görürdüm bizde de çıkması gerçekten hepimizi çok mutlu etti. İlk kitaba bir giriş yapcam ama sonrasını toplu paylaşcam. Kitap öyle bir kitapmış ki, asla elinizden bırakamıyorsunuz. Lana'ya geçmişi için üzülürken şimdiki zaman içinde öyle bir gurur duyuyorsunuz ki ve evet bir katil olmasına rağmen. Her duyguyu size öyle bir yaşatıyor ki kitap, emin olun öldürdüğü her dangalağa bir bıçakta sizin saplayasınız geliyor, çünkü hepsi ş*refsiz hepsi o. çocuğu... Öldü zannedilen bir kız, ama öldü sanılmadan önce yaşadıklarını bir okusanız ilk kitapta bahsedip seri devamında yaşanılanlar öyle bir igrençliğe, acımasızlığa bürünüyor ki, yemin ederim o kız nasıl hayatta kaldı diyorsunuz. Lana, on yıl önce babası, abisi ve kendisine yapılanlardan sonra tek başına hayatta kalıp, dünyalar iyisi abisinin tek ricası olan 'intikam' sözüyle hayata tutunur. On yıl boyunca abisi gibi gördüğü ve abisini seven Jake ile öyle planlar yaparlar ki, böyle bir kurgu yok gerçekten. Her şeyi önceden bilip ona göre adım atmak, öfkesini içinde büyütmek, duygularını kontrol altına almak, bütün dövüş sanatlarına hakim olmak. On yıl boyunca o kadar hırsla gelmiş ki, listesindeki isimleri öyle bir öldürüyor ki, bir yandan mideniz kalkarken bir yandan da içinizin yağları eriyor. İşte böyle bir katil Lana, zamanında ona ve ailesine yapılanları o sessiz kalan kasabaya ödetecek, o kasabayı yerle bir edip yangın yerine çevirecek. Peki böyle biri, tamamen tesadüfle, cinayetlerini inceleyen, katili arayan (yani Lana'yı) bir FBI ajanına kalbini kaptırırsa neler olur? Logan; bir profilci, kıdemli bir ajan. Lana'dan öyle bir etkilenir ki, evet bir hikayesi vardır Lana'nın, onu tam çözemez ama tek bildiği işiyken şimdi önceliği belki de Lana olarak değişmek
Mindf*ck 1: RiskS. T. Abby · Artemis Yayınları · 2026535 okunma
Surprise Motherf**kers!
10/10
·719 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
Bu incelemeyi yazmak uzun zaman aldı. Psikolojik olarak o havanın üzerimden kalkmasını beklemem lazımdı. The Butcher's Masquerade belki de serinin şu ana kadar okuduğum EN İYİ kitabı. HALA bu serinin neden bir yayınevi tarafından alınmadığını anlamış değilim. Yani ottan b*ktan o kadar çok şey çevriliyor ki böyle bir harikalar diyarının ısrarla geride kalmasına akıl erdiremiyorum. Uzaylı distopyası ve komedi unsurları içeren böylesine kral bir seri başka nerede var sevgili yayınevi çalışanları? Her neyse... Gelelim biricik Carl ve Donut'ın maceralarına. Beşinci kitap, zindanın altıncı katı; The Hunting Grounds. Namıdiğer Avlanma Alanı. Adından da anlaşılacağı üzere av ve avcı mantığı üzerine kurulmuş, her üç katta bir devasa bir prodüksiyonun zindanı yerinden oynattığı o nadir seviyelerden biri. Carl beyefendinin ilk hamlesi ile kitaba zaten dehşetül vahşet bir giriş yapıyoruz. Yani ilk sayfalardan böylesine yüksek bir aksiyonla başlanılması genel anlamda kitap için bir fikir oluşturuyor. Halihazırda asla aksiyonun bitmediği bir seride aksiyon bu sefer sınırları zorluyor desem yeridir. Biliyorum, şu zamanlarda bu incelemeleri okuyan öyle çok kişi yok. Bir kez daha bunu yayınevlerinin alıklığına veriyorum. Yoksa sekiz kitabı bir hafta içerisinde bitirecek öyle çok manyak var ki... Buraya incelemeleri okuyup kitaplar hakkında biraz da olsa bilgi almak için uğrayacak onca kişi için ben şimdiden tatlı bir girizgah hazırlıyorum kendimce. İyi veya kötü, en azından ben Carl'ın izinden gidiyorum kardeşim. Bir nevi Anarşistin Yemek Kitabı'na bırakılan notlar gibi... Ben de sizin eski zindan gardaşınızım. Gelelim bu kitapta olan genel olaylara. Öncelikle artık diğer gezegenlerden olan uzaylı psikopatlar oyuna dahil olabilecekleri bir alana sahipler. Yani spor niyetine bu
The Butcher's MasqueradeMatt Dinniman · Independently Published · 20221 okunma
Bu sefer olmadı...
5/10
·312 syf.·
2026 21. kitabı
"İçinde bilim yok. Gelecekte de geçmiyor. Bilimkurgu gelecekle ilgilenir, özellikle de bilimin şimdikinden ileri olduğu bir gelecekle. Kitap her iki öncüle de uymuyor." Giriş cümlem kitaptan. Ama bu kitap için değil, kitabın kurgusu içinde yer alan başka bir kitap için söylenmiş. Ben de "ne fark eder ki" diyerek bunu bu kitap için söylemek isterim doğrusu. Çünkü kurgumuz ne gelecekte geçiyor, ne de içinde bilime dair bir şey var. Bu sebepten, arka kapakta yer alan, "bilimkurgunun mihenk taşlarından biri" ibaresini ciddiye alamıyorum maalesef. Hugo En İyi Roman Ödülü'ne ise anlam veremedim. Ya ben kitabı anlamadım, ya da o sene doğru düzgün rakip bulamayan, şartların olumsuzluklarından faydalanıp şampiyon olan Başakşehir misali bu kitap da ödülü kapıvermiş. Kurgunun temelinde alternatif bir evren teması var. İkinci Dünya Savaşı'nı Naziler ve Japon İmparatorluğu kazanmış. Buna benzer bir senaryoyu daha önce Swastika GeceleriSwastika Geceleri kitabında okumuştum. Ki bu kitaba göre daha eski bir kitap. Onda da temel olarak köleleştirilmiş kadınlar anlatılmaktaydı. Lakin o kitapta bile bu kitaba nazaran daha çok hissetmiştim Nazi iktidarının etkisini. Burada ise Nazi tarihinden birkaç ismin iktidar mücadelesinden şöyle yüzeysel bir geçiş yapılıyor, onun dışında kurgudaki karakterlerimiz siyasi konjonktürden ya yüzeysel bir şekilde etkileniyor ya da hiç hissetmiyorlar bile başta kimin olduğunu. Hani bu hissiyata vardığımda da "düzen değişse de düzülen değişmiyor" demekten kendimi alamadım doğrusu. Karakterler ve kurgunun akışı üzerinden birkaç cümle etmek gerekirse de, birkaç farklı karakter var. Bunların neredeyse hepsinin birbirleriyle bir şekilde yolları kesişiyor ama hikayeleri öylesine kopuk ki, yani ne desem bilemiyorum. Spoiler da vermek istemiyorum çok (ama gaza gelip fikrimden
Edebiyat
Yüksek Şato'daki AdamPhilip K. Dick · İthaki Yayınları · 20251,226 okunma