Direk kitabın ortasından konuşmak istiyorum.
George ve Lennie’nin dostluğu, alışılmış bir dostluk değildir. Biri aklıyla, diğeri kalbiyle yaşar. Ama birbirlerini tamamlarlar. George bazen yorulur, bazen kaçmak ister. Lennie ise sadece yanında kalmak ister. Bu yüzden onların bağı kusurludur ama gerçektir. Belki de bu yüzden bu kadar etkiler bizi.
Kitabın en güçlü yanı umut duygusudur. Küçük bir çiftlik hayali… Özgür olmak, kimseye muhtaç olmamak. Aslında çok basit bir istek. Ama o kadar uzaktır ki… Onlar bu hayali tekrar ettikçe, okuyucu hem inanır hem de içten içe bunun zor olduğunu hisseder.
Ve sonra hayal kırıklığı gelir. Sessizce. Bir anda değil, yavaş yavaş. Hayat, onların hayaline izin vermez. En çok da bu acıtır: Hayalin güzel olması, onun gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Kitap bittiğinde geriye şu kalır:
Bazı insanlar hayal kurmak için yaşar, bazıları ise o hayalin içinde tutunmak için.
Kısa bir hikâye… ama insanın içinde uzun süre kalır. Kesinlikle okumaya değer bir kitaptır.