Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilenler için bir şafak var ki ne kadar da sıradanmış meğer. Hadi aç gözlerini aç yüreğini. Güneşi bizim gözümüzle göremeyen o kadar çok insan var ki.
Roman, Tevrat’taki Kabil ve Habil hikayesini merkezine alıyor ancak klasik anlatının çok ötesine geçiyor. Saramago’nun Kabil’i yalnızca kardeşini öldüren bir figür değil; sorgulayan, itiraz eden ve otorite karşısında susmayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kitap boyunca Kabil’in farklı kutsal olayların içine sürüklenmesi, okuyucuya yalnızca bir karakter yolculuğu değil, aynı zamanda din, ahlak ve insanlık üzerine felsefi bir sorgulama sunuyor.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri Tanrı tasviri. Saramago, Tanrı’yı geleneksel kutsallığın dışına çıkararak zaman zaman sert, öfkeli ve çelişkili bir figür gibi gösteriyor. Özellikle İbrahim’in oğlunu kurban etmeye çalıştığı sahneler ya da Nuh Tufanı gibi anlatılar üzerinden, “İlahi emir her zaman ahlaki midir?” sorusunu cesurca gündeme getiriyor. Bu yönüyle kitap, bazı okuyucular için rahatsız edici olabilir; çünkü Saramago’nun amacı okuyucuyu rahatlatmak değil, düşünmeye zorlamak.
Bence romanın en güçlü tarafı, kesin cevaplar vermemesi. Saramago, Kabil üzerinden yalnızca dini değil; otoriteyi, itaati ve insan vicdanını sorguluyor. Kitabı bitirdiğinizde elinizde net bir cevap değil, güçlü sorular kalıyor. Ve belki de romanın en büyük başarısı tam olarak bu.
Keyifli Okumalar.
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,2bin okunma
+ Tanrı onu sınamak için oğlu İshak'ı öldürmesini emretti, bence,eğer efendi kendisine inanan kişilere güvenmiyorsa, bu durumda bu kişiler neden efendi'ye inanmalı, anlayamıyorum.
- Tanrı'nın niyetlerine akıl sır ermez, biz melekler bile onun düşüncesine nüfuz edemeyiz.
+ Efendi'nin niyetine akıl sır ermediği şeklindeki bu nakarattan yoruldum, cevabını verdi Kabil. Tanrı sürekli olarak kendini ürkünçlüğün, kaygının içine kapamak yerine billur gibi şeffaf ve berrak olmalı, kısacası, tanrı bizi sevmiyor.