Duydum hastalanmışsın, çok büyük geçmiş olsun,
Hırsınla hırpalanan bedenin şifa bulsun
Temenni ederim ki, ameliyatta doktor,
Kalan vicdanını da kesip atmamış olsun.
Millet seni bekledi Sultan Fatih’ten beri
Padişahım sayende tarihe döndük geri.
Suriye’yi fethettin, titrettin İsrail’i
Umarım Amerika bundan ders almış olsun
Devrinde ne konuşan, ne kitap yazan kaldı
Hırsızın , uğursuzun dosyaları aklandı
Hainler Silivri’ye, Hasdal’a postalandı
Korkarım, zulmedecek kimse kalmamış olsun.
Bin değil, yüzbin Mele az gelir memlekete
Kurulmalı tez elden her köye bir medrese
Örtülü ödenekten yesinler kese kese
Her cemaat payını hakça bölüşmüş olsun.
Sayende sindi terör, sıfır sorun netleşti,
Hem Sarkozi hem Merkel Karşında cüceleşti
İran demokrat oldu, Mısır tam Laikleşti
Dilerim ki ümmetin dehanı sezmiş olsun.
Özel Mahkemelerin el atıyor her işe
Okunuyor rakibin beynindeki düşünce
Muhalefet yönünden ters bir rüzgar esince
Sabaha karşı eve polis gelmemiş olsun.
Onun (II.Abdülhamid) açısından önemli olan, soyut olarak temel bir kanuna (Kanun-ı Esasi) karşı olmak değil, hilafet-saltanat karması bir rejimi kanunlaştıracak, pekiştirecek somut bir kanunun yapılmasıydı.Osmanlı geleneğinde hilafetin devlet başkanlığına yapışık yasal bir niteliği yoktu. Kanun-ı Esasi ona bunu sağlayacaktı.
Kahvehaneler, Osmanlı ülkelerinde, özellikle İstanbul'da cami ve mescidin yerini alan ilk siyasal dedikodu, hatta fesat yuvaları oldular. Daha kötüsü, kahvehaneler ve meyhaneler reayanın uğrağı, eğlenme ya da dinlenme yeri olmaktan çok, hükümet için korkunç gücün, yeniçerilerin ve Bektaşilerin ayaklanma karargahları haline gelmiştir.
Din,geleneğin en son sığınağı,en son kalesidir. Aslında toplumun eski yaşayışının kökeninden gelen birçok alışkanlıklar,kolaylıkla din gereği imiş gibi nitelik kazanırlar.