Bu incelemeye nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Bu kitabı okumak, sadece bir okuma eylemi değil, Ahmet Uluçay'ın yaşamına şahitlik etmek. Acıların içerisinde, yürek sancılarıyla kıvranmak. Kendimden o kadar çok satır buldum ki, kendi günlüğüm olsa yadırgamazdım. Fakat sağlık... Sağlık ne kadar büyük nimet. Bizler ne kadar nankörüz..
Acılar, sancılar, yalnızlık, yoksulluk hangi acıyı arasak Uluçay'ın hayatında buluyoruz. Ama dayanıyor, sabrediyor, çabalıyor, isyan etmiyor. Elinden ve vücudundan geleni yapıyor. İnsan kalabalığının içerisinde yalnızlığını, kimseye kendini anlatamamayı, çok şey yapmak isterken hiçbir şey yapamamayı, yani Ahmet Uluçay'ı anlıyorum.
Sinemamızın doğal yönetmeni. Para içinde yüzen sinemacılara inat köyünden sinemayı seven ve sevdiren adam.
Günceyi okumak değildi bu bir insanın yüreğinden geçenleri okumaktı. Filtrelenmemiş, duyarlı ve hassas bir kalpten dökülen cümleleri okumaktı. Samimi, içten ve doğal. Yaşamakla tanışıyor insan bu satırları okuyunca.
İncelenecek olan kitap değil, Uluçay'ın hayatı. Okurken kendimi hep Uluçay'la beraber oturuyor, yazıyor ve acı çekiyor buldum. Odasında üşüdüm, nöbetler geçirdim, acılar çektim. Kitap sadece okunmuyor, yaşanıyor.