Kitâbiyat

Kitâbiyat
@kitabiyyat
ilgi çekici fakat çarpıtıcı
Puan vermedi·420 syf.··
2024 36. kitabı
Ebusuud Efendi'nin Osmanlı'da hukuk işleyişi ve yapısına ilişkin ilgi çekici bir eser. Ebusuud'un şahsi hayatı ve hukuk alanına etkilerine ilişkin farklı bilgiler içeriyor. Kitapta, her zaman karşımıza çıkan sorunla burada da karşılaşıyoruz: Müslüman olmayan yazarların İslamı ve İslam hukukunu kavrayamamaları sebebiyle olaylara, kurallara yaklaşımlarının taraflı olması ve farklı görüşlerin söz konusu olduğu durumlarda en uç ve işlerine en çok gelen görüşü tercih etmeleri. Yazarlar olaya tamamen maddeci ve pozitif hukuk anlayışının etkisinde bakıp İslam hukukunu da buna göre değerlendiriyorlar. Nitekim kitapta da özellikle mehir konusunda en zayıf ve İslama karşı en kullanışlı olabilecek görüş anlamsız bir şekilde beş altı kere, paragrafın en anlamsız yerlerinde sırf kişilere dikte etmek ve zihinlerine yerleştirmek için zikredilmesi de bunun en bariz örneği. Burada çevirmenden beklenen dipnot düşerek farklı görüşler olduğunu belirtip bir açıklama yapmasıdır fakat maalesef böyle bir durumla karşılaşılmıyor. Ayrıca zekat, evlilik ve hırsızlık gibi diğer konularda da ceza ve cezalandırma mantığı tam kavranmadan değerlendirmelerde bulunarak gerçeklikten kopuk görüşler ortaya konmuş. Yine konular hakkında yetersiz bilgisi olan kişilerin daha rahat etkilenebileceği, kafalarının karışacağı su götürmez bir gerçek. Genel olarak yabancı yazarlar tarafsızlık kisvesi altında satır aralarında belli konuları dikte edip, kişileri etkileme çabasında oluyorlar. Yazar da tarihi olarak faydalı bir eser yazmış olsa da bilgi açısında eksik ve manipüle edici hususlar ortaya koyuyor. Bir tarih kitabı olarak değerli, fakat İslam hukukuna dair bilgi sahibi olunarak veya okurken karşılaştırma yaparak okunması daha faydalı olacaktır.
1000k
Şeriat ile Kanun Arasında Ebussuûd EfendiColin Imber · Ketebe Yayınevi · 202221 okunma
Reklam
içimde başka bir iklimde yaşayıp durmanın hüznü
10/10
·243 syf.··
2024 29. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2024 18:22
Bu incelemeye nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Bu kitabı okumak, sadece bir okuma eylemi değil, Ahmet Uluçay'ın yaşamına şahitlik etmek. Acıların içerisinde, yürek sancılarıyla kıvranmak. Kendimden o kadar çok satır buldum ki, kendi günlüğüm olsa yadırgamazdım. Fakat sağlık... Sağlık ne kadar büyük nimet. Bizler ne kadar nankörüz.. Acılar, sancılar, yalnızlık, yoksulluk hangi acıyı arasak Uluçay'ın hayatında buluyoruz. Ama dayanıyor, sabrediyor, çabalıyor, isyan etmiyor. Elinden ve vücudundan geleni yapıyor. İnsan kalabalığının içerisinde yalnızlığını, kimseye kendini anlatamamayı, çok şey yapmak isterken hiçbir şey yapamamayı, yani Ahmet Uluçay'ı anlıyorum. Sinemamızın doğal yönetmeni. Para içinde yüzen sinemacılara inat köyünden sinemayı seven ve sevdiren adam. Günceyi okumak değildi bu bir insanın yüreğinden geçenleri okumaktı. Filtrelenmemiş, duyarlı ve hassas bir kalpten dökülen cümleleri okumaktı. Samimi, içten ve doğal. Yaşamakla tanışıyor insan bu satırları okuyunca. İncelenecek olan kitap değil, Uluçay'ın hayatı. Okurken kendimi hep Uluçay'la beraber oturuyor, yazıyor ve acı çekiyor buldum. Odasında üşüdüm, nöbetler geçirdim, acılar çektim. Kitap sadece okunmuyor, yaşanıyor.
Edebiyat
Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?Ahmet Uluçay · Küre Yayınları · 2018305 okunma
modern devlete salvolar, islami yönetime umutsuzluk aşısı
Puan vermedi·316 syf.··
2024 22. kitabı
Kitabı bir modern devlet eleştirisi olarak ele alırsak kusursuz bir eser. Fakat kitabın ana teması modern devlette İslami bir yönetimin neden var olamayacağını anlatacak izlenimi veriyor. Evet birçok yerde bunu görebiliyoruz fakat bunu İslami yönetimin gözünden değil modern devletin gözünden görüyoruz. Bu bile yazarın temel bakış açısını, temel amacını ortaya koyuyor. İslami yönetimin gerçekleşmesi gerçekleşmemesi yazarın umrunda değil; yazarın istediği modern devleti eleştirmek. Ki bunun da hakkını veriyor. Fakat bakış açısı İslami yönetimi ikinci plana attığında yazarın samimiyeti sorgulanmalı. Nitekim yazar, oryantalist bir yazar ve İslam hukuku profesörü. Buna rağmen kavramları kullanım şekli, kavramlara yüklediği anlam müslüman olmayan birinin İslamı en fazla ne kadar anlayabileceğini bize gösteriyor. Bu İslam hukuku profesörü olsa bile. Örneğin İslamın beş şartını için "ritüel" kavramını kullanması fecaat. Belki de çevirmen tercihidir -ki çeviri de maalesef kötü düzeydeydi-. Namaz ve Hac ibadetleri için belli rükunları olması sebebiyle ritüel kavramı kullanılabilse de Kelime-i Şehadet, Oruç ve Zekat için nasıl ritüel denebilir, çok anlaşılabilir değil. Yine şeriat yaklaşımı geniş bir perspektif sunsa da yazarın durumu tam kavrayamadığı, basit durumları bile sanki ilk kez görüyormuş gibi ortaya koyması enteresan. Kitabın Amerika'da yayımlanması belki bu durum açısından açıklayıcı olabilir. Yazarın neden modern devlette İslami yönetim olmaz yaklaşımı doğru bulunabilir. Ahlaki yaklaşımı, modern devletin ve İslamın insana atfettiği değer, hukuk ve ekonomik yaklaşımlar bunu doğruluyor. Fakat yazar burada yine batılı yazar ve kavramlarla durumu açıklama çabasına girişiyor. Burada yine bakılan göz İslamın ve Müslümanların içerisinden değil bir yabancı göz oluyor. İslami
İmkansız DevletWael B. Hallaq · Babil Kitap · 2019115 okunma
hayaller ve gerçekler arasında akademi..
Puan vermedi·283 syf.··
2024 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2024 20:39
Oğuz Atay'ın muhteşem dili, kurgusu ve hiciv yeteneğiyle yazılmış çok güzel bir roman. Akademinin içerisinde olan biri olarak okurken akademiyi daha çok sevdim. Fakat aynı zamanda akademinin Mustafa İnan gibi ahlaklı, çalışkan yüzüyle iş ahlakından yoksun, tembelleşmiş, yalnızca maddi çıkarın düşünüldüğü yüzünü karşılaştırma imkanı buldum. Şu sözü de akademi açısından çok beğendim: Üniversitenin kutsal kapısından başını dışarıya uzatıp da insanların nasıl para kazanmaya çalıştıklarını merak etmeye başladın mı bu işin sonu iyi olmaz. Mustafa İnan, bizden içimizden biri. Doğuyu olduğu gibi kabul eden ve Batının en ileri olduğu bilim konusunda bile taklitçilikten kaçınan kendi yolumuzu kendimiz çizmeliyiz diyen inanılmaz bir insan. Zekası, yeteneği için söylenecek bir şey yok. Kitapta daha doğrusu bu yaşam öyküsünde ilim, aşk, çalışkanlık, doğallık yani her samimi şey var. Mustafa İnan'ın "düşünebiliyor musun, adam samimi değil." sözü gibi insanları samimiyetine göre konumlandıran bu insanın her şeyi samimi. Kurgu olsa abartı olduğunu düşüneceğimiz hususlar gerçekler olarak karşımıza çıkıyor. Oğuz Atay bize bambaşka tarzda yine inanılmaz bir dille güzel bir eser sunuyor.
Edebiyat
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma
kışkırtıcı, eksik ve keyfi
6/10
·168 syf.··
2024 20. kitabı
Yazar, önsözde temel bir eser ortaya koymaya çalıştığını, çok fazla kaynak belirtmeyeceğini belirtirken bizler bunu neden böyle yaptığını ancak ilerleyen sayfalarda fark edebiliyoruz. Yazar, aklınca bize sunduğu kaynakların yeter derecede olduğunu, bir anlamda da bu konunun muğlak olduğunu düşündürtüyor. Yine akademik mantığın tersine kaynaklarla okuyucunun önü açılmalıyken tam tersine burada okuyucunun önü tıkanmış oluyor. Hz. Muaviye hakkında kısıtlı kaynaklar olduğunu ifade ederken inandırıcılığını yitiriyor. Olumlu veya olumsuz olsun İslam kaynakları bu açıdan geniştir. Yazarın bu tercihi bizi istediği sınırlar içerisinde tutma isteğinden kaynaklanıyor. Yer yer çok güzel tespitler ve bilgiler varken yer yer de İslam tarihinde hiç şüpheye yer bırakmayacak, her kaynakta erişilebilecek bilgilerin yalan yanlış şekilde ifade edildiğine denk geliyoruz. Bunun iki sebebi olabilir. 1- Yazarın yetersiz araştırmaları 2- Tamamen bilinçli, manipülasyon amaçlı kullanım. Yazar kendini her ne kadar tarafsız ve hatta hakikati arayan bir şekilde lanse etse de satır aralarında asıl niyetini belli etmekten alıkoyamıyor. Bu da bize bir hakikati hatırlatıyor: Oryantalistler, şarkiyatçılar ne kadar tarafsız olurlarsa olsunlar yine de İslam'ın karşısında yer alan taraftadırlar. Yine yazar Hz. Muaviye'yi Halife konumundan uzaklaştırıp dünyevi yanını öne çıkararak dini kimliğini törpülüyor ve gözümüzde farklı bir konuma sürüklüyor. Dinden çok bahsetmediğini iddia ediyor fakat günün şartlarında dinden bahsetmemenin imkanının olmadığı gün gibi ortada. Dinden bahsedilmiyorsa da sebebi hayatın her alanının dinle kaplı olması, ayrıca bahsetmeye ihtiyaç duyulmamasıdır. Son olarak dikkatimi çeken husus Hz. Muaviye ile Hristiyanlık arasında bir bağ aranma çabası oldu. Nitekim kendisi Arabın dört
Emevî Devletinin KuruluşuR. Stephen Humphreys · VAKIFBANK KÜLTÜR YAYINLARI · 202224 okunma
Reklam