Altıncı kitabından sonra da Kanadalı yazar Alice Munro hakkındaki görüş ve düşüncelerim hiç değişmedi: Sevgili Munro, çok güzel yazıyorsun ama ben seni bir türlü anlayamıyorum. Kafamı çok karıştırıyorsun, beni okumaktan soğutuyorsun. Sitede genel olarak aldığın puana bakarsak (7,5) sanırım bu iddialarımda haksız sayılmam. Üstelik seni okuyan pek kimse yok gibi de duruyor. Hâlbuki en büyük edebiyat ödüllerinin sahibisin, üstelik çok güncel ve çağdaş bir yazarsın. Ben yine de kalan iki kitabını aynı ön yargıyla okuyacağım.
Bu yazarı keşfetmek isteyen okurlara uyarı niteliğinde naçizane bir tavsiyem olacak: Munro’nun kitaplarını normal bir hikâye okuyor havasında kesinlikle okumayın. Çok sağlam ve boş bir kafayla (bu zamanda ne kadar mümkün olur bilmiyorum), sanki mayınlı bir arazide gidermiş gibi kelimeleri yavaş yavaş okuyun, sayfaları da yavaşça çevirin ve bu şekilde ilerleyin. Şu ana kadar yazarın hikâyeleriyle ilgili çıkarımlarım şu şekilde. Tabii bu çıkarımlar okurdan okuya göre farklılık gösterebilir. Ben en azından bu şekilde hissediyorum.
- Hikâyeler hiçbir zaman giriş, gelişme ve sonuç olarak ilerlemiyor. Bazen giriş bölümü son sayfa olabiliyor.
- Genelde tek bir hikâye olmuyor, birbirine paralel ilerleyen hikâyeler de oluyor.
- Zaman ve mekânda sürekli gidip gelmeler var. İstisnası neredeyse hiç yok.
- Ana karakterin genelde kim olduğunu anlamak çok güç. Kimin hikâyesi anlatılıyor bilinmiyor. Odak noktası sürekli değişip duruyor.
- Okuyucusu için hikâyeleri anlama adına yazar çok cimri, bu konuda okuyucuya hiç yardımcı olmuyor. Çok kilit bilgileri ya da cümleleri okur artık ipin ucunu kaçırdığı zaman söylüyor o da tabii ki bir şey ifade etmiyor.
- Hikâyeler Kanada’nın iklimi gibi çok soğuk. İnsan ilişkileri olsun, diyaloglar olsun, anlatım olsun ben