Özgürlük Yolları 1

Akıl Çağı

Jean-Paul Sartre

Puan

8.610 üzerinden
639 kişi
Özgürlüğe Mahkum İnsan
8/10
·311 syf.··
Beğendi
·
2022 218. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2022 09:21
Yaşadığı çağın en önemli filozoflarından biri olarak kabul edilen Jean-Paul Sartre aynı zamanda 1964 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi önemli bir edebiyatçıdır. 1945-49 arasında yazmış olduğu Özgürlük Yolları üçlemesinde, varoluşçuluk felsefesini İkinci Dünya Savaşı atmosferinde soluk almaya çalışan karakterleri üzerinden anlatır. Bunu yaparken edebiyatı felsefeye veya ideolojiye kurban etmeden bilinç akışı gibi zor bir tekniği dahi başarılı şekilde kullanarak, nesneler üzerinden yaptığı betimlemelerle karakterlerin ruh hallerini adeta bir edebiyat şöleni verircesine icra ederek gerçekleştirir. 1. Varoluşçuluk Felsefesine dair: Sartre felsefesinin merkezine özgürlüğü koyar. Tanrı inancının yokluğunda insanın eylemlerinde tamamen özgür olduğunu düşünür, daha önemlisi insanın özgürlüğe mahkum olduğunu ifade eder. Felsefe tarihinin hatırı sayılır bir kısmında Platon'un etkisi göze çarparak varlıkların aslında metafizik bir alemdeki asıllarından pay alarak varlık kazandıkları düşünülmüştür. Başka bir ifadeyle aslolan öz olup, görünür alemi oluşturan bu özlerin yansımalarıdır. Özleri bilmek ise beraberinde bir yetkinliği getirerek bu felsefi düşünce, eski çağların hiyerarşik toplum düzenine uygun bir işlev görmüştür. Hümanizma ve Aydınlanma ile beraber ise Tanrının yerini insan, toplumsallığın yerini bireysellik alınca bu minvalde felsefi düşünceler oluşmaya başlamıştır. Varoluşçuluğu da bu yeni felsefi düşünceler içinde sayabiliriz. Sartre, aslolan varlık olduğunu düşünür ve varlığın özden önce geldiğini söyler; böylece her birey önce varlığının farkına varacak ve bundan sonra da özgür eylemleriyle kendisini inşa edecektir. Farkına varması ise bir bulantıyla olur Sartre'a göre; örneğin Bulantı adlı eserinde kahraman denize taş atarken sorgulamaları esnasında bu bulantıyı duyar,
Nobel Edebiyat Ödülü
Akıl ÇağıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20192,658 okunma
Özgürlüğün esiri olmak
Puan vermedi·440 syf.·
2025 85. kitabı
insanın kendiyle boğuşmasının, özgürlükle yüzleşmesinin romanı. Kitabın kahramanı Mathieu, savaş öncesi Paris’in karanlık havasında, bir yandan felsefe dersi verirken diğer yandan yaşamının anlamını sorguluyor. Ne var ki onu en çok zorlayan şey, dış dünyanın karmaşası değil, kendi içindeki belirsizlik. Sartre, onun üzerinden insanın özgür olduğu kadar sorumlu da olduğunu hatırlatıyor. Roman boyunca hiçbir şey tam olarak yerli yerinde değil. Aşklar eksik, ilişkiler yarım, idealler kırılgan. Mathieu, özgürlüğü bir kurtuluş gibi görürken, bunun aynı zamanda bir yük olduğunu fark ediyor. “İstediğini yapabilirsin ama sonuçlarından kaçamazsın” demek istiyor Sartre. Bu fark ediş, romanın bütün havasını belirliyor. Ne bir kahramanlık hikâyesi var burada ne de klasik bir dönüşüm. Daha çok, insanın kendi içine bakarken duyduğu rahatsızlık anlatılıyor. Sartre’ın dili zaman zaman yoğun ve felsefi ama karakterlerin iç dünyası o kadar gerçek ki, sayfalar arasında bir felsefe metninden çok bir yaşam kesiti dolaşır gibi hissediyorsun. Paris sokaklarının sisli atmosferi, yaklaşan savaşın gerginliği, insanların kaygısı... Tüm bunlar Mathieu’nün iç dünyasındaki çöküşle paralel ilerliyor. Akıl Çağı, “özgürlük” kelimesinin kulağa hoş geldiği ama yaşaması zor bir şey olduğunu gösteriyor. Sartre burada kimseyi yargılamıyor; sadece insanın kendi seçimlerinin ağırlığı altında nasıl ezildiğini gösteriyor. Romanın sonunda büyük cevaplar yok, sadece sorular var. Ama belki de Sartre’ın amacı da bu: cevapsızlığın içinde insanın kendini bulması. Kısacası, Akıl Çağı, okunması kolay bir roman değil ama insana dokunan bir metin. Felsefi bir düşünceden çok bir ruh hâli. Mathieu’nün kararsızlığı, korkuları, kaçışları hepimizden bir parça taşıyor. Sartre, “özgür olmak istemek” ile “özgürlüğü gerçekten
1000Kitap
Akıl ÇağıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20192,658 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
AKIL ÇAĞI – VAROLUŞÇU BİR İNCELEME #2
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2022 20:59
Roman, 2. Dünya Şavaşı’nın başlangıç döneminde bir grup insanın hayatın anlamsızlığıyla barışık yaşama uğraşını ama buna karşın anlam arayışına girmeden gözlerinin önünden akıp giden günlerini sergiler. Sartre, anlamsızlığı, güçlükler karşısındaki çaresizliği, aklın duygulara yenilgisini, geçmişe olan pişmanlığı ve geleceğe karşı duyulan belirsizliği eleştirmeyi amaçlamaz; onun nesnesi insan değildir. Tam tersine, karakterlerin içinde yaşadıkları ortamın yüz yıllar boyunca değersizleşmiş ve artık “yeni bir birey” oluşturma yetisi körelmiş, baskıcı ve çoğunluk tarafından kabul gören fikirlerdir. Bu fikirler artık insan egemenliğinden çıkarak insanın doğru düşünme mekanizmasını ele geçiren yeni bir varoluş kazanmıştır. Ancak bu durumu sorgulamak ve düzeltmek modern insanın görevi değildir artık. Herkes hayal kırıklıkları ve sahte mutluluklarla örülü bir hayat mücadelesi vermektedir. Sartre bir taraftan sistemi eleştirirken diğer taraftan bunu bir yazgı olarak kabul edip karakterleri vasıtasıyla bizi bize anlatır. Zamanında filozoflar bir ütopya vaat eden felsefi ütopyaların cazibesine kapılmışlardı: Heidegger’in Nazi yönetimini toplumun değişmesi için bir kıvılcım olarak görmesi ve Sartre ve Camus’un da yeni bir insan modeli yaratması hayaliyle komünizme sıcak bakmaları, insandan önce sistemin değişmesi zorunluluğuna olan inancı gösterir. Karakterler doğmuş olmanın başlattığı yaşam denilen bu çizgide sona doğru yaklaşmaktadırlar. Sartre bunu özellikle vurgular: doğmanın (varoluşun) hediyesi olarak ölüm. Aslında insan her geçen gün daha da yaşlanarak ölüme bir adım daha atmaktadır. Sarte’nin yaşam tanımı budur; karakterlerine de bu yaşam kaygısını aşılar. Peki ne uğruna? İşte burada varoluşçuluğun ilgilendiği anlamsızlık problemi ortaya çıkıyor. Anlamın bulunmadığı yerde
Felsefe-Düşünce
Akıl ÇağıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20192,658 okunma
Özgür mü diyorsun kendine..
7/10
·305 syf.··
2021 61. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2021 18:15
Anahtar kelime, özgürlük.. Özgürlük, seçmemeyi bile seçmektir, demiş Sartre. Bunu yanlış yorumlarsak ne olur? Hiçbir şeyi seçmeyen, içinde varoluş sancıları çeken bir karakter ile ne olacağını öğrenmiş oluyoruz. Nesnelere ve canlılara bağlanmadan, hiçbir şeyi seçmeden yahut özgürlüğü seçtiğini düşünerek tekdüze bir yolda ilerlemek bize özgürlük değil tutsaklık getirir, düşüncelerin tutsaklığını.. Kitabın dili oldukça sade fakat kitap, dört günden ibaret olduğu için gereksiz anlatımlar mevcut ve bu durum, kitabın sıkıcı bir hâl almasına sebep oluyor. Özgürlük kavramı, karakterler üzerinden yani karakterlerin düşünceleri üzerinden ele alınmış. Kitabın konusu karakterlerin düşüncesi ile ilintili olduğu için olan olaylardan ziyade verilen tepkiler uzun uzadıya kaleme alınmış bu yüzden düşünme üzerine yoğunlaşılıyor ve kitabın akıcılığı aksıyor. Kitabın konusuna gelince.. Her şeye sahip olan ama hiçbir şeyi olmayan ana karakter, özgür olmak pahasına yapmadığı seçimler sonucunda dört gün içinde hayatı beklenmedik bir noktaya geliyor. Açıkçası Aşk-ı Memnu ile aynı kulvarda ve en az onun kadar çetrefilli. *"Hiç kimseye benzememek için insan, herkese benzeme cesaretini göstermelidir.." Kavramlara yüklenen anlamlar insanların farklı olmasına sebep olmaktadır fakat farklı olmak için diretmek yahut bu çabaya girişmek bizi farklı kılmaz. Özgürlük için de bu durum söz konusudur. Susup kabullenmek özgürlük olmadığı gibi düşünmeden ya da düşüncelerini tek bir noktada sabitleyerek seçim yapmak da özgürlük değildir. Farklı olmak için tutsak olmayın..
Edebiyat
Akıl ÇağıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20192,658 okunma
Anlatının gölgesinde kalan düşünsel derinlik
7/10
·304 syf.··
2025 94. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 00:36
Akıl Çağı”nı okurken sık sık durup düşündüm: Gerçekten Sartre mı okuyorum? Bir yanıyla insanın varoluşsal karmaşasına, özgürlük sancılarına ve gecikmiş yaşam kaygılarına dokunuyor gibi görünse de diğer yanıyla kurgu, felsefi derinliği gölgeliyor; döneminin gerisinde kalmış, çağın ritmine ayak uyduramamış bir yapıda ilerliyor. Mathieu’nün kendi iç hesaplaşmaları, “özgürlük” temasının çevresinde dönüp duruyor. Ama bu döngü, varoluşçuluğun içsel yangınından çok, bir tür yorgunluk hissi veriyor. “Ben yalnızca kendim olmak, kendime dayanmak istiyorum,” diyen bir karakterin samimiyeti, kurgu içinde boğulup gidiyor. Hırs, aidiyet, geçmişe özlem ve geleceğe dair kaygılar, evet, var. Ama bu duygular, insanda derin bir etki bırakmıyor. Altını çizdiğim bazı cümleler: “Ama gene de bir şeye bağlanmadan yaşayabiliyor. Özgür kalabiliyor.” “Kendi kendinin nedeni olmak… Benim çünkü ben olmak istiyorum diyebilmek.” “Bir hiç için bir sürü gürültü… Hiç için: Bu yaşam ona hiç için bağışlanmıştı, kendisi hiçti ve buna karşın değişmeyecekti artık: O olmuştu, tamamlanmıştı.” Ne var ki, bu güçlü düşünceler bile kurguya gömülmüş gibi; özgürlük arayışı bir noktada yorgun bir tekrar hâline geliyor. Romanın zamana direnemeyen kurgusu, bu felsefi atılımları taşıyacak derinliği sunmuyor. Sartre’ın düşünsel mirası açısından önemli olabilir ama benim Sartre okumalarım arasında ön sıralarda yer almadı. Serinin devamını okumak konusunda kararsızım. Belki bir şeyleri tamamlamak için, belki bir umutla… ama heyecanla değil. Akıl Çağı Jean-Paul Sartre
Akıl ÇağıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20192,658 okunma