Popper, tek hücreli organizmaların ve hayvanların problem çözme yetilerini ele alarak Darwin ve biyolojinin basitçe üç aşamalı bir şemasını oluşturarak işe başlar: Problem, çözüm denemeleri ve ortadan kaldırma. Bu şema, bilimsel gelişmenin temel bileşenlerini ortaya koyarken, bilimin bir biyolojik olgu olduğunu ve bu süreçlerin bilime uygulanabileceğini savunur. Bu bağlamda, Popper’ın düşünceleri, bilimin sadece bir gözlem ve deney süreci olmadığını, aynı zamanda bir problem çözme etkinliği olduğunu da yine bilimin içinden örneklerle ifade eder. Duyusal algılar veya gözlemler, bilimin temelini oluşturmaz; bunun yerine, bilim problemler üzerinden gelişir. Problemin varlığı, gözlemleri anlamlandırmak için bir zemin sağlar. Sağduyu ve duyusal algılar, bilimsel süreçte yardımcı araçlar olarak işlev görse bile esas olan, belirli problemler etrafında şekillenen çözüm denemeleridir. Popper’a göre, bilim, önceki bilgileri eleştirel bir bakış açısıyla sorgulayan bir yöntemle başlar. Burada en önemli mahiyet bilimin doğasının dogmatiklikten uzaklaşması ve eleştirel bir yaklaşım benimsemesidir. Bu bağlamda, bir düşüncenin dil aracılığıyla formüle edilmesi, nesnellik kazanmasını sağlamakta ve bilimsel bilginin toplumda paylaşılabilir hale gelmesine olanak tanımaktadır. Popper’ın belirttiği gibi, “bilim öznel beklentilerden değil, dil aracılığıyla formüle edilmiş önermelerden oluşur.” Bu durum, bilimin bireysel duygulardan bağımsız olarak ilerlemesini sağlayan bir süreçtir.
İlk okurken amip ve Einstein kelimelerini yan yana görmek beni güldürse bile Popper aralarındaki farkı sorar ve örnek vererek açıklamaya çalışır: amip bir hata yaptığında yok olurken, Einstein hatalarını arar. Bu, bilim insanlarının bir kuramı bir nesne gibi ele alabilme yetilerini ifade eder; yani bilim