Bir "muhibb-i kütüb" sayesinde denk geldiğim kitap, evvela arkasındaki metin ile dikkatimi celb etti.
"Bir rivayete göre ok-umak; karşı tarafa barış için, anlaşmak adına ok göndermek, ok atmak demekmiş. Okuyan insan(…)Sulh ve sükûna erişme hayali peşinde, ok işaretleri istikametinde koşacak yahut sonsuz bir cehde, bir ictihada, bir cihada kendini hazırlayacak, savaş ve barış için ok torbasını dolduracaktır.
Ve yine yazmak da günah işlemek demekmiş. Hatasız günahsız kul olmaz çünkü.(Hatta sizi biraz daha şaşırtayım) 'yazık, yazgı, yazıklanmak' da oradan geliyormuş…"
Böylesine bir perspektif kazandıktan sonra başladık idrakimize "ok atmaya"…
Öncelikle kitabın kapağına yerleştirilen fotoğrafın bilhassa seçildiğini ve kitabı birebir yansıttığını söylemeden geçemeyeceğim. Cildi eskimiş, belki de çoğu müstüamel olan kitapların, tezlerin ve köşe yazılarının incelemelerinden oluşan kitap; bittikten sonra insanı bu fotoğrafın içine yerleştiriyor.
Hocamız kitabın ilk bölümünde "Nakd, tenkid ve intikad" başlıkları çerçevesinde İslam'ın yakın dönem sosyolojik konularında yazılmış tezleri ve kitapları bir güzel incelemiş ve yeri geldiğinde intikadını da esirgememiş. Özellikle tasavvuf üzerine yazılmış yazıların yaşadığı terminolojik hezimet içler acısı..
Tarikatlar üzerine yazılan tezlerin bilgisizlik üzerine kurulu sosyolojik yorumlardan ibaret olması, Türkçeye telif edilmiş yabancı eserlerin çevirilerindeki sıkıntılar, Çağdaş İslam düşüncesinin Osmanlı veçhesinin ne kadar ihmal edildiğini gözler önüne seriyor. Cumhuriyetin ilanıyla beraber hayatımıza giren değişimler, tek partili dönemin sekülarizasyonu toplumun din ile arasındaki mesafesini iyice perçinlemiş dolayısıyla bu literatüre yabancılaşmanın (daha bir çok şeye olduğu gibi) önü alınamamıştır.
Kavramların insanları