"ARAYIŞ ORMANI 1"
Hiç sıradan bir günde, sıradan bir sokakta yürürken, içinizde garip bir his uyandı mı? O kapının ardında, o köşeyi döndüğünüzde, bildiğiniz dünyadan çok farklı bir şeyler olabileceğine dair içinizde bir ürperti? İşte eser debu hissi yaşatıyor; o tanıdık ürpertiyi bir maceraya dönüştürüyor.
Bazen en büyük sığınak, en büyük yalnızlığımız olur. Hayal gücümüz. Deniz için de durum tam olarak böyleydi. Hikâye, 12 yaşındaki Deniz'in iç dünyasından başlıyor. Okulda anlaşılamamanın, "farklı" olmanın yükünü taşıyan bir çocuğun yalnızlığına tanık oluyoruz. Yazar, bu yalnızlığın temelini, Deniz'in babasından dinlediği masallara bağlıyor: İstanbul'un bir ikizi olduğu, bu iki dünya arasında saklı bir kapı bulunduğu ve bu kapıyı bir "Bekçi"nin koruduğu efsanesine. On iki yaşındaydı ve okulda "hayaller gören bir kaçık" olarak damgalanmıştı. Peki suçlu kimdi? Ona dünyayı, olduğu gibi değil de olabileceği gibi görmeyi öğreten, gizemli hikâyelerle dolu bir dünya armağan eden babası.
Bu hikâyelerde, İstanbul'un hemen yanı başında, onun bir ikizi daha vardı. Aynı sokak isimleri, belki aynı tarihi binalar, ama içinde bizimkinden çok farklı yaşamların aktığı, tuhaf ve harika yaratıklarla dolu bir diyar. Ve bu iki dünya, efsaneye göre, sadece özel bir kapı ve onu denetleyen bir Bekçi sayesinde birbirine bağlıydı.
İnanmalı mıydı? Bu, Deniz'in kafasını kurcalayan temel soruydu. Büyüdükçe masalların sadece masal olduğunu öğrenmemiş miydik hepimiz? Ancak bazen, bir rüyadan uyandığımız o anki gibi, gerçeklikle hayal arasındaki o ince çizgide sallanırken, içinizde bir şeyin "Ya gerçekse?" diye fısıldadığını hissedersiniz.
Yazarın en büyük başarılarından biri, atmosfer yaratımındaki ustalığıdır. İstanbul'u sadece bir mekan olarak değil, canlı, nefes alan, her sokağında bir sır