Roman okurunu yalnızca metnin içeriğiyle değil, biçimiyle de oldukça rahatsız ediyor. Bu rahatsızlık, kadının yaşadığı acıları ajite etmeyerek, acı çekenin yanında değil de sanki acıyı doğuran bakışın içinden anlatmayı seçmesiyle başlıyor. Jelinek’in dili, kadının yaşadıklarını dramatize etmez; merhamet etmez, taraf tutmaz. Tam da bu nedenle, okurun içini dağlayan şey, yalnızca romandaki erkeklerin sertliği değil, yazarın anlatımda mesafesiz bir şekilde bu sertliği yeniden üretmesidir.
Kadın tamamen edilgendir. O, memeleri, bacakları olan bir "şey"dir. Erkeklerin cinselliğini kutsamak adına vardır. Kadın ne düşünebilir ne hissedebilir ne de kendi varlığını açıkça ortaya koyabilir. O yüzden geniş zaman kullanılır metinde. Kadın "yaptım", "gideceğim", "istiyorum" diyemez. Onun yerine daima "yapılır", "götürülür", "dokunulur", "kullanılır". Çünkü bu anlatıda kadın, özne değil nesnedir.
Gerti karakteri, bir kadın olarak yalnızca erkeklerin arzularına değil, sistemin kendisine de hapsedilmiştir. Kağıt fabrikasında müdür olan bir adamla evlidir. Fabrika, sadece ekonomik bir kurum değildir burada; metin boyunca tekrarlanan "kağıt", "birikim", "sermaye", "boşaltma" gibi ifadeler, cinsellikle üretimin, kadının bedeninin endüstriyel bir makine gibi ele alınmasının altını çizer. Kağıt burada sadece yazının ya da kitabın taşıyıcısı değildir; aynı zamanda her şeyi örten, görünmez yapan, duyguların da cesetlerin de altına süpürüldüğü bir malzemedir. Yazarın, kağıdı seçmesi bir tesadüf değildir. Hem kültürel bir ironi taşır bu hem de entelektüel dünyanın "üreten" erkeksi yapısına ince bir göndermedir. Kadının sözü duyulmazken, erkeklerin sözleri kağıda kazınır, kalıcı olur.
Gerti'nin uğradığı şiddet yalnızca cinsellikle sınırlı değildir. Hem evliliği hem anneliği hem de içinde