"İkimiz de ailemizi, yaşadığımız ülkeyi bırakmak zorunda kalmıştık. Sanki birbirine âşık olsunlar diye yaşadığı topraklardan binlerce kilometre uzağa üfürülmüş iki insandık. Hayat bazen pervasızca alıyor, sonra da cömertçe veriyordu."
İki yaralı genç: Perin ve Farid... İkisi de Doğulu, Perin Türkiyeli, Farid İran... İkisi de darbe mağduru... Perin 12 Eylül 1980 Darbesi'nin, Farid ise İran İslam Devrimi'nin... Perin üniversite son sınıfta okurken darbe olur, Farid Tahran'da Güzel Sanatlar Fakültesi'ni yeni bitirmiştir. Darbenin ve devrimin kıskaçları yakalamadan iki genç soluğu Paris'te alırlar. Öyle ya, düşünen beyinlere, sanata sanatçıya tahammülü yoktur "darbe rejimi"nin...
Perin, mutfak sanatlarıyla âlâkalı kursa başlar. Kalabalıkların içindeki yalnızlığına o kadar iyi gelir ki binbir koku ve renkler, alır götürür vatanına, evine, anne kucağına, en önemlisi de Farid'le yaşayacağı sonsuz aşka. Tutkuyla bağlanırlar birbirine. Daracık odadaki küçücük bir masada, şarap eşliğinde yaptıkları doyumsuz sohbetlerde hüzün vardır çoğunlukla. Her defasında aşklarının kızıllığı sakinleştirir hüzünlerini besleyen gözyaşı damlacıklarını...
Acı bir telefon sesi Farid'i Tahran'a çağırır aniden: babası ağır hastadır. Sahte kimlikle girer kaçtığı topraklara. Sonrası hapishaneler, işkenceler, sorgular, sualler. Tek direnci Perin'in kara gözleri, kumral dalgalı saçları, sıcacık gülümsemesidir. Perin kaybetmiştir Farid'in izini. Öldü mü, sağ mı, başına ne geldi, bilemez. Umudunu yitirmeden bekler günlerce, aylarca, yıllarca. Farid'in de kara gözleri, sıcacık gülümsemesi diri tutar tüm benliğini.
"...karşılık görmeseler de aşklarını göğüslerinde bir zafer madalyası gibi taşımayı" bilen kadınlardan biri olan Nahide kurtuluşu olur Farid'in Nasıl mı?
Özlem Narin Yılmaz ilk okuduğum