Harbe gitmek için, evinden gidersin ve her şey yıkıldı zannedersin, ama işler öyle değildir; sen bunu böyle zannederken herkes yeniden yaşayışını düzenler ve yavaş yavaş sen sanki yokmuşsun gibi olursun ve eskisi gibi mutlu olmak ve gülümsemek için senden vazgeçerler.
Her şeyi yeni baştan yapmak gerekli olacak. Evi mi yapacağız yoksa bahçeyi mi? Evi de yapacağız bahçeyi de… Onlar ne kadar yıkılsalar, biz onları o kadar çok yeniden yapacağız.
Bunlar için, parmaklarımızla sayabileceğimiz bir bir azınlığın çıkarları için, bütün memleketlerin halkları mezbaha gidiyor. Hayvan sürüleri gibi ölüme gönderiliyorlar. Bu sırmalı, yaldızlı ve imtiyazlı azınlık, prens ünvanlarını tarih sayfalarına altın harflerle geçirsinler ve yine onlar gibi yaldızlı hempaları daha büyük işler yaparak küplerini doldursunlar diye!
Tıpatıp birbirine benzeyen iki kütle, tıpatıp birbirine benzeyen… Sözlerini göğe doğru haykırıyorlar, ama birbirlerine karşıydılar. Bu düşman sesler birbirinden farklı değildi. Hepsi: “Allah bizimle”, diyordu.