Adı:
Avcılık Üstüne
Baskı tarihi:
Eylül 1997
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753637725
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Meditations on Hunting
Çeviri:
Derin Türkömer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
İspanyol düşünür Ortega Y Gasset'in ava çıkmak, avlamak, av olmak, kavramlarına derinlemesine bakışı- Sevgi Üstüne'yle birlikte okunabilir.

ÖNSÖZ
Avcılık yaşamım kırk beş yılı aştı. Dağlarda, ormanlarda, omuzumda silah bu tutkuyla dolaşıp durdum. Ancak zamanla aklımda oluşan birtakım düşünceler beni, neyin peşinde niçin gittiğimi sorgulamaya itti.

Avlanmayı, av ile avcının Doğa’da birbirleriyle buluştukları kısacık bir an olarak açıklamaya çalışırsak, bu buluşmada saklı olan ve hiç çözemediğim bir gizem beni her zaman düşündürmüştür. Doğa-av-avcı üçgenini oluşturan bu birliktelik binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu üçgenin köklerine inme gereksinimini hep duymaktaydım.

Avlanmanın gerektirdiği güç koşullara karşın benim gibi birçok avcıyı da kuşkusuz sımsıkı saran bir haz duygusunun gerçeği ortadadır. Bunun nedeninin, Doğa’nın bir diğer yaratığına ölüm getirmek olmadığını biliyordum. Onun çok daha ötesinde ve yalnızca avla buluştuğum anla sınırlı kalmayan, tam aksine boyutları o anın öncesine ve de sonrasına uzanan bir mutluluk hissiydi bu. Ancak ne biçim bir mutluluk? Yaklaşan bir yabandomuzunun ya da geyiğin ezdiği yaprakların hışırtısı ya da ormanın derinliğinden yankılanan kopoy havlamaları büyüleyici bir etki yaratıyordu iç dünyamda.

Bu etkinin ne olduğunu kendime soruyordum. Doğada bambaşka bir insana dönüştüğümün farkındaydım. Günlük yaşamın gerilimleri, avlanırken yok olup gidiyordu bulutların ardına. Avcılık denen şey ne biçim bir uğraştı aslında?

Sonra bir yerde José Ortega y Gasset’ten küçük bir alıntı okudum. Ünlü düşünür diyordu ki:
“Eğer Doğa’ya geri dönme mutluluğunu tüm yoğunluğu ve saflığıyla tatmak istiyorsak, orada barınan vahşi yaratığın yoldaşı olmalı, onun düzeyine inmeli, ona benzemeye çalışmalı ve onun peşinden gitmeliyiz. Avcılık işte bu gizemli törenin adıdır. İnsan avlanırken havanın tenini okşayıp geçmesinden ya da ciğerlerine dolmasından bambaşka bir haz duyar. Kayalar daha zengin bir anlatım, bitkiler türlü değişik anlamlar taşır. Bunların tüm nedeniyse iz peşinde ya da pusudaki avcının, açık seçik ortada ya da gizlenmiş ya da hiç görünmeyen avına ayağını bastığı toprak aracılığıyla bağlı olduğunu hissetmesidir. Avcı olmayan okuyucu özellikle bu son satırlar için yalnızca süslü sözler ya da düpedüz demagoji diyebilir. Ama avcı olan bilir bunu. Bilir ki avdayken tüm olayı avcıyla avı arasındaki bu büyülü eksen oluşturur.”

Yıllar sonra yukarıdaki satırların yazılı olduğu kitabın Meditations on Hunting adı altında yayımlanmış İngilizce çevirisini buldum. Onu okudum düşündüm, okudum yorumladım ve giderek aklımdaki soruları örten sisin yavaş yavaş dağılmakta olduğunu hissettim. Düşünürün giriştiği bu incelemeyle Doğa –insan ilişkisine getirdiği yorumlar sporcu-avcının ilgi alanı dışına taşarak temelde insanın iç içe yaşadığı çağdaş açmazları ele alıyordu. Ve bu eseri dilimize çevirmeye karar verdim, yalnızca avcılar için değil, Doğa’yı yüreğinde coşkuyla yaşayan herkes için.

Ortega’ya göre yaşam en temel ve karmaşık gerçektir. Diğer canlıların aksine içgüdüsel davranış biçimini hemen hemen yitirmiş bir yaratık olan insana yaşam boş olarak verilmiştir. Varolduğunun bilincine eriştiğinde kendini bu ürkütücü olgunun içinde bulur. Yaşamını, içgüdüleriyle yaşayan hayvanın aksine kendisi, kendi uğraşları, seçim ve davranışlarıyla doldurmak zorundadır. Bunlar, tabii ki, pek çok gerekliliği ve sorumluluğu da beraberinde getirip onun omuzlarına yüklemiştir. İnsanoğlu böylece yapmaya zorunlu olduğu işlerin ağır baskısı altında ezilirken bunlardan kaçışın, varoluşuna bir anlam vermenin, kendi içinde mutlu bir yaşam biçiminin sürekli olarak özlemini duyar.

Avcılıkla ilgili düşüncelerini bu temel olgudan yola çıkarak yönlendiren Ortega, insanoğlunun tarih yapmaya başladıktan sonra içinden çıkıp geldiği Doğa’dan giderek uzaklaştığına dikkat çekmektedir. Ona göre tarih Doğa’nın temel düzenine karşı yapılmıştır. Ve tarihin o huzursuz, karmaşık yapısı içinde sıkışıp kalmış insan, mutluluğu çoğunlukla yine Doğa’ya, aslında hiç de yabancısı olmadığı bu ortama, geçici de olsa dönmekte bulur.

İşte Ortega binlerce yıl öteden gelerek bugünkü yapısına ulaşan insanla avcılık arasındaki gizemli ilişkiyi değişik açılardan irdeleyerek avlanmakla mutluluğu birleştiren köprüleri bu kitabın sayfalarında kurmaya çalışmıştır.

İspanyol düşüncesi üstünde büyük etkisi olan ve Avrupa’da bugün bile özellikle sosyal bilim alanlarında geniş çapta ilgi gören José Ortega y Gasset, 1883’te Madrid’te doğdu. 1904 yılında Madrid Üniversitesi’nden doktorasını aldıktan sonra çalışmalarını iki yıl Leipzig, Berlin ve Marburg üniversitelerinde sürdürdü. 1910’da Madrid Üniversitesi Metafizik Kürsüsü başkanlığına atandı ve 1936 yılına kadar bu görevde kaldı. On dokuz yaşındayken gazete ve dergilere yazmaya başlayan Ortega ilk kitabı olan Meditaciones del Quijote’u (“Don Quijote üzerine Düşünceler”) 1914’te yazdı. 1916 ile 1934 yılları arasında kaleme aldığı denemeler El Espectador (“İzleyici“) adı altında sekiz cilt olarak yayımlandı. 1923’te Revista de Occidente dergisini çıkardı ve 1931’de Cumhuriyetçi Temsilciler Odası’na (Cortes Constituyentes) girdi. 1936 yılında İspanya’dan ayrıldı ve uzunca bir süre Portekiz, Fransa, Hollanda ve Arjantin’de yaşadıktan sonra 1945’te geri döndü. 1948’de yapıtlarının baş yorumcusu Julian Maritas’la birlikte Beşeri İlimler Enstitüsü’nü (Instituto de Humanidades) kurdu. Amerika, Almanya ve İsviçre’de pek çok konferanslar verdi. 1951 yılında Glasgow Üniversitesi tarafından honoris causa doktorasıyla ödüllendirilen Ortega, 1955’de Madrid’de yaşama veda etti.

Ortega avcılığın insan yapısındaki köklerine inmeye çalıştığı bu eserini 1942 yılında Lizbon’da, dostu Kont Yebes’in "Veinte Años de Caza Mayor" (“Yirmi Yıl Büyük Av Avcısı“) adlı kitabına önsöz olarak yazmıştı. Kendi başına bir kitapçık olan bu önsöz üç kez İspanyolca, üç kez Almanca olarak yayınlandı. Ayrıca İngilizce, Hollandaca ve Japoncaya çevrildi. Bu küçük eser avcılık konusunun böylesine ciddi boyutta ele alındığı belki de tek çağdaş felsefi incelemedir.
Düşünürün eserleri arasında şunlar da yer almaktadır: "Espana Invertebrada" (“Omurgasız İspanya“), "La Rebelion de las Masas" (“Kitlelerin Ayaklanması“), "a Deshumanizacion del Arte" (“Sanatın İnsansızlaştırılması“), (Estudios Sombre el Amor) Sevgi Üstüne*.

"Avcılık Üstüne"yi çevirirken karşılaştığım sorunların çözümünde emeği geçen Deniz Ilgaz’a burada teşekkür etmek isterim.

Derin Türkömer
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"…insanların emin olunması olanaksız konularda kendilerini çok emin hissetmeleri kadar beni rahatsız eden bir şey yoktur..."
Dövüşmek karşılıklı hiddet içerir. Oysa avcılıkta her zaman bir hayvan avlamaya çalışırken diğeri avlanmamaya çalışır. Avlanmak karşılıklı değildir. Böyle olmasının nedeni, iki hayvan arasında yaşamsal düzeyde eşitliği yok sayan bir ilişkinin varlığıdır.
Sonunda av olayı, hayvanın o güzel postunun kanla lekelenip az önce dipdiri olan gövdesinin ölüm denilen o mutlak felcin pençesine düşmesiyle noktalanır. Her şey yalnızca bunun için miydi diye sorarız kendimize.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Avcılık Üstüne
Baskı tarihi:
Eylül 1997
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753637725
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Meditations on Hunting
Çeviri:
Derin Türkömer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
İspanyol düşünür Ortega Y Gasset'in ava çıkmak, avlamak, av olmak, kavramlarına derinlemesine bakışı- Sevgi Üstüne'yle birlikte okunabilir.

ÖNSÖZ
Avcılık yaşamım kırk beş yılı aştı. Dağlarda, ormanlarda, omuzumda silah bu tutkuyla dolaşıp durdum. Ancak zamanla aklımda oluşan birtakım düşünceler beni, neyin peşinde niçin gittiğimi sorgulamaya itti.

Avlanmayı, av ile avcının Doğa’da birbirleriyle buluştukları kısacık bir an olarak açıklamaya çalışırsak, bu buluşmada saklı olan ve hiç çözemediğim bir gizem beni her zaman düşündürmüştür. Doğa-av-avcı üçgenini oluşturan bu birliktelik binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu üçgenin köklerine inme gereksinimini hep duymaktaydım.

Avlanmanın gerektirdiği güç koşullara karşın benim gibi birçok avcıyı da kuşkusuz sımsıkı saran bir haz duygusunun gerçeği ortadadır. Bunun nedeninin, Doğa’nın bir diğer yaratığına ölüm getirmek olmadığını biliyordum. Onun çok daha ötesinde ve yalnızca avla buluştuğum anla sınırlı kalmayan, tam aksine boyutları o anın öncesine ve de sonrasına uzanan bir mutluluk hissiydi bu. Ancak ne biçim bir mutluluk? Yaklaşan bir yabandomuzunun ya da geyiğin ezdiği yaprakların hışırtısı ya da ormanın derinliğinden yankılanan kopoy havlamaları büyüleyici bir etki yaratıyordu iç dünyamda.

Bu etkinin ne olduğunu kendime soruyordum. Doğada bambaşka bir insana dönüştüğümün farkındaydım. Günlük yaşamın gerilimleri, avlanırken yok olup gidiyordu bulutların ardına. Avcılık denen şey ne biçim bir uğraştı aslında?

Sonra bir yerde José Ortega y Gasset’ten küçük bir alıntı okudum. Ünlü düşünür diyordu ki:
“Eğer Doğa’ya geri dönme mutluluğunu tüm yoğunluğu ve saflığıyla tatmak istiyorsak, orada barınan vahşi yaratığın yoldaşı olmalı, onun düzeyine inmeli, ona benzemeye çalışmalı ve onun peşinden gitmeliyiz. Avcılık işte bu gizemli törenin adıdır. İnsan avlanırken havanın tenini okşayıp geçmesinden ya da ciğerlerine dolmasından bambaşka bir haz duyar. Kayalar daha zengin bir anlatım, bitkiler türlü değişik anlamlar taşır. Bunların tüm nedeniyse iz peşinde ya da pusudaki avcının, açık seçik ortada ya da gizlenmiş ya da hiç görünmeyen avına ayağını bastığı toprak aracılığıyla bağlı olduğunu hissetmesidir. Avcı olmayan okuyucu özellikle bu son satırlar için yalnızca süslü sözler ya da düpedüz demagoji diyebilir. Ama avcı olan bilir bunu. Bilir ki avdayken tüm olayı avcıyla avı arasındaki bu büyülü eksen oluşturur.”

Yıllar sonra yukarıdaki satırların yazılı olduğu kitabın Meditations on Hunting adı altında yayımlanmış İngilizce çevirisini buldum. Onu okudum düşündüm, okudum yorumladım ve giderek aklımdaki soruları örten sisin yavaş yavaş dağılmakta olduğunu hissettim. Düşünürün giriştiği bu incelemeyle Doğa –insan ilişkisine getirdiği yorumlar sporcu-avcının ilgi alanı dışına taşarak temelde insanın iç içe yaşadığı çağdaş açmazları ele alıyordu. Ve bu eseri dilimize çevirmeye karar verdim, yalnızca avcılar için değil, Doğa’yı yüreğinde coşkuyla yaşayan herkes için.

Ortega’ya göre yaşam en temel ve karmaşık gerçektir. Diğer canlıların aksine içgüdüsel davranış biçimini hemen hemen yitirmiş bir yaratık olan insana yaşam boş olarak verilmiştir. Varolduğunun bilincine eriştiğinde kendini bu ürkütücü olgunun içinde bulur. Yaşamını, içgüdüleriyle yaşayan hayvanın aksine kendisi, kendi uğraşları, seçim ve davranışlarıyla doldurmak zorundadır. Bunlar, tabii ki, pek çok gerekliliği ve sorumluluğu da beraberinde getirip onun omuzlarına yüklemiştir. İnsanoğlu böylece yapmaya zorunlu olduğu işlerin ağır baskısı altında ezilirken bunlardan kaçışın, varoluşuna bir anlam vermenin, kendi içinde mutlu bir yaşam biçiminin sürekli olarak özlemini duyar.

Avcılıkla ilgili düşüncelerini bu temel olgudan yola çıkarak yönlendiren Ortega, insanoğlunun tarih yapmaya başladıktan sonra içinden çıkıp geldiği Doğa’dan giderek uzaklaştığına dikkat çekmektedir. Ona göre tarih Doğa’nın temel düzenine karşı yapılmıştır. Ve tarihin o huzursuz, karmaşık yapısı içinde sıkışıp kalmış insan, mutluluğu çoğunlukla yine Doğa’ya, aslında hiç de yabancısı olmadığı bu ortama, geçici de olsa dönmekte bulur.

İşte Ortega binlerce yıl öteden gelerek bugünkü yapısına ulaşan insanla avcılık arasındaki gizemli ilişkiyi değişik açılardan irdeleyerek avlanmakla mutluluğu birleştiren köprüleri bu kitabın sayfalarında kurmaya çalışmıştır.

İspanyol düşüncesi üstünde büyük etkisi olan ve Avrupa’da bugün bile özellikle sosyal bilim alanlarında geniş çapta ilgi gören José Ortega y Gasset, 1883’te Madrid’te doğdu. 1904 yılında Madrid Üniversitesi’nden doktorasını aldıktan sonra çalışmalarını iki yıl Leipzig, Berlin ve Marburg üniversitelerinde sürdürdü. 1910’da Madrid Üniversitesi Metafizik Kürsüsü başkanlığına atandı ve 1936 yılına kadar bu görevde kaldı. On dokuz yaşındayken gazete ve dergilere yazmaya başlayan Ortega ilk kitabı olan Meditaciones del Quijote’u (“Don Quijote üzerine Düşünceler”) 1914’te yazdı. 1916 ile 1934 yılları arasında kaleme aldığı denemeler El Espectador (“İzleyici“) adı altında sekiz cilt olarak yayımlandı. 1923’te Revista de Occidente dergisini çıkardı ve 1931’de Cumhuriyetçi Temsilciler Odası’na (Cortes Constituyentes) girdi. 1936 yılında İspanya’dan ayrıldı ve uzunca bir süre Portekiz, Fransa, Hollanda ve Arjantin’de yaşadıktan sonra 1945’te geri döndü. 1948’de yapıtlarının baş yorumcusu Julian Maritas’la birlikte Beşeri İlimler Enstitüsü’nü (Instituto de Humanidades) kurdu. Amerika, Almanya ve İsviçre’de pek çok konferanslar verdi. 1951 yılında Glasgow Üniversitesi tarafından honoris causa doktorasıyla ödüllendirilen Ortega, 1955’de Madrid’de yaşama veda etti.

Ortega avcılığın insan yapısındaki köklerine inmeye çalıştığı bu eserini 1942 yılında Lizbon’da, dostu Kont Yebes’in "Veinte Años de Caza Mayor" (“Yirmi Yıl Büyük Av Avcısı“) adlı kitabına önsöz olarak yazmıştı. Kendi başına bir kitapçık olan bu önsöz üç kez İspanyolca, üç kez Almanca olarak yayınlandı. Ayrıca İngilizce, Hollandaca ve Japoncaya çevrildi. Bu küçük eser avcılık konusunun böylesine ciddi boyutta ele alındığı belki de tek çağdaş felsefi incelemedir.
Düşünürün eserleri arasında şunlar da yer almaktadır: "Espana Invertebrada" (“Omurgasız İspanya“), "La Rebelion de las Masas" (“Kitlelerin Ayaklanması“), "a Deshumanizacion del Arte" (“Sanatın İnsansızlaştırılması“), (Estudios Sombre el Amor) Sevgi Üstüne*.

"Avcılık Üstüne"yi çevirirken karşılaştığım sorunların çözümünde emeği geçen Deniz Ilgaz’a burada teşekkür etmek isterim.

Derin Türkömer

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Büşra Aksu
  • Carnival of Rust

Kitap istatistikleri