Aziz Nesin - Tahsin Saraç Mektuplaşmaları (Büyük Dostum Can Dostum)

·
Okunma
·
Beğeni
·
137
Gösterim
Adı:
Aziz Nesin - Tahsin Saraç Mektuplaşmaları
Alt başlık:
Büyük Dostum Can Dostum
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059569125
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nesin Yayınları
Yazının birçok alanında yapıt vermiş, birbirinin hem okuru hem eleştirmeni olmuş iki insan: Aziz Nesin ve Tahsin Saraç.
Birbirlerinden saklayacak hiçbir şeyleri yok ve birbirleri için yapamayacakları şey de... Nesin ile Saraç`ın mektupları, üstün bir iş aşkı ve görev bilinciyle, bataklık olarak gördükleri bir çağ ve çevrede verdikleri erdem ve onur savaşımının yanısıra, ender tanık olunan bir dostluğun, sevginin, içtenliğin belgeleri.
"Mektuplaşmalarımız bir dosya dolusu. Mektuplarımızı bir kitapta derleyeceğim. Ben onu, dikenli kabuğu soyulmamış, kabukları soyulunca en içten apak yemişi çıkan kestaneye benzetirim. Dışından sert ve dikenlidir. İçi arı duru, apak, tatlı...
Sevgili Tahsin ölmekle en büyük kötülüğü kendisine yaptı ama, bundan haberi bile yok. Oysa ölmekle bana yaptığı kötülüğü ben yaşadıkça hep duyumsayacağım."

Aziz Nesin`in önsözünden
Tuco Herrera
Tuco Herrera Aziz Nesin - Tahsin Saraç Mektuplaşmaları'ı inceledi.
160 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bir tanıtım yazısından daha hepinize selam olsun hey gidinin apayrıları .. Yazarı yeni keşfettim dermişim ?! =)) Neyse O' nu size anlatacak değilim.. En azından bu kitapta .. Gördüğünüz üzere bir mektubat ile beraberiz sizlerle bu kez ... İlerde bahsedeceğim kitaptan yüzeysel olarak ama kaçınız mektup yazdı ? Hiç mektup yazmayan kaç kişi var aramızda .. Edebini ,adabını , usulünü , raconunu geçtim .. Kaçınız bir kağıda bir kaç satır karalayıp , bir yerden bambaşka bir yere gönderdi kelamını; hüzünlere ya da öfkelere , kim bilir belki de mutluluklara bulayıp .. Gelin size aslında hepinizin elinin altında olan bir hazineden bahsedeyim .. Zaman yolculuğunun aslında adı geçmeyen icadı olan mektuplardan..

Sizi bilmem ama bir dönem metalden yani müzikten para kazanacağız dediğim , idealizmin rüzgarlarını yelkenlere doldurduğum ve piyasayı hiç bilmediğimiz o saftirik günlerimizde, internetin hayatımıza girmesinden önceki dönemlerde çıkardığım dergi sayesinde bol bol haşır neşir oldum mektuplarla .. Yazması ayrı , göndermesi ayrı , beklemesi ayrı bir mutluluktur mektup dediğimiz hadise esasında.. Eskiler için ne ifade eder bilemem ama e-mail denen ruhsuzluğun hayatımıza girişinden önce kıyısından köşesinden son dönemde de olsa yakaladık bu güzelliği .. Mail order yapacaksındır misal .. Öğrencisin .. Paran zaten dünya piyasalarında pul kendin ise kul olmuşsun .. Dolar alırsın .. Alırsın derken 5 - 10 dolar falan .. Tek tek bozdurur mektubun içine korsun "birer birer".. Karşı tarafa ayrı , olur da mektubu açıp okurlarsa diye kontrol edenlere ayrı notlar - mektuplar yazarsın .. "Öğrenciyiz , yapma etme" kıvamında gözyaşı aromalı notlardır bunlar .. Ajitasyonun temelleri işte sen anla .. Eğer mektup gümrüğe ya da HIRKIZ bir postacıya takılmaz da karşı tarafın eline geçerse neşe büyük olacaktır .. 3 4 hafta sonra bir mektup ya da paket geliverir .. Neler neler almadım , neler neler okumadım ki ? Metalin güzelliği , daha doğrusu undergrounda gönül vermiş olmanın tadına doyulmazlığıdır işte o an elinize geçenler .. İmzalı t shirtler , cd ler , plaklar .. Hem de ilk elden , grubun kendisinden .. Mektubu kanla yazıp göndereni mi , mektubun içine jlet koyanı mı , o sıralar okuduğum Şibumi' ye sebep kurutulmuş kiraz ağacı yapraklarını , çiçeklerini gönderenleri mi ararsın teee Japonyalardan ?! Mutluluğun zirve noktalarıdır o anlar .. Zarfı bir açarsın, General Kishikawa ile rakı sofrasına otursan böyle mutluluk tadamazsın .. Öyle anlardır ki bunlar , o an ordaki nesneleri , yanımdaki insanları , yağan yağmuru dahi en ufak ayrıntısına kadar hatırlıyorum .. Hatta postaneye giderken altı su dolu sokak taşına basışımla ayağımın pis çamurlu suyla doluşuna kadar hatırımda.. Mektuptur aslında bunun sebebi .. O mutluluğu , o anki hissiyatı nakşeder beynine.. Bal yedik ağızlar tatlandı ama peki ya bir yakınınızın , bir sevdiğinizin ölümünü hiç mektupla haber aldınız mı ?

Üniversitede sağda solda sürttüğümüz günler .. Sene 2001 ..Kasım ayında hep beraber birleşip bir mail order yapalım dedik .. Birleşeceğiz ki shippingden yani kargo masrafından kurtulalım .. O dönem , net bu kadar yaygın değil .. Chuck Schuldiner ' ın kanser olduğunu öğrenmişiz bir şekilde netten .. Merch yani grup cd t shirt ve plağı alacağız ki , elemanın hastane masraflarına bizim de bir katkımız olsun .. Yalnız bu bahsettiğim eleman öyle büyük bir gitarist ki , Jimi Hendrix ' den sonra bu aleme bir daha öylesi gelmedi ...Gelemez de .. Onun parçalarıyla geçti çocukluğumuz .. O yüzden çok da büyük umudumuz .. Eindhoven konserini mili saniyelere kadar ezberleyip hatmetmişiz .. Gönderdik mektubu .. Aradan haftalar geçti .. Bir gün Sakarya Caddesindeki postaneden kargomuzun geldiğini öğrendik .. Bir gittik ki mekana .. Kocaman bir koli!!! Neşeden kuduruyoruz .. İstediğimiz tüm plak cd ve t shirtler gelmiş .. Altta bir ufacık zarf .. Schuldiner 'ın annesi yazmış .. Oğlunun vefat haberini veriyor ve hastane masraflarına yaptığımız katkılardan dolayı teşekkür ediyor bize.. Dünyamız yerle yeksan oldu .. Herkes sus pus .. Sanırım ömrü hayatımda çiğneyip yutamadığım en Acı Lokma odur.. KİMSE KONUŞAMIYOR!!! Burnumuzdan geldi .. Balgat' ta bir terzi dükkanının küf ve nem kokan bodrumunda kırmızı fileli patates çuvallarının üstünde , - 16 derecede sabahlara kadar niçin rakı içtiniz deseler başka türlü cevap veremem sanırım ..

Tüm bunları size anılarımı zerketmek için mi anlattım ? HAYIR ! Bugün dahi o anları hatırlıyorsam - dedim ya - sebebi mektuplardır.. Zor da olsa , kimseye gönderemeyecek olsanız dahi kendinize bir mektup yazın koyun bir köşeye .. O ana geri dönebilmek için ..

Bu kitaba gelecek olursak .. Bir garip burukluktur aslında bu kitabı okuyuşum .. Henüz anılarını okumadan öncesinde , yani öykü ve romanlarını kağıtlarla kaplayıp okulda saklı gizli okuduğum dönemlerde sürekli Nesin Vakfı'na telefon ederdim .. Kol gibi telefon faturaları ve aile içi küçük cinnetler de yıldıramadı beni asla o dönemlerde =)) .. Ama diyorum ya... Bilmiyordum .. Anılarını okuduğumda öğrendim O'nun hiçbir mektubu cevapsız bırakmadığını.. Kendisinin hayranı olan ve akıl hastanesinde yatmakta olan şizofreni bir hayranına bile mektup yazıp geri döndüğünü ben seneler sonra öğrenebildim .. Bileydim ne destanlar yazar da atardım .. Şimdi O'ndan adıma gelmiş bir mektup için tüm kütüphanemi gözümü dahi kırpamadan verirdim .. Pek tabii yapacak bir şey yok .. Ne konuşabildim , ne tanışabildim .. Ne de kendisini görme fırsatım oldu .. O' nun yerine bu kitabı aldım okudum .. Sağolsun Adem Yüce benim teknoloji özrüme deva oldu .. Ankara' ya ziyaretinde getirdi beraberinde kitabı..

Kitabı okumaya başladığınızda iki "can dostu" göreceksiniz.. Aziz Nesin için hep gözyaşını kahkahaya çeviren simyacı derler .. Çok klişe bir tabir ama başka ne denir bu kitaba bilemiyorum .. Can dostum dediği Tahsin Saraç ' ın öldüğü günün gecesinde ona yazdığı bir mektupla başlıyor kitap .. Spoilerı olmaz böyle kitapların ama birkaç satır bırakayım o uzunca mektuptan .. Şu yukarda anlattığım anıyı aslında bu satırlara sebep kaleme aldım ..

"Şimdi yazdığım ve senin hiçbir zaman eline geçmeyecek olan bu mektup , sana yazdığım ( dosyadakilere göre ) otuzdördüncü mektubum olacak."

"Benden küçük yaştaki iyi insanların ölümünden sonra benim yaşamakta oluşumdan suçluluk duygusuna kapılıyorum. Yaşamaktan utanıyorum. 59 yaşında öldüğün , 75 yaşımda ben hala yaşadığım için bu suçluluk ve utanma duygusunu bana en çok sen verdin Tahsin."

"Niçin yanında değildim?
Ölümünden beri, gittikçe seyrekleşerek ağlıyorum. Elbet zaman bu acıyı da sağaltacak. Bak, şimdi sanki sana gerçekten o ölüm öncesi anında, "Ölmeye hakkın yok Tahsin, çünkü bize gereklisin. Ölme!" diye bağırıyorum sandım kendimi de, yine ağlamaya başladım."

Biliyorum DÜŞMANLARI HARİÇ , siz sevenlerinin kaşları çatılmıştır ama Aziz Nesin bu .. Gülmemek ne mümkün .. Bu arada "Aziz" dostum - Can dostum diyerek girizgah yapılan mektuplardaki saygıyı size anlatmama imkan yok .. Aziz Nesin'in ağzının hafif bozuk olduğunu (hele de sinirliyken) , sert bir mizaca sahip olduğunu ben çok çok iyi biliyorum .. Ki Tahsin Saraç da aşağı kalmaz O' ndan .. Hem de hiç !! Böylesi iki adamın yazıştıkları mektuplardaki üsluba , şu saygıya bir bakar mısınız ?

"Öbür tükenmez kalem tükendiği için kalem değiştirdim, bağışla."

Aziz Nesin 'i yakınen takip edenler için de hoş anlar var pek tabii .. Kendisinin bitip tükenmek bilmez ÇAY ve ÇAYDANLIK SEVDASI.. =))

"Aldığın yeni çaydanlık ve demliğe çok teşekkür ederim , yine beni utandırdın. Ama bu kez söz veriyorum , iyi kullanacağım ve senden bir anının üzerine gösterilmesi gereken dikkati göstererek saklayacağım."

Dağanıklığı ...

"...tabiatta nasıl hiçbirşey yitmez ve yeniden yaratılamaz" ise "Aziz Nesin' de de hiçbirşey yitmez , ancak aranınca bulunmaz!"

Ben işin neşesi kaçmasın diye buraya daha fazla alıntı girmek istemiyorum .. Yazıldığı dönemin arka planını ve her şeyden öte dostluk nedir bilmek isterseniz bu kitaba muhakkak bir şans verin .. Edebiyat çevrelerinden pek çok yerli - yabancı isim ve onlara dair bilgiler de bonusu ..

Bu arada pc den nedense resim yükleyemiyorum .. Bu durumu aşar aşmaz iki de sayfa çekip atıcam buraya ..
Kaan
Kaan Aziz Nesin - Tahsin Saraç Mektuplaşmaları'ı inceledi.
184 syf.
İlköğretim esnasında mektup yazımının nasıl olduğunun gösterilmesi dışında bizim neslin mektupla bir teması olmamıştır. İletişim aygıtlarının hızlı gelişimi karşısında bu gayet normaldir tabi. Bizden üst nesiller için mektup demek, anılarının canlanması, bizim için nostaljik bir tema, bizden bir sonraki nesil için otantik bir atmosfer, onlardan sonraki nesil için ise "What?" tepkisine mazhar olacak bir iletişim materyali demektir.

Bununla birlikte, dünya çapındaki yazarların mektuplaşmaya dayalı roman ve hikayeleri ile tarih şahsiyetlerin mektuplaşmaları vasıtasıyla mektubun yarattığı etki ve atmosfer bir nebze de olsa gelecek yüzyıllara taşınabilir. Roman ve hikayelere bu konuda örnek olarak aklıma ilk gelen eser, Dostoyevski'nin İnsancıklar eseridir. İkinciye de örnek halihazırda inceleme yazdığım Aziz Nesin-
Tahsin Saraç mektuplaşmalarıdır. Bunların içinden dikkat çeken noktalara kısa kısa değinelim.

Her konuda olduğu gibi yayıncı seçiminde de insansallığı ön plana alır Aziz Nesin ve "Hoşlanmadıklarımla artık bir otobüste yolculuk etmek bile is­temiyorum, değil ki onlara para kazandırmak... Hoşlan­dıklarım da canımı alsın,"(s.16) der. Çok sevdiği Vakfı'ndan ise uzak kaldığı her gün onun için büyük bir üzüntü kaynağı olmaktadır. Bir yandan da Vakfı'nın ekonomik kaynaklarını artırmanın yollarını arar, çünkü sadece eserlerinin telif ücretlerine bağlı kalması ileride sorunlara yol açabilir diye düşünür.

Mektuplaşmalar, 1980 darbesinden sonraki döneme ait olduğu için yer yer bu dönemin bunaltıcı ve baskıcı etkisini de hissediyoruz. Bunlardan bir tanesinde, Aziz Nesin, Tahsin Saraç'a yılgınlığa düşmemesini, aydın olmanın sorumluluğunu yerine getirmek zorunda olduklarını söyler. Bir başka mektubunda ise bu sefer kendisi fazlasıyla sinirlenmiştir: "Tahsin'ciğim, Kızma, diyorlar. Sinirlenme, diyorlar. Kızma, sinirlen­me diyenlere daha çok kızıp sinirleniyorum. Bu ülkede yaşayıp da kızıp sinirlenmemek elde mi? Radyo dinleme, TV seyretme, gazete okuma... Eeee? Ya insanlar, ya yol­lar, ya yapılar? Kızma, sinirlenme demek, yaşama demek­tir; taş ol, kaya ol, demektir."(s.45)

Bir başka mektubunda Aziz Nesin, zenginler gibi yüklü paralar harcayarak oluşturduğu bir koleksiyonu olmadığını ama insan koleksiyonu olduğunu belirtir ve uzun uzun anlatır. Kısaca, hayatı boyunca kolay aldanır olma özelliğinden dolayı çokça insanla irtibatı olmuş ve bunlardan yer yer olumsuzluklar görerek çeşit çeşit insanı tanıma olanağı bulmuştur. Nihayetinde "aptallığın bile insana yararı var,"dır.(s.73)

Aziz Nesin, kadınlar ve aşk konusunda oldukça dertlidir. Aradığı mutluluğu bulamamış olduğunu görüyoruz. O, yazma sürecindeki zor şartlarda kendisinin her daim yanında olacak bir kadın aramış ama bunu bulamamıştır. Çünkü hayatına giren kadınlar, kendilerine yeterince zaman ayırmadığı için Aziz Nesin'le hep kavga etmişler. Aziz Nesin de bir yandan zaman ayıramadığı için üzüntü duyduğunu belirtmiş, bilhassa Meral'i üzüntüyle anar. İnternetten biraz aratınca, Aziz Nesin'in, ilk eşi Vedia hanım tarafından aldatıldığını öğrendim. Bundan sonra Aziz Nesin, kendisinden 20 yaş küçük Meral hanıma ilgi duyuyor, başlarda çekinceler olsa da nihayetinde evleniyorlar. Meral hanım üniversite eğitimini tamamlıyor ve çalışmak istiyor lakin her başvurduğu yerden olumsuz yanıt alıyor. Daha sonra, bu olumsuz yanıtların eşi Aziz Nesin'in müdahaleleri sonucunda oluştuğunu görüp sıkı kavga ediyorlar. Ama kocasını çok sevdiği için bir süre sonra barışıyorlar. Ancak Aziz Nesin'in aşırıya kaçan kıskançlıkları devam ediyor. İstiyor ki Meral hanım kendi yanından hiç ayrılmasın. Ama öte taraftan Meral hanımı başka biriyle aldatmaktadır. Bunu öğrenince ayrılsalar da Aziz Nesin bir şekilde Meral hanımı ikna eder ve ikinci kez bir araya gelirler. Sonrasında başka bir olay sonucunda kesin suretle ayrılırlar.

Öte taraftan Aziz Nesin'in aşk konusunda oldukça hareketli olduğunu mektuplaşmalardan da sık sık görmekteyiz. Bir keresinde kendi durumunu latifeli bir edayla şu şekilde ifade eder: "Başka? Aşk üzerine herşey... Yine havalardayım. N'olacak benim halim, azgın bir yaşlı... Bu azgınlığa
yürek mi dayanır, can mı dayanır…"(s.17) Aziz Nesin'in bu özelliğini sevdiğini söyleyen Tahsin Saraç, dostunu latifeli şekilde uyarmaktan da çekinmez:
"Nevbahar sevmede ben pirânı tayib eylemem
Hüsn olur kim seyrederken ihtiyar elden gider"(s.18)
Aziz Nesin'in buna cevabı da şu şekilde olur:
"İhtiyar gitmezse elden öyle sevda istemem
Aşk odur kim aklım alın bende izan koymasın"(s.20)

İlk mektuplarda bir Bulgar kızdan bahseder, ardından P. diye biri geçer ve onu Vietnam'a götürmek istediğini ama üniversiteye yeni başladığı için bunun mümkün olmayacağını belirtir Aziz Nesin ama bu P.'nin her ne kadar bir gönül ilişkisi olduğunu hissetsek de net bir yargıya varamayız. Ancak ilerleyen mektuplarda bilhassa iki noktada bizzat Aziz Nesin'in ağzından iki tane gönül ilişkisini okuruz. Bunlardan birisi, "Böcüm" dediği kendisinden 46 yaş küçük bir genç kadındır. Aziz Nesin şu şekilde anlatır:
"Böcüm'le birlikteyiz. Böcüm, iki yıllık sevgilim. Yirmi beş yaşında. İkimizi görenler bana 'Kızınız mı?' diye soruyor­lar. Aramızda kırk altı yaş var... Belki bu benim son güzel çılgınlığım.
Hal ü keyfiyet işte böyle.
Şimdi evde yalnızım. Böcüm, her sabah erkenden ve her gün öğleye dek İngilizce kursuna gidiyor. Bir yıl gide­cek? Sonra? Üniversiteye...
Keyifliyim. Yaşamımın başka yönlerinden terslikler çıkmazsa, artık iyi çalışabilir, güzel şeyler yazabilirim. Belki de, çok kez olduğu gibi, sevi konusunda yine kendi­mi aldatıyorumdur.
Böcüm'ün adı 'N…'". (s.108)

Başka bir mektubunda ise bu sefer kendisinden 43 yaş küçük 29 yaşında bir genç kadınla olan ilişkisinden kısaca bahseder: "Yeni sevgilim 29 yaşında, diş hekimi... Ama diş he­kimliğinden nefret ediyor."(s.133)

Aziz Nesin'in yaş vurgusu yaparken gayet mutlu, özgüvenli ve büyük bir iş başarmış olduğu hissini alıyor insan. Bence bunda hem yaşlılık psikolojisinin hem de ilk eşinin ihanetinin kendisinde açtığı derin yaranın etkisi söz konusu. Bununla birlikte, nihayetinde kendi özel hayatıdır. Lakin tarihe geçen ünlü bir yazar veya bir isim olmanın dezavantajlarından birisi, özel hayatın da özelde kalamayışıdır. Çünkü, bir yazar hakkında okurlar her şeyi öğrenmek isteyebiliyorlar. Sonuçta merak, insanı insan yapan en temel hususlardan birisidir.

Öte taraftan, Aziz Nesin'in bu tarz aşk ilişkileri onun edebi, siyasi ve toplumcu yönlerini olumlu veya olumsuz etkileyecek bir durum teşkil etmiyor tabiki. Bununla birlikte, Aziz Nesin'in hayatına dair farklı bir hususu görmek garibime gittiği için üzerinde durmak istedim. Benzer şekilde A. Puşkin'in Günce'sini de okumuş ve aynı nedenle üzerinde durmuştum.

Hepimiz insanız ve hiçbirimiz mükemmel değiliz. Zira, mükemmellik de bizim kurgumuzdan başka bir şey değildir. Ve bu kurgular, kişiden kişiye değişir çoğunlukla.


Keyifli okumalar..


NOT: Ben, kitabın Düşün Yayıncılık'tan çıkan şeklini okudum. Sayfa numaraları da haliyle onu göredir.
Böcüm'le birlikteyiz. Böcüm, iki yıllık sevgilim. Yirmi beş yaşında. İkimizi görenler bana "Kızınız mı?" diye soruyor­lar. Aramızda kırk altı yaş var... Belki bu benim son güzel çılgınlığım.
Hal ü keyfiyet işte böyle.
Şimdi evde yalnızım. Böcüm, her sabah erkenden ve hergün öğleye dek İngilizce kursuna gidiyor. Bir yıl gide­cek? Sonra? Üniversiteye...
Keyifliyim. Yaşamımın başka yönlerinden terslikler çıkmazsa, artık iyi çalışabilir, güzel şeyler yazabilirim. Belki de, çok kez olduğu gibi, sevi konusunda yine kendi­mi aldatıyorumdur.
Böcüm'ün adı "N...".
Aziz Nesin
Sayfa 108 - Düşün Yayıncılık, 1995
Benden küçük yaştaki iyi insanların ölümünden sonra benim yaşamakta oluşumdan suçluluk duygusuna kapılıyorum. Yaşamaktan utanıyorum. 59 yaşında öldüğün , 75 yaşımda ben hala yaşadığım için bu suçluluk ve utanma duygusunu bana ençok sen verdin Tahsin.
Aziz Nesin
Sayfa 8 - Nesin Yayınevi 1. Baskı 2017
Şimdi yazdığım ve senin hiçbir zaman eline geçmeyecek olan bu mektup , sana yazdığım ( dosyadakilere göre ) otuzdördüncü mektubum olacak.
Aziz Nesin
Sayfa 5 - Nesin Yayınevi 1. Baskı 2017

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aziz Nesin - Tahsin Saraç Mektuplaşmaları
Alt başlık:
Büyük Dostum Can Dostum
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059569125
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nesin Yayınları
Yazının birçok alanında yapıt vermiş, birbirinin hem okuru hem eleştirmeni olmuş iki insan: Aziz Nesin ve Tahsin Saraç.
Birbirlerinden saklayacak hiçbir şeyleri yok ve birbirleri için yapamayacakları şey de... Nesin ile Saraç`ın mektupları, üstün bir iş aşkı ve görev bilinciyle, bataklık olarak gördükleri bir çağ ve çevrede verdikleri erdem ve onur savaşımının yanısıra, ender tanık olunan bir dostluğun, sevginin, içtenliğin belgeleri.
"Mektuplaşmalarımız bir dosya dolusu. Mektuplarımızı bir kitapta derleyeceğim. Ben onu, dikenli kabuğu soyulmamış, kabukları soyulunca en içten apak yemişi çıkan kestaneye benzetirim. Dışından sert ve dikenlidir. İçi arı duru, apak, tatlı...
Sevgili Tahsin ölmekle en büyük kötülüğü kendisine yaptı ama, bundan haberi bile yok. Oysa ölmekle bana yaptığı kötülüğü ben yaşadıkça hep duyumsayacağım."

Aziz Nesin`in önsözünden

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • nejla güldalı
  • Yeşim
  • Kaan
  • Caner Ertuna
  • Uğur Savcı
  • Elif Kaya
  • Tuco Herrera
  • Süha Demirel
  • Sümeyye Gülsüm
  • Prometheus

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%0
8
%50 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0