Kısakürek'in Yurt Dışı Eğitimi Üzerine
"Necip Fazıl Kısakürek, 1925'te devlet bursu ile Paris-Sorbonne'a felsefe okumaya gönderilip devletin parasını defalarca kumarda harcamıştır. Bunu bizzat kendisi söylüyor. İlk baskısı 1975'te yapılan Bâbıâli kitabında süreci şöyle itiraf ediyor: 1) 21 yaşında gönderildiği Paris'te bulunduğu süre boyunca derslere girmez, aylıkları kumara yatırır. 2) Sadece devletin parasını değil, dayısının Türkiye'den yolladığı paraları da kumarda kaybeder. 3) Bunu haber alan MEB Talebe Bölge Müfettişi Zeki Mesut Alsan Berlin'deki elçilikten Paris'e gelir ve bursunun iptal edildiğini bildirerek cebine iki bin Frank civarında geri dönüş parası koyar. İlk senesinde kovulmuştur, artık MEB bursiyeri değildir. 4) Müfettişin verdiği parayı da aynı gün kumara yatırır ve kaybeder. 5) Geri dönüş için Paris-Marsilya treni ile Marsilya-İstanbul gemi biletini Paris'teki diğer Türk öğrencilere aldırtır. 6) Kaçmasın diye arkadaşları tren kalkana kadar peronda bekler, cebine para da koyarlar. 7) Marsilya'ya vardığında geminin kalkmasına üç gün vardır. Gemi bileti kamara içindir, daha ucuz olan güverte bileti ile değiştirir. Eline geçen parayı yine kumara yatırır ve yine kaybeder. 8) Para istemek için T.C. Marsilya Konsolosluğu'nun yolunu tutar. Konsolos durumu anlar ve talebini reddeder. 9) Aynı günün akşamı konsolosa dışarda rastlar, ısrarla ayak üstü baskı yapar ve talebini yeniler. Konsolos ikna olur ve bin Frank civarında para alır. 10) Konsolosun verdiği parayı da kumara yatırır. 11) Gemiye binip memlekete dönerken kendisini zengin, birinci sınıf yolcu olarak göstermek için şekilden şekle girer. Özetle NFK, önemli edebî eserler bırakmış güçlü bir kalem olmasına rağmen gençliğinde Paris'te tek bir gün bile eğitim almamıştır."
Necip Fazıl Kısakürek
Göz ve görmek... Görmek nedir diye düşünüyorum! Necip Fazıl Kısakürek Bâbıâli
Edebiyat
Reklam
O, ideolocyalaştırılması imkansız bir duygunun adamıydı; bizse her hissi potasında eriten bir düşüncenin bağlısı... Necip Fazıl Kısakürek Bâbıâli
ÜSTAD Necip Fazıl Kısakürek 'ün GÖZÜNDEN BİR IRKÇININ PORTRESİ: ATSIZ Gelelim Hüseyin Nihâl Atsız ’a… Sene 1950… Büyük Doğu idarehanesine gelmiştir. O zamana kadar tanıdığım ve yüzyüze geldiğim biri değil. Yalınız koyu ırkçılığı ve (Hitler) vâri sağ kaşı üzerine uzattığı saçlariyle (karikatür)leştirdiğini bildiğim, Dr. Rıza Nur yetiştirmesi bir adam… Peyami Safa onun için, Nâzım Hikmet’e koyduğu teşhis ile “tam bir ahmak!” derdi: – Havası, esprisi, mizaç renkleri olmayan biri… Konuştuk. Büyük Doğu’ya hayranlığını ve hele “îdeolocya Örgüsü”ne diyalektiği bakımından büyük alâka duyduğunu belirtti. Onunla komünizma ve belli başlı bir şahsa düşmanlık mevzuunda birleşiyorduk; fakat bu (antitez)lere karşılık asıl (tez) bahsinde apayrıydık. O, Türkçülük hissinden geliyor, bizse İslâm fikrinden yola çıkıyorduk. O, ideolocyalaştırılması imkânsız bir duygunun adamıydı; bizse her hissi potasında eriten bir düşüncenin bağlısı… Bir gün onu evime çağırdım. Tam bir nefs ve dünya muhasebesine girişelim diye… Yanına iki arkadaşını alıp geldi: Fethi Tevetoğlu ve Nurullah Banman… Sabaha kadar konuştuk. Kafa ve ruh çilesine sahip bir insan olmaktan çok uzak göründü bana… Bir milletin hayrı diye bir dâva olamazdı. Ancak bütün insanlığa dağıtımı kabil, beşeriyet çapında bir dâva… Ona sordum: – İslâmiyet hakkında ne düşünüyorsunuz? Hemen cevap verdi: – Milletimin dinidir; hürmet ederim! – Ya milletinizin dini Şamanlık olsaydı?.. İslama böyle bir iltifat, onu topyekûn reddetmekten beterdi. Kıymet, millete verilmiş ve İslâm tâbi mevkiine düşürülmüş oluyordu. Halbuki biz, Türk’ü müslüman olduğu için sevecek ve müslümanlığı nispetinde değerlendirecek bir milliyetçilik anlayışı peşindeydik ve bu anlayışa “Anadoluculuk” ismini veriyorduk. Bir konferansımızda, 15 yıl sonra söyleyeceğimiz gibi, “eğer gaye Türklükse
1000Kitap
ORTA MALI BİR YOL ve...
“Bâbıâli” eserinde kumardan kokaine kadar türlü gençlik hatıralarını anlatan Necip Fazıl, “Müslümanlık taslayanlar” dediği kesimden kulağına gelen tenkidlere böyle cevap veriyor: - "Orta malı bir yoldan iyi gelip hep iyi gitmektense, dikenli patikadan fena gelip ve hep fena gidip birdenbire tepeden inme bir doğruluşla kötülüğü ve karanlığı yenerek iyiye ve aydınlığa geçmek, bin kere üstün..." -Necip Fazıl Kısakürek, Bâbıâli, Bu Eser, 2. Baskı, Sh 8, Büyük Doğu Yayınları-
Üstad Necip Fazıl Kısakürek