Baki Kalan
"İnsan zaman zaman kendine bile uzak gelirken, bir başkasıyla gerçek bir yakınlık kurabilir miydi? Kendine bile itiraf edemezken duvarlarını, korkularını, acılarını, pişmanlıklarını, bir başkasıyla, tüm şeffaflığıyla paylaşabilir miydi?"
Baki Kalan... Çocukluğu otoriter bir babayla ve şiddetle geçmiş, gençliğinde siyasi olaylara karışmış, sevdiğini söyleyememiş, sevmediği biriyle evlenmiş, karısına ve kızına hayatı zehir etmiş bir adam...
Artık hayatının son günlerine gelmişken geçmişiyle bir hesaplaşma işine girmişti. O sabah işitme cihazını kulağında unutmuş ve eski bir arkadaşının vefat anonsunu duymuştu. Cenaze için hazırlanırken geçmiş tek tek gözlerinin önüne geliyordu. Ne çok eziyet ve işkence görmüş, acılar çekmiş ve çektirmişti. Belki babasından bir babalık görebilseydi o da kızına iyi bir baba olabilirdi. Oysa ki benzemek istemedikçe babasına dönüşmeye başlamıştı.
Peki ya Bahar? Onu gördüğü ilk gün vurulmamış mıydı ona? Ya ona olan aşkını zamanında itiraf etmiş olsaydı her şey daha farklı olabilir miydi?
İnsanın kendi içindeki hesaplaşmalarını, suskunluklarını ve kaçamadığı anılarını öyle bir anlatıyor ki bu kitap bize; bazen kızarken, bazen sorgularken bazen de tebessüm ederken buluyorsunuz kendinizi. Travmaların bir insanın tüm hayatını ve etrafındakileri nasıl etkilediğini çok net bir şekilde görüyorsunuz.
İnsanın öldüğü yaş, hayatının sadece tek bir göstergesiydi. Tek bir göstergeden hareketle insan, hayat yarışında öne geçtiğini ya da kazananın kendisi olduğunu iddia etmemeliydi.
İnsan acıya ne kadar dayanabilirdi? Zihnini bedeninden uzaklaştırabiliği kadar.
İnsan, kendine iyi gelmeyen ne varsa özlerdi zaten. Kimi zaman eski bir alışkanlık, kimi zaman eski bir aşk.