Gaye Genç, ilk kitabı “Bavul” ile, isminden de anlaşılacağı üzere, kadın ve erkek kahramanların hayat öykülerini 'bavul' metaforu etrafında ustalıkla örüyor. Her bir öyküde, bireylerin geçmişten bugüne taşıdıkları yükler, anılar, korkular, suskunluklar; bu sembol aracılığıyla gün yüzüne çıkıyor. Bu öyküleri okurken zaman zaman kendimize dair izlere rastlıyoruz. Kimi zaman bir karakterdeki benzerlik, kimi zaman yaşananların tanıdıklığı bizi öykülerin içine daha güçlü bir şekilde çekiyor.
Davut adlı ilk öyküde kahramanımız, severek evlendiği eşi ve çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getiremeyen, içindeki çöküntü ve pişmanlıkla boğuşan bir adamdır. Yıllarca sevgiyle ve sabırla aileyi ayakta tutan eşi ise hep bir şeyleri beklemekten yorulan bir kadın. Bu öyküdeki 'bavul' Davut'un eşi için son sabrın ve son dayanma gücünün somutlaşmış hâlidir. Davut için de bu hem bir uyarı hem de ihtiyacı olan şey… Geçmişin yüklerini ve hatalarını göğüsleme,
belki de kendini yeniden inşa etme zamanı... Bu öyküdenün kalbinde duran “bavul”, bir kırılma anını ve dönüşümün ilk adımını başarılı bir şekilde okura yansıtıyor.
Feryal adlı okurken gülümseten öykü; daha gündelik, sıcak ve yaşamın içinden bir hikâye. Feryal teyzemiz, yeni işine alışırken hem insan yerine konmanın sevincini yaşar hem de iş yerinde tutunmanın bir yolunu bulur. Gündelik dertleri ve bir iç dökümü olan bu öykü, okuru bir yandan gülümsetirken bir yandan da alt sınıf kadın emeği, görünmezliği ve tutunma mücadelesi üzerine okuyucusunu düşündürür. Burada ise “bavul” ve içindekiler; Feryal'ın zekâsının, hayat pratiğini ve yerini koruma mücadelesinin sembolüne dönüşüyor.
Dilek adlı öykü; temizlik takıntısı olan bir annenin gölgesinde büyüyen bir kız çocuğunun, yıllar içinde bu takıntının neden olduğu duygusal