Vajina ile rahim, korku film ve kitaplarında kadının üstünden "iğrenç yaşam formlarını taşıyabilen bir kara delik" şeklinde tasvir edilir.
Özellikle Rosemary'nin Bebeği gibi kült
Okuduğum ilk korku ve gerilim romanıydı. O kadar etkisinde kalmıştım ki neredeyse bebeğin ağlama sesini duyabileceğimi hissetmiştim...
Hatırlıyorumda anneciğim ondört yaşımda olduğum için çok paniklemiş ve kütüphaneye kadar gidip Frau Erdbacher'i bana bir daha korku romanı vermemesi için uyarmıştı :)
Rosemary’nin Bebeği gibi kült bir filmden sonra kitabını da okumak istedim.Sahaflardan ancak bulunabiliyor.Korku ve klasik severler bayılacaktır.Tavsiye ederim
Ira Levin’in 1967 tarihli romanı Rosemary’nin Bebeği bir korku hikâyesinin bütün klişeleriyle açılıyor.
Yeni evli genç çift, New York’un göbeğinde ihtişamlı ve gotik bir apartman dairesini kiralamak isterler.
Daire beklenilenden ucuzdur, beklenilenden tuhaftır.
Bütün korku senaryolarının değişmez unsuru olarak o kadar tuhaflığı işitir ve hepsine maruz kalırlar yine de daireyi terketmezler. (Biz olsak çoktan arkamıza bakmadan kaçmıştık.)
Akıcı, sürükleyici, hafiften ürperten ama bir yandan da güldüren hoş bir romandı.
Korku hikayelerini dağlardan ve ıssız şatolardan alıp şehrin ortasına getiren, yan komşumuzdan bile şüpheye düşmemize sebep olacak paranoyakça bir gerilim hikayesiydi.
Güzeldi.
1968 tarihinde de Roman Polanski tarafından aynı isimle beyaz perdeye uyarlanmış.
Ki, film kitaptan daha ünlü aslında.
Kitabın baskısı yok ama filmini izlemek de yeterli keyfi verir diye düşünüyorum.
Okumaya başladığınız andan itibaren bir şeyler olacağının farkına varıyorsunuz ama son sayfaya kadar neler olabileceğini tahmin edemiyorsunuz.
Genç bir çift, Rosemary ve Guy hayallerindeki evi bulup taşınıyorlar. Rosemary’nin bebek istemesi, Guy’ın en sonunda hazır olması ve Rosemary’nin hamile kalması ile sıradan bir çiftin hikayesi gibi başlıyor kitap. Her şey planlandığı gibi giderken yavaş yavaş gerilim de ekleniyor hikayeye. Korkunç olmayan ama okurken sizi her satırda geren inanılmaz bir hikaye. Korku klasiklerini seviyorsanız kesinlikle okumalısınız, belki de okumuşsunuzdur bile.
Belki kiminiz bu kitabın Roman Polanski tarafından çevirilen filmini izlemiştir. Şahsen ben gençliğimde izlemiş ve müthiş derece etkilenmiştim. Bu tür kült filmlerin kitaplarının da okunması gerektiğini düşünüyorum şahsen ve okuma sebebim de bu oldu zaten.
Genç bir çift düşünün. Adam ağırdan alsa da, çocuk sahibi olma hayalleri var. Yeni bir eve taşınıyor ve hayallerine adım adım yaklaşıyor gibiler. Rosemary kocasında kısa zamanda meydana gelen değişimi ve bir an önce çocuk istemesini başta pek garipsemez. Ama komşularının garip ve fazlaca ilgisi, yine komşuların tavsiye ettiği doktorun tuhaf tutumları Rosemary'de git gide şüphe uyandırır. Onu uyarmaya çalışan bir dostunun hastaheneye düşüp ölümle pençeleşmesi Rosemary'nin şüphelerini artır ve her şeyi mantıksal bir açıklama ile izah etmeye çalışmasını gitgide zorlaştırır. Etrafında örülen yalan ve dolan ağını aşabilecek mi Rosemary? Onu istedikleri gibi yönlendirebildikleri bir kuklaya çeviren oluşum kimdir, nedir, maksatları nedir ve kimlerden oluşur?
Rosemary kendisi ve bebeğini ne pahasına olursa olsun korumaya kararlıdır. Ama kime güvenebilecektir?
Harika bir psikolojik gerilim hikayesi. Gaslight ve Vertigo filmleri misali insanın en yakınlarına güvenememe sorunu ve kötülüğünü gözler önüne seriyor korkunç bir şekilde.
Must read...
Geçtiğimiz günlerde ruhumu dinlendirmek için verdiğim aradan sonra, beni sayfalarına öyle bir hapsetti ki... Ira Levin’in kült eseri Rosemary’nin Bebeği, kelimenin tam anlamıyla bir solukta bitti. Korku ve psikolojik gerilim edebiyatının neden zamansız bir başyapıt olduğunu bu kitapla bir kez daha anladım.
Eğer kanlı canlı canavarlar, aniden köşeden fırlayan hayaletler bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bu kitap; insanın içine sinsi sinsi işleyen, klostrofobik ve psikolojik tekinsizliğin şaheseri.
Hikaye, New York’ta geçmişi biraz karanlık, devasa bir apartmana taşınan genç bir çifti anlatıyor. Her şey harika giderken Rosemary hamile kalıyor ve o aşırı "meraklı, cana yakın" yaşlı komşularla birlikte hayatı yavaş yavaş bir kabusa dönüyor.
Kitapta beni en çok vuran şey şu oldu: Fiziksel bir şiddet yok ama müthiş bir çaresizlik hissi var. Herkesin Rosemary’ye "Ya hamilesin, hassassın, kuruntu yapıyorsun" diyerek onu deliriyormuş gibi hissettirmesi, o manipülasyon ağı beni bile daralttı. İnsanın en güvende hissetmesi gereken yerde, yani kendi evinde ve kendi bedeninde kapana kısılması fikri gerçekten çok fena.
1960’larda yazılmış olmasına rağmen zerre eskimeyen, temposu hiç düşmeyen bir psikolojik gerilim. Türü sevenler bence kesinlikle şans vermeli.
Bu kitap çok iyi dostlar. Çok çok iyi. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biri.
Rosemary'nin Bebeği, genç bir çiftin hayallerindeki evi bulması ile başlıyor. Şahane bir apartman, yaşlı sevecen komşular, mutlu bir evlilik. Sonrasında Rosemary çocuk diye tutturuyor.(ah be kızım) Bir de bunun üstüne Guy (Rosemary'nin kocası) -her zaman hazır değilim diye erteleyen Guy- bu fikre sıcak bakıyor. Hoooppp sonra bizim kız hamile.
Ama buradan sonra olaylar tuhaflaşmaya, komşular fazla samimi olmaya, her şey Rosemary'nin beklediğinden farklı ilerlemeye başlıyor.
O kadar heyecanlı bir kitap ki inanamazsınız. Tempo hiç düşmüyor. Hele ki sonlara doğru zaten elimden bırakamadım. Kitabı okurken çok hasta olmama rağmen 2 günde bitirdim. İçtiğim Nurofenler, ıhlamurlar, ballar helal olsun sana Rosemary.
Sonunu biraz daha farklı hayal etmiştim ama olsun. "Bir kitap alayım ve şu yaz sıcağında elimden düşürmeden okuyayım" diyorsanız buldunuz.
Not: Hamileler falan okumasın sakın. Ben bile gerim gerim gerildim. Aman diyeyim.
Ah aptal Rosemary... Her şey gözünün önünde oldu bitti, asla uyanmadın olaya. Senin mallığın neye mal oldu bak... Yanımda olsan iki tokat çarpıp kendine getirmek isterdim.
Ira Levin'in aynı zamanda 1968 yılında sinemaya uyarlanan eseri Rosemary'nin Bebeği'ni karmaşık duygular içerisinde bitirdim. Normal bir genç çift hikâyesi şeklinde başladı ve her geçen sayfada gerilim ve merak unsurunu uyandıran yapısıyla soluksuz okumamı sağladı. Finali ise tokat etkisi yarattı. Düşündüm, sorguladım...
Ne diyebilirim ki, ne çektin be Rosemary üzümlü kekim!
Kitapla kalın!
Ira Levin Amerikalı yazardı.
Levin, Horace Mann Okulu ve New York Üniversitesi'nden mezun oldu; burada felsefe ve İngiliz dili alanlarında eğitim gördü.Üniversiteden sonra eğitim filmleri ve televizyon için senaryolar yazdı.
Levin'in ilk sahnelenen oyunu, Mac Hyman'ın romanından uyarlanan ve Andy Griffith'in kariyerini başlatan, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri'ne askere alınan bir taşralı hakkında bir komedi olan " No Time for Sergeants " (Çavuşlar İçin Vakit Yok) oldu. Oyun 1958'de filme çekildi ve Griffith'in uzun süredir rol arkadaşı ve dostu olan Don Knotts da filmde rol aldı. " No Time for Sergeants" genellikle "Gomer Pyle, USMC" nin (Amer Pyle, ABD Deniz Piyadeleri) öncüsü olarak kabul edilir.
Levin'in ilk romanı " A Kiss Before Dying" (Ölmeden Önce Bir Öpücük ) büyük beğeni topladı ve ona 1954 Edgar Ödülü'nü En İyi İlk Roman dalında kazandırdı. ilk olarak 1956'da ve tekrar 1991'de "Ölmeden Önce Bir Öpücük" iki kez filme uyarlandı.
Levin'in en bilinen oyunu, Broadway'de en uzun süre sahnelenen komedi-gerilim oyunu rekorunu elinde tutan ve Levin'e ikinci Edgar Ödülü'nü kazandıran "Ölüm Tuzağı"dır. 1982'de Christopher Reeve ve Michael Caine'in başrollerini paylaştığı bir filme dönüştürüldü. Levin'in en bilinen romanı, Manhattan'ın Yukarı Batı Yakası'nda geçen, modern zaman satanizmi ve okültizmi konu alan bir korku öyküsü olan "Rosemary'nin Bebeği" dir . Mia Farrow ve John Cassavetes'in başrollerini paylaştığı bir filme uyarlandı. Ruth Gordon, performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar'ını kazandı. Filmin senaryosunu yazan ve yöneten Roman Polanski, En İyi Senaryo dalında aday gösterildi.
Levin'in diğer romanları da filme uyarlandı, bunlar arasında 1978'de " Brezilya'dan Çocuklar" ; 1975'te ve 2004'te "Stepford Eşleri " yer alıyor. Ira Levin, 1993'te Sliver adlı eseriyle tanındı. Stephen King, Ira Levin'i "gerilim romanlarının İsviçreli saat ustası, bizim yaptıklarımızı eczanelerdeki ucuz saatçiler gibi gösteriyor" diye tanımladı. Chuck Palahniuk ise Levin'in yazılarını "kültürlerin her zaman kullandığı türden halk efsanelerinin zekice, güncellenmiş bir versiyonu" olarak nitelendirdi.
Ira Levin, 12 Kasım 2007'de Manhattan'daki evinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Ölümünde yetmiş sekiz yaşındaydı.