"BİR BAŞKA SEN"
"Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare, geniş bir anın
parçalanmış dışında."
"Geçmiş zaman satılır mı?"
Bu soru, kitapta antikacı Yakup'un dükkânının vitrininde asılı gibi duruyor. Adı "Zaman Taciri" olan bu dükkân, sıradan bir antika dükkânı değil. Burası, zamanın metalaştığı, geçmişin bir eşyaya sığdığı, geleceğin ise bir kolyenin ucunda saklı olduğu bir yer. Zaman alınıp satılıyorsa eğer, bedeli neyle ödenir?
Antika ve gizem... Bu iki kelime yan yana geldiğinde ortaya her zaman ilgi çekici hikâyeler çıkar. Çünkü antikalar birer eşya değildir. Onlar, geçmişin tanıklarıdır. Kim bilir kaç hayata dokunmuş, kaç sırra ortak olmuşlardır?
Zafer'in evindeki eşyalar, Yakup'un dükkânındaki objeler, kristal kolye... Hepsi birer zaman tanığı. Her birinin anlatacak bir hikâyesi var. Ama bu hikâyeleri duyabilmek için özel bir kulak gerek. Belki de antikacılar bu yüzden özel insanlar. Eşyaların dilinden anlıyorlar, geçmişin fısıltılarını duyuyorlar.
Hikâyemiz, Zafer'in içine kapandığı antika dolu bir evde başlıyor. Dedesi öldükten sonra hayata küsmüş, dış dünyayla bağını kesmiş bu genç adam, aslında farkında olmadan büyük bir sırrın bekçisi. O ev sadece bir ev değil; duvarları sırlarla örülü, odaları geçmişin yankılarıyla dolu bir zaman kapsülü. Sonra çocukluk arkadaşı Hakan çıkıp geliyor yıllar sonra yanında Zambak adında biriyle. Hakan'ın anlattığına göre havaalanında tanışmışlar, Zambak antika severmiş, evi görmek istemiş. Ama okurken insanın içine bir kurt düşüyor: Bu karşılaşma gerçekten tesadüf mü?
Zambak'ın eve adım atar atmaz etrafı incelemesi, özellikle arka bahçedeki kuyuya bu kadar ilgi göstermesi... Evet, bu kesinlikle planlı bir şey. Ama neyin planı? Kimin planı? Bu sorular kitabı okurken zihnimizin bir köşesinde sürekli yankılanıp