Brigitta fiziksel olarak güzel değil, ancak çirkin olarak da nitelendirilmiyor. Başarılı, kendi kendine yetinen biri. Tarlayı yeşertmek için bir erkeğin fikrine ve gücüne ihtiyacı yok. Bilginin kaynağı kendisi. En iyi şekilde at sürmesi için erkek olmasına gerek yok, istemesi yeterli. Tüm normlara karşı bir Brigitta var. Ve fiziksel güzelliğe karşı da ruh güzelliği!
Adalbert Stifter’in felsefe temeli Bildung’tir. ( Eğitim yoluyla kişisel ve kültürel olgunlaşma.) Felsefe ve eğitim hem kişisel hem de kültürel olgunlaşma sürecini ifade eden bir şekilde birbirine bağlanır. Bu olgunlaşma, bireyin zihninin ve kalbinin bir uyumu ve daha geniş toplum içinde benlik ve kimliğin birleşmesidir. (Wikipedia)
Bu felsefenin izlerini Brigitta’da açık bir şekilde görüyoruz. Öncelikle karakterin yaşamından bahsedeyim sonra da içsel yolculuğundan ve Stifter’in karaktere yüklediği manalardan bahsedeyim.
Öncelikle, Brigitta ailenin üçüncü kızı. Annesi kendisinden uzak duruyor çünkü fiziksel olarak hoşa giden bir çocuk değil. Aslında sadece annesi değil, çevresi ve ailesi desem daha doğru. Zamanla Brigitta kendini ortamdan soyutlamayı, insanlara mesafeli davranmayı ve kendisini reddetmeyi öğreniyor. Bu zamanla böyle devam ediyor ve daha sonra annesi yakınlık göstermek istese de, Brigitta bunu gururuna yediremiyor ve kimseyle samimi olmuyor. Kendi kendisini yetiştiriyor. At binmeyi, erkek işleri yapmayı öğreniyor. Babasının kütüphanesindeki tüm kitapları okuyor. Kültürel ve eğitim açısından kendini oldukça geliştiriyor.( Burada bildung felsefesinin izlerine rastlıyoruz.)
Gel zaman git zaman, karşısına biri çıkıyor. Her ne kadar olumsuz baksa da evliliğe Brigitta, sonunda evleniyor. Sonrası ise okuyucuya kalsın.
Esere, genç bir ressamın tanışıp dost olduğu binbaşına yapacağı ziyaret ile