“Namuslu şahitlik yapmaktan korkar. ''Doğru söylersem halk gücenir, yalan söylersem Hakk gücenir Hakim bey. Beni bağışla. Görmedim, bilmedim, hiç de buralarda olmadım” der. Ve alır başını kayıplara gider. İstemez fışkının üstüne sıçramasını. Gören görmediğini, bilen bilmediğini söyler. Naçar kalırsın orta yerde. Dinine, devletine bir küfür savurursun içinde. Ve o kadarla kalırsın.
Bura köy yeri Çelo! Kanun sökmez bu yerde. Burada kanun kuvvettir. Burada kanun arkadır. Bura da kanun paradır. Bu, dediklerim yoksa belin kıyamete dek büküktür...”
Ebeveynlerini küçük yaşta kaybeden Çelo’nun yanında binbir eziyet çekerek büyüdüğü amca evini terk edip babasından kalan toprağın yarısını amcasından almak üzere köye geri dönmesinin öyküsüdür Çelo. Bir hak mücadelesidir Çelonunki! Güçlünün güçsüzü kandırmasına mani olma mücadelesidir.
Yazar Sayar, köylülerin ne kadar değişken bir karaktere sahip olduğunu hissettirmiş kitap boyunca. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine bakıldığında yiyecek ve barınma ihtiyaçlarından sonra gelen kişisel gelişimin köylülerdeki toplumsal yansıması olarak tabiri caizse “oturmamış” bir erdem hakimdir köylülere.
Çıkarlarını düşünmek zorunda hissederler çünkü köyde aç açıkta kalsalar bir yudum su verecek evini açacak kimse yoktur karşılık beklemeksizin. Bu uğurda yalancı şahitlik bile yaparlar mazluma karşı. Neden? O mazlum gibi olmamak için, hep güçlü kalmak için! Ya gerçekten vicdanı olanlar? Onlar köyde barınamazlar gerçeği görüp sustukları için. Göz göre göre Tanrının bildiğini kuldan sakladıkları için köklerinden, topraklarından, geçmişlerinden kopup belirsizliğe yol alırlar. Köyde kalanlar, yine kendileri gibi bu devranı döndürenler olarak kalmaya devam eder böylece. Aynı tas aynı hamam!
Kin! Haset! Dedikodu! Küfür! Yalan!...
Hepsini görürüz