•Şivan Perwer'in gerçek hayatının anlatıldığı çok güzel bir eser. Beni haftalarca etkisi altına alan nadir kitaplardan biri. Hatta hala arada açıp sevdiğim alıntıları okuyorum. Çünkü bana göre her cümlesi çok büyük anlamlar taşıyor.
•Kitaptaki hüzün o kadar yoğundu ki, okurken her sayfada "bir insan bu kadar acıya nasıl dayanır?" diye düşündüm.
•Kültürlerin ve düşüncelerin farklılığının bir önemi olmadığının, önemli olanın "Ben Senim Sende Bensin" diyebilmek olduğunun anlatıldığı çok güzel bir eser. Dili sade ve çok akıcı. Üstelik gerçek bir hikaye olması da cabası.
•En sevdiğim alıntı :
"Ben kendimi bir sınıfa sokamasam da insanlar beni Kürt olduğum için gerekli sınıflara koyabiliyorlardı."
•Tarafsız bir gözle okumanız dileğiyle...
Her kitabı okuyamıyorum yarım bırakıyorum tatmin etmediği zaman. Ama bu kitabı okurken anlatılanı yaşıyorum kimi zaman ailem gelir aklıma kimi zaman geçmişte yaşadıklarım kimi zaman masum cucuklugum okurken gülümsemem. Duygulandığım anlar oldu bazen de eskiler ile şimdiki hayatı kiyaslıyorum derin bir iç çekiyorum çok şey akıp geçiyor göz önünden eskiler güzeldi eskinin insanı saygılıydi büyük küçük bilinirdi küfür ün şerefsiz olanı eskilerde en büyük küfür dü kısacası huzurlu saygılı dönemlerdi beni eskilere götürdü hatta bi konuda bana cesaret mi desem özgüven mi desem öyle bir katkısı oldu keyifle okuduğum bir kitap kısacası. ️ aslında çok kitap okuyan biri değilim askerde bir kitap okumuştum etkilemişti birde bu kitabı sıkılmadan okuyorum kitap dediğin okurken alıp götürmeli insana birşeyler katmalı
Cesaret, onca imkânsızlığın içinde yaşlanmak zorunda kalan bir çocuğun, aslında bozulmadan kalma hikâyesi. Kahraman, hayatın yükünü çok erken sırtlananlardan. Çocukluğunu yaşayacak zamanı olmamış; oyun çağında sorumluluk, hayal çağında yorgunluk tanımış. Belki de hiç büyüyemeden yaşlanmış bu çocuk… Ama bütün bunlara rağmen, içindeki saf ve çocuksu yan bir yerlerde hep yaşamaya devam etmiş.
Kitap, vazgeçmemeyi süsleyerek anlatmıyor. Tam tersine, bedelini göstererek anlatıyor. “Ciğerin yandığında bile zorla gülümsemek” zorunda kalmanın ne demek olduğunu hissettiriyor. İnsanların çoğu, kendi ocağına ateş düşmeden başkasının dumanını anlamazken, bu hikâye o dumanın içinde nefes almaya çalışanların sesi oluyor.
En etkileyici tarafı şu: Kahraman hiç bozulmuyor, hiç karartmıyor yüreğini. Bu da okuru hem hayran bırakıyor hem de incitiyor. Çünkü bu, güçlü olmanın değil, insanca kalabilmenin ne kadar zor olduğunu gösteren bir hikâye. Cesaret, büyük laflar etmiyor; küçük ama sürekli acıların içinden geçerek, insanın kendini kaybetmeden ayakta kalmasının ne kadar değerli olduğunu sessizce hatırlatıyor.
Kendi ocağına ateş düşmedikçe, dumanı boğmuyor insanı... Boğulana da ağlamıyor, tanımadıkça o insanı.. kitapta geçen bu söz aslında ne mesaj verdiğini açık yüreklilikle gözler önüne sererken öte yandan toplumsal fikir ve zihniyetin kabulenemez hale gelen dönemi çaprcı ve akıcı anlatımla anlatırken sosyal hayatın göz ardı edildiğini anlatan kitap. Okumanızı tavsiye ederim keyifli okumalar.
Aslında yabancısı olmadığımız ama zamanla yabancılastırıldıgımız bir kültürü anlamak icin güzel bir eser. Kitabın icinde Sivan Perver olarak bildigimiz kürt asıllı sanatcinin hayat hikayesi yalın ve akici bir sekilde dile getirilmis ancak kitabin bana gore asıl konusu sadece insan ve insan olabilmek. Farkli dusunceler, farkli zihniyetler,farkli kulturler catismasi icindeki farkliliklarin guzelligi bu eserde basariyla anlatilmis. Farkliliklara sempati kazanmak amaciyla degil, ben aslinda senim, sende aslinda bensin diyebilmek icin yazildigina inaniyorum bu eserin. Acilar bir,sevincler bir, diller ve dusunceler farkli olsa bile... Keyifli Okumalar.
Açlık, yoksulluk, çaresizliğin sinema tadında anlatıldığı akıcı diliyle okuru romanın içine çeken, feodal düzenin doğuda ne denli güçlü bir yapıda olduğunu ve bu düzenden kurtulmanın tek çaresinin okumak olduğunu bir çocuğun ağzından anlatan etkileyici bir roman. Kitabın sonunda kürt asıllı şarkıcı sivan perwer'in anadilinde şarkı söylediği için her yerde aranması ve yutdisina kaçmak zorunda kalması anlatılmış. Belkide sivan perwer'in hayatından yola çıkılarak tüm doğu coğrafyasının hata Anadolu coğrafyasının çekmiş olduğu çileler, cumhuriyetin bu bölgelere giripde agaligin hakkından gelememesi anlatılıyor.
İçim kanayan bir volkan gibi.
Acıların üstünü örtemiyor insan.
O hep aynı yerinde taptaze...ve
Hergün kendisini hatirlatiyor siz unutmak isteseniz bile...
Hayat bazı insanlara hiç adil davranmıyor. Şivan Perwer'e davranmadığı gibi...
Şivan... Çocukluğu yokluk, sıkıntı ile geçen; yine de içinde hep okuma aşkıyla yaşayan ve yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen okuma tutkusundan vazgeçememiş bir çocuk/genç/adam... Peki ne olmuş? Hayallerini süsleyen hayatı yakalayabilmiş mi Şivan?
Hayatın hep acı yüzüyle karşılan Şivan sonunda gülümseyebilmiş mi? Kocaman bir HAYIR!!!
Okunası, özümsenesi bir roman...
Sadece Biraz CESARET...
İstanbul’da doğdu. Üniversite eğitiminin ardından bir süre radyoculuk yaptı. 7 yıl ulusal medyada gazetecilik mesleğini icra etti. Bu arada çeşitli dergilerde köşe yazarlığı ve görsel yönetmenlik yaparak, senaryo üzerine eğitim alarak senaryo gruplarında yer aldı. Çeşitli reklam ajanslarında creative direcktor’lük yaptıktan sonra özel bir holdingin medya şirketine genel müdür olarak atandı. Bir süre sonra “Kültür Sanat” isimli dergiyle gazeteciliğe, genel yayın yönetmeni olarak geri döndü. Portakal Kitap’tan, üçlemenin ilk kitabı olan Zehr-i Bal’ı çıkardı. Romana özel hazırlanan müzik albümüyle bir ilki gerçekleştirerek okurlarına aynı zamanda farklı bir dinleti sundu. Hemen ardından Zehr-i Bal serisinin devam kitapları Mühr-ü Kalp ve Sırr-ı Sevda’yı yayınladı. 2019'un ekim ayında Kara Kapan romanıyla raflarda yerini aldı. İstanbul Halk Tiyatrosu’nda aldığı eğitiminin ardından çeşitli tiyatro oyunlarında başrol oynadı. Yazar halen dizi, sinema ve tiyatro oyunculuğuna devam etmektedir.
Yazarın diğer kitapları: Aşka Af Yok, Cesaret