Edebiyatımızda tarihi roman türünün ilk örneklerinden biri olmasına rağmen, şu ana kadar okuduklarım içinde beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu Cezmi. Tarihsel arka plan güçlüydü, fakat asıl unutulmaz olan, bu metin içerisine yerleştirilen saf, derin ve incelikle işlenmiş aşktı. İnsanı hem aşka hem de âşıklara imrendiren bir anlatımı vardı. Bu yüzden Adil ve Perihan, zihnimde yer eden ve kolay kolay unutamayacağım bir çift oldu.
(Spoiler içerir.)
Roman, Osmanlı–İran savaşları ekseninde ilerliyor. Adil Giray’ın esir düşmesiyle birlikte olaylar şekilleniyor. Şah’ın eşi Şehriyar ve kardeşi Perihan gibi birbirine zıt karakterli iki güçlü kadının duyguları ve kararları, hikâyenin yönünü belirliyor. Perihan’ın Adil üzerinden kurduğu hayal ve düşünceler, aynı zamanda Namık Kemal’in vermek istediği temel mesajı da açığa çıkarıyor: İslam birliğinin sağlanmasının İran’da Sünni bir iktidarın kurulmasından geçtiği fikri.
Aşk, kıskançlık, esaret ve vatan sevgisi o kadar dengeli ve etkileyici işlenmişti ki… Özellikle Perihan’ın Adil’in odasına gelip ağladığı sahnede, Adil’in onu teselli edişi beni derinden etkiledi:
“Ne oluyorsun iki gözüm! Bu hüznün kime ne faydası var? Herkes bir gün toprak olmayacak mı? Hayatın lezzetini birbirinden ayrılmakta bulan iki sadık sevgili için aynı yer ve zamanda ölmekten daha büyük mutluluk mu olur? Özellikle hem masumuz hem de kutsal bir gaye uğrunda canımızı feda ediyoruz. Üstelik bir de şehitlik makamına kavuşacağız…” (s.344)
Bence iki âşık için bundan daha büyük ve kutsal bir son düşünülemezdi.
Bir noktaya daha özellikle değinmek istiyorum. Son zamanlarda art arda tarihi romanlar okudum. İlk kez Cezmi’de kadına değer verildiğini ve kadının iradesinin önemsendiğini bu kadar açık şekilde hissettim.
Cezmi’ye babası kendi kızını