hiç Hazelwood yazmış gibi değildi. aşırı yavaş gelişti. kitabın %40ı anca aşktı, gerisi satranç ve aile dramıydı. diğer kitaplarındaki gibi sırıttıran bi çift de; dedikleriyle, jestleriyle, yaptıklarıyla aşktan komalık eden bi çocuk da yoktu.
çocuğun "cool"luğunu gösteren bazı sahneleri bana onun kibrili olduğunu hissettirdi. örnek
✦ kız, onunla olmak istediğini söylüyor. sonrasında:
"Bunu söylemene sevindim,” dedi, 'sanki güzel bir satranç hamlesini övermiş gibi. Sanki bu hayatımda attığım en büyük adım değilmiş gibi.' ✦
çocuk sürekli psikolog gibi kızı analizledi. bu kadar sık olmasaydı "kız daha kendisinin ne hissettiğini anlayamazken o onu anlıyor♡" derdim ama sıklığı yüzünden kasıntı hissettirdi.
çocuğun hislerinden başından beri emin olması ve ne istediğini bilmesi güzeldi ama istediğini elde etmek, kızı kazanmak için bence pek bi efor harcamadı. aşkından dağları delsin, methiyeler dizsin demiyorum da eforsuz ve kayıtsız geldi.
✦ “Seni seviyorum,” dedi kısaca. 'Bu çaresiz bir yakarış değil, sakince belirtilmiş bir gerçekti.' ✦ YAKARSANA OF BIKTIM HER AN SAKİN, HEP KONTROLLÜ
kızın yakın arkadaşının ve çalışma arkadaşının kafalarına bayıldım. onların dobra dürüstlüğü sayesinde kız akıllandı da kitap bir yere bağlandı dlsdl
kitaba başlamadan satrançla ilgili gram ilgim bilgim yoktu, kitabı bitirdim hala gram ilgim bilgim yok. hala dünyanın en sıkıcı oyunu olduğunu düşünüyorum, bu yüzden okurken satranç turnuvalarındaki ortamı kafamda canlandırmakta zorlandım. o kadar kişinin oturup 2 kişinin tahtaları ileri geri yapmasını izliyor olması saçma geldi. neyse ki okurken sıkılmadım.
tek bir şey etrafında dönen kitapları sevmiyorum ve bunda olaylar heppp satranç çerçevesinde gelişti. (kapaktan ve isimden anlamam lazımdı evet)
okurken keyif almıştım ama bitirdikten