‘’Bir şeyi ne kadar ayrıntılı bir şekilde anlatırsanız, okuyucuya o kadar önemli olduğunu ima edersiniz.’’
Bu kitapta karşılaştığımız en güçlü anlatım biçimi betimlemeydi. Yazar o kadar çok tasvir yapmış ki artık neyin önemli neyin önemsiz olduğu kısmını unutmanıza sebep oluyor. Bazen betimlemenin bu kadar fazla kullanılması kitabı nitelikli olmaktan çıkartıyor diye düşünüyorum.
Kitapta anlatılanlar oldukça güçlü yönlerdi. Örneğin; insanların kokuları, vücutlarından çıkan her şey, evin loş ve rutubeti…
Belki de iki karakteri bu kadar uzun süre ayrı ayrı anlatması da beni uzaklaştırmış olabilir. Seth’in içsel dünyası beni o kadar sıktı ki bir an ‘’ Kendine gel be adam!’’ demek istedim. Özellikle, Seth hasta olduğunda inanılmaz sinirim bozuldu. Onunla birlikte sürünüyormuşum gibiydi.
Kitaptaki korku teması üzerinden yapacak bir yorum bulamıyorum. Kitabı maalesef beğenmedim.
Bence yazarın en iyi kitabıydı... Kendisine özgün bir tarzı vardı ve genel korku kitaplarının aksine kitapta karakterlerin kişilik analizleri ve neden o noktaya gelip değiştikleri ayrıntısıyla ele alınıyordu. Gözlem ve detaylı inceleme, klasik korku olaylarının olmayışı ve olayların adım adım gelişerek nedenleriyle birlikte verilmesi bu kitabı kendi türü içinde kesinlikle üstlere taşıyor.
Harika ötesiydi... Aşırı gerildim okurken. O karanlık atmosfer öyle boğucuydu ki, ara verip biraz soluklanma ihtiyacı duydum yer yer. Karakterlerin kafa karışıklığını, ruhsal problemlerini ve korkularını hissediyorsunuz okurken. Ana karakterimiz Apryl, beni epey sinir etti. Aptalca kararlar alan, kafasının dikine giden ve aşırı merak sonucu cezasını bulan biri olarak gördüklerini hak etti... Kızın aldığı tek bir iyi karar yoktu resmen. Ayrıca Seth... Sen nasıl karanlık, silik ve ruh hastası bir adamsın öyle yaa... Gerçekten yaptıkları beni benden aldı. Hem de her birini oldukça soğukkanlılıkla yaptı. Gördüm ki korku insana en büyük suçları bile işletebiliyormuş... O kapının ardındaki varlık beni de ürküttü, okurken o çığlıklar benim de kulaklarımı doldurdu, o soğuk benim de kanıma işledi...
Daire 16... Elli yıldır boş... Hiç kimse neden boş olduğunu ve neden oraya girilmemesi gerektiğini hatırlamak dahi istemiyor...
Barrington House, Londra'nın zengin bir semtinde bulunan bir bina. Büyük teyzesinden kendisine bir daire miras kaldığını öğrenen Apryl, daireyi görmeye Londra'ya gelir. Evdeki eşyaları ayıklarken kilitli bir kutunun içinde teyzesine ait günlükler bulur. Merakla okumaya başlayan Apryl için karanlık günler gelmiştir... Bu karanlık öyle koyudur ki, gün ışığı bile aydınlatmaya yetmez... Ve günlükte bahsedilenler öyle akılalmaz şeylerdir ki, insanı okumak bile delirtmeye yeter... Daire 16'nın gizemi, Apryl için çözülmesi gereken bir bulmacadır. Tehlikeli bir bulmaca... Karanlık sırlarla çevrili, bulaşanın hayatını karartan ve canını alan bir gizem... Bu gizemin içinde adı geçen yazar Felix Hessen... Çizdiği korkunç resimlerle birden ortadan kaybolan ressam... Karanlık bir boyut kapısı açan ressam...
Keyifli okumalar dilerim...
Kitabı beğendim. Sürükleyici ve arada korku gerilim temaları da olduğu için hiç sıkmadı beni. Yer yer durağan geçen yerleri oldu tabii. Kitapta ayrıca çok fazla betimleme ve irdeleme yerleri olduğu için kitap bu kadar uzun olmuş. Bana sanki bir gerilim filmi izliyormuşum gibi geldi çünkü yazar karakterleri o kadar güzel anlatmış ki o bina ve on altıncı daireyi gözünde canlandırabiliyorsun. Bana kalırsa güzel bir kurguda aralarına eklenerek filmi bile çekilebilir. Malum Hollywood filmleri her türlü malzemeyi bir korku ögesine çevirmede ısrarcılar bundan da bir film çıkarabilirler ki benzer bir film var zaten ( The Loft ( daire ) isminde )...
Beğenmediğim tek yanı şöyle diyeyim çünkü gözüme o kadar takıldı ki karakterlerin çoğu pis, ter kokulu insanlar. Yazar o kadar çok bahsetmiş ki insan ister istemez sanki o kokuyu duyuyorsun :) bir tek Aprly çok güzel kokuyordu gözümden kaçmasın :)
Tavsiye olarak eder miyim çok kararsız kaldım zira çok gereksiz uzatılmış yerleri vardı sonu da çabuk bir oldu bittiye gelmişti. Böyle gereksiz uzatmaları sevmeyen kişilere tavsiye etmem ama gerilim türü sevenler bir şans verebilir. Orta karar vakit geçirmelikti .
Kitap korku türünde ancak korku yerine tiksinti ve rahatsızlık veren bir kitaptı. Boş tasvirler aşırı derecede çoktu. Kitap iki ayrı karakterin gözünden anlatılıyor. Seth ve Apryl baş karakter. Sethi anlatan kısımlar o kadar boş ve tasviri yoğundu ki çoğu yerini okurken atladım.
Konu her zamanki gibi büyük teyzesinden miras kalan bir lüks daire. Fakir ve daireyi satıp zengin olma hayali kuran bir kız. Daireye girdiğinde teyzesinden kalan günlükler ve evde rahatsız olduğu durumlar. Seth de zengin olan apartmanın gece güvenlik bekçisi. Bu sekilde olaylar başlıyor ve baş karakterimiz Apryl olayı kurcalayıp hic bir önlem almadan daire 16 ya giriyor. Ve sonu tam bir saçmalık o kadar tasvirlerle uzun uzun anlatilan kitap sonunda olayı çarçabuk bitirip birakıyor.
Apryl... Hikayeye göre fakirlikle sınanan genç kızımız, ölen teyzesinden kalan mirasa sahip çıkmak adına ABD'den İngiltere'ye gelir, hayalleri beyazdır gerçekler ise siyah.
Seth adındaki aslen ressam olan ama şartlardan sebep Apryl'a miras kalan apartmanın güvenlik elemanlığını yapan karakterimizin başlarda geçirdiği yüksek ateş ile peyda olan halüsinasyonlarının şiddeti hastalığı geçse de giderek artar. Ruhuna işlenen ilhamla soyut bir alemin somut ispatçısı olmaya çalışır.
Ha bir de Hessen isimli bir yakışıklı ressam varmış, kaybolmuş... Görünen lanet onun eseriymiş...
Yazarımız olaydan çok betimlemelere fazla fazla önem gösterince okuduğum romanın konusundan çıkıp pis kokulu adamlara, çöpten hayaletlere, kirli yaşamlara bağlanamadım.
Tek korku aktivitesi aynada beliren figürün betimlemesiz haliydi...
*** Keyifli okumalar
Darth Vader’ın zihninden daha karanlık ülke gündeminden kopup bir kaç saat kafamı boşaltayım diye elime aldığım kitabımsı. Çok teşekkürler yazar bende yeni travmalar bıraktı.
Konusuna baktığınızda o hafif korkutucu ve rahatsızlık verici ama bir yandan da merak uyandıran çerezlik kitaplardan gibi geliyor. Hiç görmediği (sanırım?) ingilteredeki teyzesi ölünce miras kalan amerikalı kız. Hemen eve taşınıp bir an önce satmayı düşünür, bina çok çok eskidir, teyze hafif üşütüktür, dairelerdeki sakinler yaşlı ve huysuzdur. Tekinsiz Daire 16’dan ise gaipten sesler ve kokular gelmektedir. Biz de iki karakterin, kızımız Apryl ve sorunlu bir güvenlik görevlisinin gözünden hikayemizi takip ediyoruz. Tüm bunların yanında küçük de olsa bir Nancy drew minnoşluğu bekleyen kalbime, erkek yazarın her kadına “sürt*k, or*spu” diye hitap eden erkek karakteri şoku geldi. Korkmak yerine sinirlendim, tiksindim ve midem bulandı.
Öncelikle body horror temasından ne kadar nefret ettiğimi bir daha anladım. Eğer siz de böyleyseniz elinize bile almayın bu “kitabı.” Evet kitap tırnak içinde çünkü bu ancak bir eserin taslağı olabilir. Yazarın yetkinliğini hemen burada masaya yatırmak istiyorum ki en sorunlu bölüm bence bu.
Anlatım çok başarısız. Cümleler “nasıl roman yazılır” diye rastgele bir blog yazısından sonra kaleme aldığınız seviyede. Evet kendini okutuyor ama edebi zevk yok, anlatım tasvire boğulmuş, karakterler bildiri yayınlar gibi konuşuyor ve çok basmakalıplar. Jest ve mimikler yok, herkes ya kilolu ya da aşırı zayıf. Karakterlerin zihinleri okuyucuya kapalı, soğuk ve kendi dünyalarındalar.
Kitap ya yazarın yayınevi yayınevi gezip azmetmesinden mütevellit basılan bir eser ya da -ki bence çok daha mantıklı- torpilli. Yani en azından network sahibi, biliyorum bu torpil sayılmaz ama
İnanılmaz sıkıcı bir kitap. Hayal kırıklığı oldu benim için. Hiçbir şekilde merak uyandırmıyor ve içimi sıktı, devam edemedim sanırım ilk defa bir kitabı yarım bırakıyorum.
Söz konusu kitap olduğunda korku temalı kitapları pek beğenmiyorum. Bu kitabı da sevmedim, sevemedim. Kitaptaki sıkışmışlık duygusu, rahatsız edici tasvirler, ana karakterin sıkıcılığı derken boğuldum kitabı okumaya çalışırken. Tarzı bana uymadığı için bu kadar negatif görüş belirtmiş olabilirim tabii ama şahsen okumanızı tavsiye etmiyorum
Apryl isminde kızımıza teyzesinden miras olarak bir daire kalır.Kızımız gelip bu dairenin eşyalarını ve daireyi satıp kaldığı şehre geri dönecektir.Ancak dairede bulunan eşyalar hoşuna gider,biraz vakit geçirmek ister.Binada bekçilik yapan Seth oğlumuz ile yolları daire 16'da kesişir.Olaylar silsilesi başlamış olur.
Kitabın 100 sayfasında aşırı derecede tasvir yoğunluğu var bu sizi sıkabilir.Dili çok akıcı ve sade.Film izlercesine her şey gözünüzde canlanıyor.Bir bakıma tasvirlerin etki gücü burada ortaya çıkıyor.Korku faktörü fazla yok hatta hiç yok.Gerilim seviyesi ise üst seviye de gerilmek istiyorsanız tavsiye ederim.
İçinin güzelliği,aklının yoğunluğu yazılara vuran abim teşekkürler. :)
Adam L. G. Nevill, 1969'da İngiltere'nin Birmingham şehrinde doğdu ve İngiltere ile Yeni Zelanda'da büyüdü. Korku kurgusu yazarıdır. Romanlarından 'The Ritual', 'Last Days', 'No One Gets Out Alive' ve 'The Reddening', En İyi Korku Romanı dalında August Derleth Ödülü'nü kazandı. Ayrıca üç öykü derlemesi yayınladı ve 'Some Will Not Sleep' adlı derlemesi 2017 Britanya Fantastik Edebiyat Ödülü'nü En İyi Derleme dalında kazandı.
Imaginarium, 'The Ritual' (2016) ve 'No One Gets Out Alive' (2020) adlı eserlerini uzun metrajlı filmlere uyarladı ve şu anda da birçok başka eser sinemaya uyarlanma aşamasında.
Adam ayrıca korku okurlarına üç ücretsiz kitap sunuyor: 'Cries from the Crypt' adlı kitabı internet sitesinden indirebilirken, 'Before You Sleep' ve 'Before You Wake' adlı kitapları da büyük çevrimiçi perakendecilerden temin edilebilir.
Yazar, İngiltere'nin Devon bölgesinde yaşamaktadır.