Kitaptaki öyküler, atmosfer kurmaya hevesli görünse de bu atmosferin içini doldurmakta zorlanan bir anlatı hâlini almış. Yazarın dili yer yer özenli, hatta bazı cümlelerde belirgin bir estetik kaygı hissediliyor; ancak bu özen, anlatının bütününe yayılan bir derinlik yaratmaya yetmiyor. Çok fazla betimleme yapılarak uzatılmış bir metin olarak da itici bir görüntü çiziyor. Şu cümleye bakın mesela:
— “Tapınak resimlerinden fırlayıp kalabalığa karışayım derken dünyanın kalabalığına düşmüş partal kıyafetler içinde dükkâncı takımı. Üstlerine bol gelen kapüşonlu eşofmanlarla kukuletalı, cübbeli keşişlere benzeyen basketçi gençler de deli gömleğine benzeyen önlük giymişler de var. Sarı buğulu ışıklarını söndürüp zindan bedenli eğik duvarlara gömülü dükkânlarının, işliklerinin tahta kapaklarını kapıyor, ferforje akordeon kepenklerini çekiyorlar.”
Ne bu şimdi?
— “Ağzımda kimsenin duymadığı, duysa da umursamayacağı, kanatlı boğa heykeli biçiminde bir çığlık...”
Haydi ama! Bu ne :)
— “Kırıma uğramış gemi leşine sığınıp ufku gözleyen deniz adamı kabartmalarıyla dolu duvarlar arasında sarı, turuncu saatlerdeki şenliğin dağılıp kara tepelere çekilişini albatrosun gözünden görmeyi düşledim.”
Ööeehhh artık!
Abartısız her cümlede betimleme var, her cümlede her şeyi benzeterek tanımlama var. Mesela “yanaklarında ara sıra yaşını belli eden ince çizgiler beliriyordu” gibi oldukça güzel, basit bir anlatım dururken bu arkadaşımız “yanaklarında ara sıra yaşını belli eden ince çizgiler ocaktaki tencere içinde kabarmaya yüz tutmuş sütün üstünde oluşan çizgileri andırır” diyor. Evet betimleme ya da ben biterek açıklama muhakkak olması gereken şeyler ve fakat her cümlede ve bakın abartısız söylüyorum her cümlede de bu yapılmaz.
Bu kitap “dalga boyu” diye çıkıyor ama bir noktadan sonra