Sinir topuna döndüren bir eseri bitirdim, hayırlı olsun.
Damsel çıtır bir kitap 270 sayfa ve bir günde bitirilebiliyor. Akıcılığı sayesinde su gibi ilerliyor.
Gelelim hikayeye. Ben başından kızımızın olayını tahmin etmiştim. Yazar hanımın bunu gizlemeye çalıştığını da sanmıyorum. Bir hayli ipuçları serpiştirerek okuyucuyu diken üzerinde tutmayı beceriyor.
Saçma sapan bir krallığın saçma sapan prensi güzelim ejderhamı katletmeye gidiyor. Çok gereksiz. Hayır, ejderha size dokunmuyor. Paşa paşa servetinin içinde uyukluyor. Size ne? Ne battı? Hanginiz kral olmak için böyle bir şart koştu? Hikayede eksik olan kısımlardan biri buydu bence.
Bu saçma prens kendi gibi saçmalıklarla ejderhamı yaralıyor ve ancak kitabın son sayfalarında öğrendiğimiz bir şekilde ejderhamı yeniyor. Yani... ıyy...
Ejderhamı yendiğinde kendi bakiresini krallığına götürme şansı elde ediyor. Zaten ilk sayfalarda adama iyice ayar oluyorsunuz. İlerleyen sayfalarda iyice söver hale geliyor insan. Emory'miş isme bak...
Kızımızın dünyadan haberi yok ancak çok doğal bir tip. Yeni adım attığı bu kültüre uyum sağlamaya çalışıyor. Krallığa doğru gittiği yolda bir vaşak yavrusunu evlat edinerek de kendini aşıyor.
Kitaptaki bütün erkek karakterlere sinir oluyorsunuz. Kadınları ekilmesi gereken topraklar olarak görüyorlar ve başka hiçbir değerleri yok. İnsana saygı sıfır. Kraliçe Ana biraz yardımcı olur gibi ama o da kendi kaderini kabullenmiş. Yazık be...
Her neyse, kitap sonlara doğru ritim artırarak heyecanı doruğa çıkarıyor. Ama'nın (başrol kızımızın) ne yapacağına ve neye karar vereceğine merakla bakıyorsunuz. Ve en önemlisi ona ne olacak?
Son? Tatmin edici. Tavsiye eder miyim? Tabii ki. Alın. Okuyun. Sinir olun. En sonda tehlikeli bir şekilde sırıtın.
"Şunu kafana sok Ama, yaratmak erkek işidir. Karar vermek erkek işidir. Konuşmak erkek işidir. Senin yerin dinlemek, takip etmek ve gebe kalmak. Bunlar hiç de azımsanacak şeyler değil! Dinleyecek kadınlar olmazsa erkeklerin sözlerini kim duyacak? Senin doğurgan rahmin olmadan benim oğlum nasıl büyüyecek? Önemlisin Ama. Çok önemlisin. Fakat haddini aşma."
Haftanın son günü konusunu okuduğum anda merak ettiğim Damsel kitabını yorumuyla geldim. Sayfa sizi sayısız sizi yanıltmasın çünkü dolu dolu bir kitap sizi bekliyor.
Harding'li Prens Emory babasının ölümünden sonra Kral olabilmesi için ejderhanın ininden prensesini kurtarmalıydı. Prens Emory görev için hazırlıklarını yaptıktan sonra tek başına yola çıkar. Gri dünyaya adım attığında tehlikeli yolculuk başlamıştı. Tek hedefi vardı, Ejderha'yı öldürüp genç kızı gelin yapmak. Hedefine ulaşan Prens, Ejderha'yı öldürmüş genç kızı oradan kurtarmıştı. Yolculukları sırasında kızın hiçbir şey hatırlamadığını anlar ve ona "Ama" ismini verir. Harding'e varan ikili yorucu ve uzun yolculuktan sonra dinlenir. Ama, kraliçe tarafından sevgiyle karşılansada neden bir şey hatırlamadığını merak etmeye başlar. Bazı şeylerin ondan saklandığını fark etmesiyle olaylar farklı ilerlemeye başlar.
Emory kibar, nazik, düşünceli biriyken Ama'nın sorunlarıyla gerçek yüzünü göstermeye başlar. İşte bundan sonra okuduklarımla kitabı elimden bırakamadım. Son sayfada öğrendiğim gerçekler beni şok etti. Kurgusu, ters köşesi ile kitabı çok beğendim. Türü sevenlere tavsiye ederim.
DamselElena K. Arnold · Yabancı Yayınları · 202485 okunma
Harding Krallığı'nın bir krala ihtiyacı vardır, kral olacak kişininse bir kraliçeye...
Emory, kral olabilmek için surların ötesindeki dağa ulaşmalı, dağın içindeki ejderhayı öldürüp aynı zamanda orada bulunan kızı kurtarmalı ve onu kraliçesi yapmalıdır. Bu gelenek nesilden nesile bu şekilde işlemektedir.
Emory kızı kurtarıp onu saraya götürdüğünde kız kendiyle ilgili hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. Kendisini dağdan kurtaran Emory'e sıkı sıkıya bağlanmıştır. Ta ki kendisi ve Emory hakkındaki acı gerçekleri öğrenene kadar...
Bu hikayede zavallı kızın trajik hayatını okumuş oldum ben de.
Başlarda hikayenin sürükleyiciliği güzeldi aslında elimden bırakamamıştım fakat ortalarından itibaren öyle bir durulma yaşandı ki birden sıkıldım kitaptan. Öte yandan kadınların sürekli birer araç gibi anlatılması sinirimi bozdu. Neyse ki uzun bir hikaye değildi :/
Ana karakterimiz Ama o kadar karamsar bir kız ki, bir yerden sonra hikayenin negatifliği bana geçmeye başladı, okurken boğuluyorum gibi hissettim resmen.
Bu arada Netflix'te bir aralar popüler olan Damsel filmiyle nerdeyse hiçbir alakası yok. Bunu bildiğim için almaya karar verdiğim bir kitaptı.
Ben sıkıldığım için biraz uzun bir sürede okudum ama küçük bir otobüs yolculuğu için birebir diye düşünüyorum.
Damsel'e sekiz ay önce başlamıştım. Ama o ara devamını getiremeyip ilk bölümlerde kenara kaldırmıştım. Kitaplığımdaki okunmayan kitaplar dağ olup üzerime üzerime gelince bunun bir sonu yok diyerek en azından yarım bıraktıklarımı eritmeye giriştim. Açıkçası elim bu kitaba varmıyordu, kendimi çok zorladım okumak için. Ama iyi ki okumuşum.
Çok kısa bir kitap aslında. İki üç günde rahat biter. Ama anlatımı bana ilk başta çok monoton geldi. Kitabın ritmini yakalayamadım.
Cümleler çok kısa ve basit. Bölümler de çok kısa. Ve ben bu tarz kitapları hızlı bir şekilde okuyamıyorum. Bana dolambaçlı cümleler, karmaşık anlatım öbekleri lazım. Böyle dikkatim çok dağılıyor (herhalde).
Kitabın konusu güzel. Verdiği mesaj, bunu tezli romana çevirmemesi, yazarın düşüncelerini simgelerle saklaması çok başarılıydı. Bu kitabı aylaaaar önce birinde gördüm, kitabın sonunda şok olduğunu söylüyordu, yorumlardan sebebini öğrenmiştim. O yüzden benim için şaşırtıcı bir sonu yoktu, biliyordum zaten. Ama okuma süremi etkileyen bu değildi, çünkü simgeleştirmeler çok başarılı olduğu için kitabın tadı kaçmamıştı. Bilmeseydim yine de anlar mıydım, çok büyük ihtimalle. İpuçları yerli yerindeydi ve erkeğin söylemleri kendini çok ele veriyordu.
Kitabın dili masalsıydı. Ama giderek kararan bir masal.
Kadın karaktere çok üzüldüm. Ondan öncekilere de... Hep böyle olduğu için bunun böyle olması gerektiğini düşünmesi herkesin, toplumsal düzenleri ve kitlesel kabulleri tekrar tekrar sorgulamamıza bir işaret. Yani bir şey hep aynı şekilde olduysa ve herkes bu düzene doğduğu için devam ediliyorsa, bu onun doğru olduğu anlamına gelmiyor.
"O", orada kendi "çirkinliği", "ucubeliği" içinde "anlamsız" bir yalnızlıkta mutluydu. Özgürdü. Kendi "güzelliğini" kendisi zaten "yapıyordu". Uzak diyarlardan bir
Yine olumlu yorumlarını görüp beklenti içerisinde başlayıp hayal kırıklığı yaratan bir kitap daha. Konu ilgi çekici, okur yorumları kitabı okumak için iyice cezbedici fakat kitap tam anlamıyla bomboş. Başında 'Evet, güzel bir hikaye' diye başladım fakat sayfalar geçtikçe konu bir gram ilerlemedi. Yazar yüz sayfa aynı konuları döndürüp döndürüp yazmış, sonra araya farklı bir şey katmış; diğer yüz sayfa yine aynı şeyleri yazıp yazıp durmuş. Kitap zaten 270 sayfa, son yirmi otuz sayfası kayda değer şekilde yazılmıştı, o da sona yaklaşıldığı için. Ayrıca içerisinde çok fazla yazım yanlışı bulunuyordu, nasıl bu kadar hata yapılabiliyor anlam veremiyorum. Edisyon sürecinin anlamını ben mi yanlış biliyorum yoksa edisyonu yapan kişiler işlerinden bihaber mi? Kısacası kitabı almayı düşünenler varsa kesinlikle uzaklaşın ve daha kaliteli, içeriği dolu, kendini tekrar etmeyen farklı fantastik kurgulardan kitaplar bakın ve bu kitapla zamanınızı boşa harcamayın.
DamselElena K. Arnold
Merhaba sevgili okur
Kesinlikle tavsiye ettiğim bir fantastik kitap ile geldim buna benzer bir kitap daha önce okumamıştım yazım dili akıcı olaylar hızlı ve çok fazlaydı biranda beni evrenenin içine soktu anlayacağınız açık bir anlatımı vardı yazar hiç bir şeyi sansürleme gereği duymamış çok çok beğendim erkek karaktere o kadar gıcık oldum ki yüreğini söksem içim soğumaz öyle narsist öyle dengesiz kızın sürekli kendine muhtaç kalmasını istiyo sonunda dersini alıyo gerçi hehe RS deyseniz size önerimdir ya da farklı bir kurgu arıyorsanız filmi çıkan damsel değil bu arada farklı
DamselElena K. Arnold · Yabancı Yayınları · 202485 okunma
Benim biraz sıkıldığım bir kitap olmasının yanı sıra konusu çok ilginçti. Bir kızı ejderha dan kurtaran bir kral ve onun geldiği krallık. Bilinmeyen ve gizli kalmış gerçekler.
#damsel
-ELANA K. ARNOLD
"Ben hiç kimseyim. Hiçbir şey bilmiyorum."
"Sen hiç kimse değilsin. Sen ejderhadan kurtardığım genç kızsın. Sen benim kaderimsin, ben de senin."
Ejderha temalı fantastikleri daha bir ayrı sevdiğimi beni tanıyanlar artık çözmüştür. O nedenle bu kitabı gördüğüm ilk andan beri merak ediyordum. Bir solukta okudum. Ve özellkle şaşırtıcı son sayfaları oldukça sevdim.
Harding yeni kralını ilan edeceği her vakit öncesinde bu mevkiyi haketmesi gerektiğinden bir göreve gönderiyor. Bu başa gelen her kralın çıkmış olduğu bir görev. Kralın şimdiki yerini alacak prens ise yetişkinliğe adım atar atmaz gri topraklara gitmeli oradaki vahşi ejderhayı öldürüp gelini olacak genç kızı kurtarıp krallığına dönmeli. Ezelden beri süregelen bu geleneği şimdi yerine getirecek prens Emory gri topraklara doğru sadece atıyla bir yolculuğa çıkıyor.
Efsaneye göre bu gri topraklarda çok uzun süre geçiren herkesin gözleri griye saçları ise donuklaşıp demire dönebilir. Bu nedenle mazifesini biran önce tamamlayıp yurduna dönmek tek hedefi. Kaleye ulaştığında etrafı mücevherlerle çevrili vahşi yaratığı buluyor. Şimdi onu alt edip gelinini kurtarması gerek. Annesinin öğüdü aklına geliyor; ejderhayı alt etmesi için üç silahını doğru şekilde kullanması gerekiyor, kılıcı bir silah zihni ise bir diğer silah olduğuna göre üçüncü silahını kendisi keşfederek ejderhayı alt ediyor ve gelini alıp krallığına doğru yola koyuluyor. Ama adını verdiği genç kız nasıl ve nereden kurtarıldığından bir haber. Tek bildiği onu ölümden kurtaran prensi ile yurda gidecek ve yeni kraliçe olacak kaderinde bunun yazıldığını anlatıyor prens. O artık Harding krallığının yeni prensesi ve gelecek kraliçe.
Fakat krallığa ulaştıklarının ilk gecesi daha hiç birşeyin göründüğünü gibi olmadığını keşfetmeye
Gerçekten çok severek okudum. Sonunu böyle beklemiyordum, şok içindeyim. O kadar akıcıydı ki elimden bırakamadım. Emory çok aptal ve gıcık bir karakterdi. Tüm kitap boyunca ona sinir oldum, her hareketi battı bana. Her şeyin çözülmeye başladığı son kısımları hiç böyle beklemiyordum. Ben tamamen başka bir senaryo oluşturmuştum kafamda ve bu okuduğumla resmen ters köşe oldum diyebilirim...
Prens Emory, kral olan babasının ani ölümü sonucu halkına kendisini kanıtlamak için, yıllardır süregelen geleneklerini yerine getirmek zorunda kalır. Ejderhayı fethedip kızı kurtararak kraliçesi yapmak zorundadır, yoksa kral olamaz. Kızı kurtarır ve kral olur. Ancak erkek egemenliğinin baskın olduğu toplumda, bazı şeyleri sorgulamaya başlayan kızımız tüm sistemi altüst edecek bilgilerin farkına varır. Acaba nereden geldiğini ve kendi benliğini hatırlamayı başarabilecek mi? Peki ya bu döngüyü kıracak bir yol bulmayı başarırsa ne olacak?..
Keyifli okumalar dilerim...
Fantastik kitap okumayı çok severim özellikle içinde Ejderha varsa bayılırım fakat bu kitabı sinirlenmeden okumak biraz zor oldu kral olmak için eşini ejderhadan kurtaran Emory tahta geçer ve başlarda eşine karşı çok iyiyken daha sonra gerçek yüzünü gösterir ve eşinin kendisinin malı olduğuna ona bir hayat verdiğini ve onun üzerinde bir hakkı olduğunu iddia eder ve öyle davranır kitap boyunca krala kızsam da kadınların da bu muameleye hizmet etmeleri daha çok sinir bozucuydu benim için okumasamda olurmuş dediğim bir kitap oldu