Define, Mehmet Rauf’un daha çok bilinen Eylül romanındaki içsel derinliğin aksine, biraz daha olaylara dayalı, polisiye türüne yakın bir romanı. Ama bu demek değil ki sığ ya da yüzeysel bir hikâye anlatıyor. Tam aksine, çok merak uyandıran, zaman zaman seni karakterle birlikte “acaba şimdi ne olacak?” diye düşündüren bir metin.
Hikâyenin Temeli: Bir Vasiyet, Bir Defter ve Gizli Bir Hazine
Hikâye, Erzurum’da başlıyor. Başhekim Doktor Şakir Feyzi, oldukça zeki ve vicdanlı bir karakter. Günün birinde, Hacı Hanım adında yaşlı bir kadının ölmeden önce ona verdiği bir defterle hayatı değişiyor. Bu defter sıradan bir şey değil. İçinde bir şifre var. Fuzûlî’nin Divanı’nın bazı mısralarıyla yazılmış, ama aslında gizli bir harita bu.
Hacı Hanım, yıllar önce Abdüssamed Paşa’nın konağında hizmet etmiş. Paşa, kızı Avrupa’ya kaçarken bir sır bırakmış: büyük bir define… Ve bu sırrın anahtarı da Şakir Feyzi’nin eline geçmiş oluyor.
İstanbul’a Uzanan Bir Serüven
Doktor, bu emaneti yerine ulaştırmak için İstanbul’a gidiyor. Orada hem Paşa’nın kızıyla tanışıyor, hem de definenin peşine düşen başka insanların farkına varıyor. İşin içine gizemli takipler, tehditler, tehlikeli karşılaşmalar giriyor.
Bu noktada roman biraz film gibi akıyor. Her yeni bölümde bir adım daha yaklaşıyorsun sırrın çözülmesine. Ama sadece bir define peşinde koşan bir adam yok burada; aynı zamanda içsel bir dönüşüm de var. Doktor Şakir, bu yolculukta sadece altınları değil, hayatın, güvenin ve aşkın anlamını da sorguluyor.
Aşk ve Güven Teması
Romanda olayların yanında bir aşk hikâyesi de yavaşça şekilleniyor. Fakat bu aşk, öyle büyük fedakârlıklarla, gösterişli sözlerle anlatılmıyor. Daha çok güvene, sadakate ve birlikte yaşanan tehlikelerle oluşan bir bağa dayanıyor. Belki de bu yüzden daha gerçekçi