Adı:
Değişme
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
276
ISBN:
9789755102689
Kitabın türü:
Yayınevi:
Can Yayınları
Değişme’yi elinize aldınız işte, sayfalarını rastgele karıştırıyorsunuz. Gözünüze çarpan ne? Roman sanatında kahramanlar genellikle üçüncü tekil kişi (nesnel) ya da birinci tekil kişi (öznel) olarak sunulurlar. Oysa Değişme, bazı bölümlerinin dışında ‘ikinci çoğul kişi’yla yazılmıştır. Demek oluyor ki, Michel Butor’un nişan tahtası yaptığı sizsiniz, yani siz (okur) ve ötekiler (okurlar). Bu, size bir çağrıdır: Kendini keşfe çıkan bir romanın kahramanı olmaya adaysınız…

Bir trendesiniz; iki kadın ve iki kent arasında. Zihinsel olarak ya da belleğinizde, gözünüzün önünden geçen nesnelere kendinizi kaptırıyorsunuz. Karmaşık olan geçmiş, tuhaf bir biçimde geleceğe yöneliyor. Birden, bu trenin üçüncü mevki vagonunda yolculuk yapan kişinin kendiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Ama, o anda da sizi anlatan bir roman, öncü Fransız roman sanatının en eksiksiz, en ünlü romanı, Değişme’yi okuyorsunuz.

Sonsuzluğa açılan barok yapısıyla, gerçekliğin anlamını değil, kendisini arama tutkusuyla yazılmış olan Değişme, yalnızca Yeni Roman akımının değil, aynı zamanda yirminci yüzyılın en önemli yapıtlarından biridir...
*İncelemenin paragrafları sırayla kitabın bakış açısıyla(ikincil bakış açısı) ve kitap hakkında bilgi sırasıyla yazılmıştır. Araya kendi okuma anlayışımdan yüzeysel bilgiler de ekledim. Bazı geçişlerdeki hızı, farklı zaman kiplerini, hataları kitabın anlatımına uysun diye bilinçli olarak ben ayarladım. İki farklı formatta paragraf formları olduğu ve paragrafları alıntılarla desteklediğim için yazı uzun oldu. Bir de daha anlaşılır olması için italik ve bold yazı tiplerini kullanmıştım ama siteye yükleyince tek tip yazı çıkıyor. Bunlar için kusura bakmayın. Şimdiden keyifli okumalar*

DEĞİŞME ÜZERİNE YOLCULUK NOTLARI:

İçine sadece günlük eşyalarını koyduğun kara valizle girdiğin kompartımanda gidiş yönüne doğru, cam kenarına oturuyorsun. Tren henüz hareket etmiyor. Camdan dışarı baktığında peronların ayrılıklara ve geri dönüş umutlarına sahne olduğunu uzun, sıskaca, kirli sakallı bir adamın, başına kırmızı bir bobble hat geçirmiş, altın sarısı saçları bu şapkanın altından çıkan, gamzeli genç hanıma bir daha kavuşamayacak gibi sarılışından anlıyorsun. Genç hanım bu sarılış esnasında başını adamın omzundan sana döndürüyor. Bakmaktan vazgeçip senden başka kimse olmayan kompartımana çeviriyorsun bakışlarını. Yanında kitap olarak sadece okuyup bitirdiğin, cep boyunun görünüşü çok da hoşuna gitmemiş Değişme var. Uzun sayılacak bir okuma süreci geçirmişsin. Kitap okuma oburluğun daha çok okumaktan sakin ve yüzeysel olmayan bir okumaya doğru evrildi. Bu yüzden artık okurken acele etmiyorsun. Kitap hakkındaki bölük pörçük düşüncelerini bu uzun yolculuk boyunca bir sıraya koymaya çalışacaksın. Bunu yaparken kitabın sonunu söyleyeceksin. İtiraz etseler de bazı kitapların sonunu söyleyince büyüsünün kaçmadığının, kitapta önemli olanın o aşamaya nasıl gelindiğinin farkındasın. Trenin hareket etmesine az kaldı.

Roman, Paris-Roma seferini yapan üçüncü bir sınıf trende 21 saat 35 dakika süren bir yolculuğu konu alır. Yolculukta, Scabelli şirketinin Fransa şubesinde müdür olarak çalışan Leon Delmont’un karısı Henriette’ten ayrılarak sevgilisi Cecile’e dönme kararını vermesi anlatılır. Romanda her şey çok ince hazırlanmıştır. Şehirlerin simgelediği anlamlardan yola çıkılarak karakterlerin kişilikleri de öyle simgelenmiştir. Cecile ve onun yaşadığı kent olan Roma; ışığın, aydınlığın, özgürlüğün, huzurun temsilcisi iken Henriette’in kendisi ve Paris ise kadavra ve karamsarlığın şehri olarak gösterilmiştir. Özetle Henriette’ten Celile’e, Paris’ten Roma’ya yapılan yolculuk karanlıktan aydınlığa ve iç huzura yapılan bir yolculuktur. Ama yolculuğun sonuna doğru bu kararından döndüğünü söylemiştik karakterin. Bu, romanda çok güzel bir şekilde tahlil ediliyor. Benim aklıma burada iki soru takılıyor: İlişkilerde aradaki bağlılığın kişiye etkisi nedir? Seçim yapma iradesi karakterin kararından dönmesinde ne kadar etkilidir? İlk soruyu kitabı başka birisi okur cevaplar umuduyla geçiyorum. Seçim iradesi ya da özgürlüğüne gelelim. Böyle alıntıları kasıtlı olarak aramıyorum, denk geliyorlar sadece. Cesare Pavese şöyle diyor bu konu hakkında: “İnsanın seçme özgürlüğü olduğu doğru olsaydı, bu konuda bu kadar konuşur muydu? Bunun sadece bir varsayım olmadığını kim söyleyebilir? İnsan, isterse, bazı durumlarda özgür olabilir; bazı durumlarda ise, daha önceki eyleminin sonuçlarıyla sınırlıdır.” Evet, insan bazen daha önceki eylemlerinin boyunduruğu altında yaşar. Seçim yaparken illa ki onları da hesaba katmalıdır. Leon yolculuk boyunca hep Henriette’ye kötü bir gözle bakar. Seçim yaparken sadece kendini düşünür. Bir incelememde ‘insanın kendi özgürlüğünü bulması adına kurmuş olduğu aile düzenini bozması, çocuklarını kendi özgürlüğü için geride bırakması bana özgürlükten ziyade kaçış gibi geliyor’ demiştim hala da aynı düşünüyorum. Leon bu durumdadır. Seçim iradesi sadece kendi için vardır. Butor, roman boyunca Leon’un içinde olduğu bu durumu çok iyi gözlemler ve bize bu konu hakkında konuşma fırsatı verir. Zaten romanın sonunda da bu irade meselesinin nasıl sonuçlandığını görürüz. Bana öyle geliyor ki insan ne kadar özgürlüğüne, huzuruna düşkün olursa olsun arkasına dönüp bakmalıdır. Ne kadar kendisi için ilerisi mümkün olacaksa, arkada kalan için de geri kalmışlık hep olacaktır.

Tren, başlarını öne eğmiş, üzgün kimselere el sallamadan, üzerine ayrılıkların kasveti çökmüş, rutubetli ve soğuk perondan çoktan kalktı. Camdan baktığında her maddenin çağın hızına uygun olarak akıp gittiğini görüyorsun. Yolculuğun kompartımanda tek başına devam ediyor. Romanın ne anlattığı üzerinde yeterince durduğunu düşünüyorsun. Bir romanın senin için ne anlattığının yanında nasıl anlattığı da önemli. Okuduğunda bunların hepsine bir bütün olarak bakmayınca okumanın eksik olduğunu hissediyorsun. Bazılarının nasıl anlattığıyla fazla ilgilenmediğini, romanın diline, bakış açısına, biçemine değinmenin kitaptan alınan zevki azalttığı yorumlarına denk geldin. Kişinin nasıl rahat hissederse öyle okuması taraftarı olduğundan bu tür yorumların çok doğal olduğunun da farkındasın. Bilhassa roman okurken uzun dizgeli cümlelerin peşinde olmayı daha çok seviyorsun. Kısa cümleler sende okuma randımanını tam sağlayamıyor. Bu kitapta senin istediğin oldu. Cümlelerin sayfalara özenle dokunması, tasvirlerin uzunluğu seni cezbediyor.

Bir süredir Yeni Roman(Antiroman) akımıyla ilgili kaynaklar topluyorum. Değişme romanı da Yeni Roman akımına uygun yazılmış bir eser(miş). Bitirene kadar bilmiyordum bunu. Bu akımın manifestosu hem üslup hem de teknik olarak geleneksel romana karşı çıkması üzerine kurulu. Kendilerine has gerçeklik, dil, insan ve nesne anlayışları var. Her romancı kendine has bir biçem belirlediği için tam bir birlikten bahsedemiyoruz. Bugün sadece Yeni Roman Michel Butor’un dilini nasıl etkilemiş ona bakmaya çalışacağım. Öncelikle kitapta yukardaki paragrafta bahsettiğim ‘uzun dizgeli cümlelerden’ çokça yer aldığı için dilini çok sevdim. Yoğun bir dili var ve bu da okumanızı ister istemez yavaşlatıyor. Romanda her şey dile hizmet ediyor: nesneler, kronometrik zaman, mekân vs. Yeni Roman akımıyla insanın verdiği anlamdan sıyrılarak, tek başına var olan ve bir ruha sahip olan nesnelerin romanda dilin etkisiyle öne çıktığını görüyoruz. Uzun uzun tasvirleri yapılıyor, sanki insan kişiliğinin önüne geçiyor, kendi egemenliğinin tadını çıkarıyorlar. Yolculuk 21 saat 35 dakika sürüyor. Bu süreyi hissetmeniz ve bir nevi doldurmak için dil nerdeyse kahramanın gördüğü, düşündüğü her şeyi tasvir ediyor. Bu da aşılması gereken bir yükseklik hissi veriyor insana.

Üçüncü sınıf bir kompartımanda olsan da trenin raylar üzerindeki sarsıntısını çok az hissettiğinden olsa gerek kitap hakkındaki düşüncelerinin biraz uzadığını düşünüyorsun. Romandaki anlatıcının, sanki önüne bir ayna koymuş da seni sana anlattığını düşünüyorsun. Sesi hep kulaklarında yankılandı bu yüzden. Dışardaki akan maddelere çarparak kulaklarında yankılan bir ses daha var. Bunun kendi sesin mi başkasının sesi mi olduğunu seçemiyorsun. Tren hızını kesmeden yoluna devam ediyor.

Roman pek alışık olmadığımız ikinci kişili bakış açısıyla yazılmıştır. O kadar ki Wikipedia’da 1931-2011 yılları arasında ikinci kişili anlatıcı ve bakış açısıyla yazıldığı belirtilen eser sayısı 79 imiş. Bu bakış açısının en belirgin özelliği olayın, birine sen/siz diye hitap edilerek anlatılmasıdır. Kitabın çevirmeni(çeviri de mükemmel bu arada) Mükerrem Akdeniz şöyle diyor kitabın bakış açısıyla ilgili: “Léon Delmont’a çevrilmiş bakış (yazarın bakışı), bir objektif gibi, onun yaşantısını ona yansıtıyor. Yazar Léon’a seslenirken okura (yani bize) sesleniyor ve bizim gerçeğimizi, şaşırtıcı bir dikkatle, en ince noktasına dek irdeliyor, çözümlüyor. Daha da ilginç yanı, kitabın sonunda yazar Léon’la özdeşleşiyor.” Tıpkı önünüze bir ayna koyuluyor ve sanki kendinizi izliyorsunuz. Yazar da bu bakış açısını seçmesiyle ilgili şunları söylüyor: “(…)Birinci şahıs, başkişiyi bütün ötekiler arasında iyice ortaya çıkarmamı, okuyucuyu adeta onun kafasının içine sokmamı sağlıyordu, ama gerektiği bir anda “ben” zamirini ortaya çıkarmamı, bu kişiye “söz aldırmamı” yasaklıyordu. (…)Bu sorunu uzun süre evirip çevirdikten, bir yığın verimsiz denemeden sonra bu ikinci şahsın varlığının farkına vardım ve bunu kullandığım andan itibaren yazılarım, bana bir yığın ayrıntısal sorun çıkarmakla birlikte, yolunu bulabildi kolayca.” Daha önce bu bakış açısıyla yazılmış birkaç kitap okudum ama Değişme bambaşka bir deneyimdi.

Yolculuğun sonuna doğru kitaba dair tek hayal kırıklığın sadece önemsediği kişilerin önerdiği kitaplardan başka kitap okumayanların bu kitabı es geçmeleri olacak. Sen bir okurun kendisine önerilen kitaplardan yola çıkarak kendi okuma anlayışını bulma taraftarı olduğundan kopya okumalara karşısın. Ama karışmayacaksın işlerine. Kitapla ilgili düşüncelerinin artık sonuna geldiğini düşünüyorsun. Kitabı yavaşça kapatıp önündeki, derileri artık aşınma derecesinde eskimiş kirli koltuğun baş kısmına dalıyorsun bir süre. Yolculuğun başından beri yanından hızlıca geçip gittiğiniz ağaçların, evlerin, tarlaların görüntülerini net olarak seçemiyordun. Trenin yavaşladığını ağaçların, evlerin, tarlaların birbirlerinin peşini bırakmasından anlıyorsun. Bu yolculukta tren gitmek fiili yerine değişmek fiilinin altını en iyi şekilde çizdi. Tren duruyor.

İnceleme de bitmek üzere. Okuyan için çok yönden değerlendirilebilecek bir kitabı okuyup yorumlamaktan çok zevk aldım. Kitabın şuan baskısı yok maalesef. Buna rağmen bir iki kişi de olsa kitabı okuma kararı alır umarım. Bir diğer hususta Yeni Roman akımıyla ilgili yazın daha geniş çaplı yazılar yazmayı düşünüyorum. Konunun daha iyi anlaşılması için de geleneksel tarz roman için bir yazı sözü aldım. Okuyanlara teşekkür ediyorum. Esen kalın.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Değişme
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
276
ISBN:
9789755102689
Kitabın türü:
Yayınevi:
Can Yayınları
Değişme’yi elinize aldınız işte, sayfalarını rastgele karıştırıyorsunuz. Gözünüze çarpan ne? Roman sanatında kahramanlar genellikle üçüncü tekil kişi (nesnel) ya da birinci tekil kişi (öznel) olarak sunulurlar. Oysa Değişme, bazı bölümlerinin dışında ‘ikinci çoğul kişi’yla yazılmıştır. Demek oluyor ki, Michel Butor’un nişan tahtası yaptığı sizsiniz, yani siz (okur) ve ötekiler (okurlar). Bu, size bir çağrıdır: Kendini keşfe çıkan bir romanın kahramanı olmaya adaysınız…

Bir trendesiniz; iki kadın ve iki kent arasında. Zihinsel olarak ya da belleğinizde, gözünüzün önünden geçen nesnelere kendinizi kaptırıyorsunuz. Karmaşık olan geçmiş, tuhaf bir biçimde geleceğe yöneliyor. Birden, bu trenin üçüncü mevki vagonunda yolculuk yapan kişinin kendiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Ama, o anda da sizi anlatan bir roman, öncü Fransız roman sanatının en eksiksiz, en ünlü romanı, Değişme’yi okuyorsunuz.

Sonsuzluğa açılan barok yapısıyla, gerçekliğin anlamını değil, kendisini arama tutkusuyla yazılmış olan Değişme, yalnızca Yeni Roman akımının değil, aynı zamanda yirminci yüzyılın en önemli yapıtlarından biridir...

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Hercaiokumalar
  • Murat Sezgin
  • Halil İbrahim Şamlıoğlu
  • Gürkan Çimen
  • Philophobia

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (2)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0