Dünya-Ahiret Arasında

Denge

Zeynep Yeter Arslan
Dünya bir yoldur. Yol, yürüyüp geçmek içindir, kalıp oyalanmak için değil.
İbadet bir şekilde canı yanmış, kalbi daralmışlara nefes olur. Kişiyi sadece dünya için koşmaktan kurtarır. Namaz, oruç, zikir, sadaka gibi duraklarla, insanın kendisini toparlamasına vesile olur. Ve bu duraklarla ruhlara yeni soluklar bahşedilmesi için bir kapı aralar.
Onlar (sahabe efendilerimiz) Kuran'ı dinlerken bir masalmış, ya da biraz sonra rafa kaldırılacak bir sözmüş gibi değil; büyük bir emir, uygulanması gereken bir vazife, kalbe asılması gereken bir serlevhaymış gibi dinliyorlardı.
Din
Kur'an'ın insanlardan beklediği sadece özel günlerde okunması değildir. Kuran'ın beklediği; kendisini okuyanların anlayarak bütünüyle hayata taşıması, gösterdiği doğru yolda yürünmesi, ruhların onunla daima diri, temiz ve taze tutulması, dünya ve ahiret dengesinin kurulabildiği bir yaşam sürdürülmesidir. Bunun için de İlâhi kelâmın hayatlarımızın merkezinde olması gerekir.
Din
Modern tıbba göre, dünyaya gelecek olan çocukların kişilikleri anne karnındayken oluşmaya başlamaktadır. Buna göre bir anne adayının sosyal çevre ile olan olumlu ya da olumsuz ilişkileri, karnında taşıdığı çocuğa da sirayet etmektedir.
“Sa’d b. Ebi Vakkâs: “Oğlum! Zenginlik istediğin zaman, onunla beraber kanaat de iste. Çünkü, kanaatı olmayanı servet zengin etmez.”
Alıntı