Gençken, daha çok seyahat etmem, daha uzaklara gitmem, yabancı ülkelerde daha çok zaman geçirmem, kendimi hayata katıp daha derin bir şekilde yaşamak için sürekli bir koşuşturma içinde olmam gerektiğini düşünürdüm ama zamanla anladım ki, aradığım șey tam burada içimde, etrafımdaki șeylerde, işim hâline gelen o geçici işlerde, gündelik hayatın hengâmesinde ve bakışlarımı oraya yönelttiğim sürece karşılaştığım insanların gözlerindeydi.
… uyum sağlayıp kendime uyarladım, beni sonsuza dek değiştirmesine izin verdim. Benlik ya da sözde “benlik” de bundan başka bir şey değil aslında: karşılaştığımız insanlardan kalanlar.
Hayatlarımızın içinde pek çok hayat yaşıyoruz; insanların gelip gittiği, arkadaşların kaybolduğu, çocukların büyüdüğü parça parça hayatlar ve ben, hangi hayatımın diğerlerini çerçevelediğini asla bilemiyorum.
Canımızı acıtan, yıpratan ve hayal kırıklığına uğratan yaşamı seviyorum. Herkesin birbirine sözler verdiği bir dönemde, beni terk eden David’in özgürlüğünü seviyorum. Önümüzdeki günlerde melankolik, hatta belki biraz üzgün hissederim. Hüznün kendisi aslında o kadar da üzücü değil. 
Hayatlarımızın içinde pek çok hayat yaşıyoruz; insanların gelip gittiği, arkadaşların kaybolduğu, çocukların büyüdüğü parça parça hayatlar ve ben, hangi hayatımın diğerlerini çerçevelediğini asla bilemiyorum.
“Bağışlama” ile “özgürlük” kelimeleri bir çok dilde aynıdır; bu çok bariz bir tespit olabilir, ancak o sırada “bırakmanın” da aynı kefeye alınabileceğini fark ettim.