·
Okunma
·
Beğeni
·
1008
Gösterim
Adı:
Diktatörlüğün Psikolojisi
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944318501
Kitabın türü:
Çeviri:
Hakan Kabasakal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
3P Yayıncılık
İki farklı diktatörlüğü iliklerine kadar yaşamış, diktatörlüğün yol açtığı acıların dostlarını ve sevdiklerini tüketişini çaresizlik içinde izlemiş olan İran asıllı Amerikalı psikoloji profesörü Fathali M. Moghaddam, baskıcı rejimlere ilişkin deneyimlerini Diktatörlüğün Psikolojisi'nde okurla paylaşıyor.

Toplumları, diktatörlük ve demokrasi arasında hiç durmadan gidip gelen bir sarkaca benzeten yazar, şartların gidişine göre diktatörlüğün de demokrasinin de her an değişebilir olduklarına dikkat çekiyor! Moghaddam'a göre diktatörün balyozuyla ezilen bir toplum demokrasiye kayabilir ya da tam tersi demokratik bir toplum her an diktatörlük ağına da düşebilir. Diktatörlük bazen bir darbeyle gelir, bazen de demokratik seçim sandığından toplumsal barış vaatleriyle çıkar ve adeta bir kanser gibi toplumu sinsice pençesine alır.

Peki, insan neden diktatör olmaya heveslenir? Elitler olarak adlandırılan çıkar grupları neden bir diktatörün çevresinde toplanır ve kendi yurttaşlarına umursamadan acı çektirilmesine göz yumarlar? Diktatörlüğün psikolojik temellerinde hangi ruh hali yatmaktadır? En önemlisi, diktatörlükler nasıl devrilir ve diktatörlük çöktükten sonra ne olması beklenir?

Psikolog Prof. Dr. Özcan Köknel'in (Şiddet Dili) dediği gibi: "Bu kitap, küresel değişimlerin yaşandığı çağımızda, demokrasi adına kaygı duyan herkesin mutlaka okunması gerekenler listesinde olması gereken bir kitap."

İyi ve hür okumalar dileklerimizle...
(Tanıtım Bülteninden)
344 syf.
Baştan uyarmak istiyorum: Sadece bu kitabı inceliyorum. Herhangi bir siyasi ve sosyal mesaj içermiyor bu inceleme.

Yazar İran'li bir insan ve diktatörlüğün içinden gelen, birebir diktatörlüğü gören, bilen birisi. Zaten kitap boyunca kendi kişisel anılarıni da anlatıyor bu konuda.

Yazar, okurlarina 'demokrasinin asgari koşullarını' veriyor. Bunlar şunlar:

a) Şehir Meydan Testi: İnsanlar sokağa çıkıp düşüncelerini söylediklerinde başlarına bir şey geliyor mu?
b) İktidarın seçimle gidebilmesi: Adından da anlaşılıyor. Burada şunu belirtiyor yazar, seçimler adil ve açık bir şekilde olacak.
c) Azınlık hakları
d) Bağımsız yargı

Bu dört kriterin biri daha iyi diğeri daha kötü olabilir. İlla hepsinin iyi düzeyde veya illa hepsinin kötü düzeyde olması gerekmiyor tanimlama yapmak için.

Kitapta diktatörlerin gelebilmesi için bir 'sıçrama tahtasi'nin olmasının üzerinde oldukça duruluyor. Her halkın içinde potansiyel diktatör insanların her daim olduğu ancak çoğunluğunun bu potansiyelini ortaya çıkaracak koşullar bulamadan sıradan bir hayat yaşayarak tarih sahnesinden cekildikleri söyleniyor. Ancak Almanlar üzerinde, Versay Antlaşması'nın yarattığı olumsuz koşullar ve 1. Dünya Harbi'nin yenilgisinin yarattığı eziklik hissi potansiyel diktatör Hitler'in potansiyelini ortaya çıkarmasına neden olmuştur.

Burada şu noktaya parmak basılıyor: Devrimler de yeni bir diktatörun gelmesine neden olabilir. Örnek olarak; İran'da Şah'in devrilmesinden sonra Humeyni'nin mutlak iktidarının gelmiş olması.

Sıçrama tahtası ile potansiyelini ortaya koyma imkanı bulan diktatör, mutlak iktidarını sağlamak için kriz yaratma veya mevcut krizden faydalanir. Buna örnek olarak da: 1933 yılında Berlin Parlamentosunun yakılması olayını Bolsevik ve mevcut muhalifler aleyhine kampanyaya çeviren Hitler ve ABD elciliginin ablukaya alınması sırasında kendi adamlarını elçilik baskinina gonderip, elçilikte sözde darbe planlarını bulan Humeyni'nin ABD düşmanlığıni koruklemesi veriliyor. Humeyni devamında Irak savaşını da benzer şekilde kullanıyor. Sonucunda iki lider de sıçrama tahtasıni kullandı ortama girdi ve krizleri kullanarak da iktidarını mutlaklastirdi. Artık asıl mesele başlar Diktatör için: İktidarda kalabilmek.

İktidarda kalabilmek için yazar iki önemli unsuru ön plana çıkarıyor. Bunlar, halka namlu gösterilmesi ve ülkedeki elitlerin desteğidir. Özellikle ikincisinin çok önemli olduğunu dile getiren yazar, halkin mevcut olumsuzluklari görse de hem gösterilen namlulardan dolayi hem de başında lider olmadığı ve destek verecek elit tabaka olmadığı için korku ve moral bozukluğu içinde yaşamaya kendini ikna edeceğini dile getiriyor.

Sonra da diğer faktörler üzerinde duruluyor. Bunlardan birkaçı şunlardır:

a) Diktatörun Yüce Diktatör (Führer gibi) hale gelerek, sözlerine tam itaat edilmesi ve sorgulanamaz hale gelmesi. Adeta Tanrı haline gelmesi. (Stalin öldükten sonra dahi kısa süre tabutunun başında yakınları ölmemiş gibi durmuslar)

b) Diktatör toplumun her bir damarina hakim olmak ister. Bunu aile- kadın üzerinde kurulan baskı, oluşturulan biri sizi gözetliyor algısı ve namlu ile ve de güzel sanatlara hakim olarak yapar. Kadının üzerinde tahakkum kurulması, onu salt anne ile konumlandirmanin diktatorluklerin ortak özelliği olduğunu söyleyen yazar, Mussolini'yi ve İran'ı örnek veriyor. Güzel Sanatlar ve sanatçılar bir diktatör için her zaman tehlike olarak görülüyor, çünkü halk nezdinde değerlidirler ve sözleri etki bırakır ve sanatçılar olaylara farklı açılardan bakar, sanatın doğası gereği de özgürdurlerdir.

c) Dış düşman yaratma veya mevcut düşmanı değerlendirerek halkın dikkatini her daim dışardaki düşmana çekip, halkın iç sorunlara odaklanamamasini sağlamayı hedeflerler. Ayrıca bir dış düşman ile yapılan savaş veya muhtemel tehlike durumunda halk muhalefet edemez, çekinir.

d) İç düşman yaratma: Bu konuda baş kurbanlar genelde azınlıklar olduğunu vurgulayan yazar örnek olarak her çağda zulüm görmüş Yahudileri gösterir.

Son olarak da su an gelişmiş demokrasiler için bile potansiyel diktatör tehlikesinin olduğunu ve her daim de olacağını söylüyor yazar ve 'Demokrasi- Diktatörluk' sarkaci fikrini ortaya koyuyor. Her toplum ve devlet bu sarkaç arasında gidip gelir der. Kitaptan şu kısmı da bırakıyorum.

https://i.hizliresim.com/LvoE7b.png

Lütfen kitabı ülkemiz ve mevcut siyasetçilerimizle iliskilendirmeyelim. Bana incelemeyi silmek zorunda bırakmayın arkadaşlar.

Yine vurgulayarak söylüyorum: Burada yazanlarin hepsi kitapta geçen konulardır. Benim herhangi bir kişisel fikrim ve görüşüm yoktur.

Keyifli okumalar.
344 syf.
Diktatörlüğün hüküm sürdüğü yıllara şahit olmuş bir ses... Göstermelik devrimleri ve arkasından gelen daha şiddetli baskıları yaşamış olan bir yazar; diktatörler, diktatörlerin kişisel özellikleri, diktatörleri yaratan toplumsal olgular, onları iktidarda tutan aynı zamanda onlar için birer tehdit olan elitlerden(yandaşlar) söz eden bir kitap...

Hepimiz az çok 'diktatörlüğün' kafasını tahmin ederiz ama benim için bu kitap verdiği örneklerle, araştırmalarla ve bahsettiği teoriler ile daha geniş pencereler açtı ufkumda.

Diktatörlüğün çirkin yüzünü bir kez daha görmüş oldum. Ancak yazarın diktatörlük ve demokrasi arasında gidip gelen bir sarkaca benzettiği sistemde, ağırlığımın her daim demokrasiden yana olduğunu da daha iyi anlamış oldum.

Çünkü yazarın dediği gibi "Baskı altına alınmaya başkaldıran bireyler daima ortaya çıkar; daha iyi bir dünyanın yolunu da doğru şeyi yapan bu insanlar gösterirler." !
344 syf.
·6 günde·10/10
Özellikle şu karanlık dönemde okunması gerekiyor bu kitabın. Zamanında bir first ladymize boşuna hediye edilmedi. Şu bir gerçek "Atatürk bu ülkede boşuna cumhuriyet ilan etmedi."
Her ne kadar Birleşik Devletler demokrasi için gereken asgari
koşulları yerine getiriyor olsa da, ülkedeki politikaların dünya sahnesinde
sergilerneye değer nitelikte bir demokrasi ve açıklık anlayışını
desteklediği söylenemez. Birleşik Devletler stratejik olarak
açık demokrasinin güzel bir örneğidir ki burada toplum ülke içinde
açıklığı desteklerken uluslararası arenada açıklık politikalarını
ancak işine geldiğinde desteklemektedir. Mesela, Amerikan halkı
kendi ülkesinde birçok açıdan özgür olmanın keyfini sürerken,
Birleşik Devletler hükümeti Suudi Arabistan gibi diktatörlükleri
menfaatleri icabı hem askeri hem de parasal olarak desteklerneyi
sürdürmektedir. Stratejik olarak açık toplumlarda kanıtlandığı
gibi, yurt içinde uygulanan açıklık politikası yurt dışında aynı
toplumsal açıklığı desteklerneyi garanti etmez, Birleşmiş Milletler
(1948) Evrensel İnsan Haklan Beyannamesi ile temel politikalar
bağlamında bile aynı çizgide olmayabilir. Demokratik ideoloji ve
gerçek yaşam arasındaki hizipleşme çok derinlerde yatan bir sorunu
açığa çıkarıyor: Diktatörlüklerde ve demokrasilerde ideolojiye
yüklenen rol farklı olacaktır.
The Washington Post gazetesi şu haberi geçenlerde ön sayfadan verdi: En son teknolojik buluşIarın kullanıldığı izleme teknolojisi sektöründe "patlama yaşanıyor".
Sözü geçen teknolojileri kullananlar;
Tek seferde yüzlerce cep telefonunu dinleyebildikleri gibi, on binlerce
e-postayı okuyabiliyor, hatta bilgisayar sahibinin fotoğrafını
çekerek görüntüyü polise ya da bu yazılıma sahip olan herhangi
birine gönderebiliyor. Bu yazılımlardan biri iTunes'un telefon
güncellemelerini ve diğer yaygın prograınlan, kişisel bilgisayarlara
sızmak için kullanıyor.
"Baskı altına alınmaya başkaldıran bireyler daima ortaya çıkar; daha iyi bir dünyanın yolunu da, doğru şeyi yapan bu insanlar gösterirler."
İran'da kadınları türban takmaya zorlamayı meşrulaştırmak amacıyla, kadınların saçlarından yansıyan ışığın, erkekleri nasıl etkilediğine dair sözüm ona bilimsel açıklamaları dinlemiştim (bu arada kadınlar, erkeklerin saçlarından yansıyan ışığa karşı sözüm ona bağışıklık kazanmışlardı)
Otoriteye sarsılmaz bir saygının hakim olduğu toplumlarda ço­cuklar genellikle, koyduklan kurallara dair çok az açıklama ya­pan, hatta hiçbir açıklama yapmayan, kendilerine asla karşı Çl­kılmamasını bekleyen ve dikbaşlılığı ya da kurallara uymamayı sert şekilde cezalandıran ebeveynler tarafından büyütülmektedir. Evde hakim olan hava okulda da devam eder. (s. 225)
Stalin karşıtı bir fıkra anlatmak cezasız kalmazdı, ne de olsa Stalin ideolojinin sembolik temeliydi. O yıllarda Stalin'le dalga geçmek kaçınılmaz ölüm demekti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Diktatörlüğün Psikolojisi
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944318501
Kitabın türü:
Çeviri:
Hakan Kabasakal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
3P Yayıncılık
İki farklı diktatörlüğü iliklerine kadar yaşamış, diktatörlüğün yol açtığı acıların dostlarını ve sevdiklerini tüketişini çaresizlik içinde izlemiş olan İran asıllı Amerikalı psikoloji profesörü Fathali M. Moghaddam, baskıcı rejimlere ilişkin deneyimlerini Diktatörlüğün Psikolojisi'nde okurla paylaşıyor.

Toplumları, diktatörlük ve demokrasi arasında hiç durmadan gidip gelen bir sarkaca benzeten yazar, şartların gidişine göre diktatörlüğün de demokrasinin de her an değişebilir olduklarına dikkat çekiyor! Moghaddam'a göre diktatörün balyozuyla ezilen bir toplum demokrasiye kayabilir ya da tam tersi demokratik bir toplum her an diktatörlük ağına da düşebilir. Diktatörlük bazen bir darbeyle gelir, bazen de demokratik seçim sandığından toplumsal barış vaatleriyle çıkar ve adeta bir kanser gibi toplumu sinsice pençesine alır.

Peki, insan neden diktatör olmaya heveslenir? Elitler olarak adlandırılan çıkar grupları neden bir diktatörün çevresinde toplanır ve kendi yurttaşlarına umursamadan acı çektirilmesine göz yumarlar? Diktatörlüğün psikolojik temellerinde hangi ruh hali yatmaktadır? En önemlisi, diktatörlükler nasıl devrilir ve diktatörlük çöktükten sonra ne olması beklenir?

Psikolog Prof. Dr. Özcan Köknel'in (Şiddet Dili) dediği gibi: "Bu kitap, küresel değişimlerin yaşandığı çağımızda, demokrasi adına kaygı duyan herkesin mutlaka okunması gerekenler listesinde olması gereken bir kitap."

İyi ve hür okumalar dileklerimizle...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 28 okur

  • Utku KÖKDEN
  • elifyildiz
  • ŞanlıKanarya
  • Cafer Yalın
  • •°☆JUSTİN☆°•
  • Deniz
  • •°~G.L~°• | Danqer
  • S.S
  • Ayfer Feriha Nujen
  • Kaan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.1 (3)
9
%15.4 (2)
8
%15.4 (2)
7
%23.1 (3)
6
%7.7 (1)
5
%7.7 (1)
4
%0
3
%7.7 (1)
2
%0
1
%0