Eserin adından da anlaşılacağı gibi konu "sömürgecilik". Eserde sömürgecilik tarihsel, siyasi, ahlaki ve toplumsal boyutlarıyla çok yönlü biçimde ele alınmaktadır. "Medenileştirme" kavramının Batı merkezli bir söylem olmasını sorgularken, sömürgeciliğin ırksal ve kültürel bakımdan da toplumu zarara uğrattığını savunmaktadır. Sömürgecilik, sömürülen toplum için olduğu kadar sömüren toplum için de zarara uğratan çift yönlü bir durumdur. Nasıl ki sömürülen toplumlar kendi kimliğini ve benliğini yitiriyorsa, sömüren toplum da kendisine entegre ettiği toplumla beraber aynı kaderi paylaşmaktadır fakat bunu fark etmemektedir. Eser kavramsal ve kuramsal çerçeve bakımından oldukça güçlüdür. Ancak bir deneme ve söylev metni olması bakımından da akademik bir dilden ziyade eleştirel bir dile sahiptir.
Batı Batı diye kendi ülkesini, ülke insanlarını küçümseyen,
Batı’ya gözü kapalı aşık özentilerin okuması gerekir . Hoş okuyarak anlarlar mı , tartışılır..:(
Bir ders için içinden 100 sayfalık birkaç bölümü okudum. Aslında bu kitabı okuma kaydı olarak düşmeyecektim ama müthiş alıntılar yapılacak yerler vardı o nedenle burayada kaydının düşmem gerektiğini düşündüm :)
Neyse kitaba gelecek olursak kitap okuruna batı medeniyeti içerisinde -ki medeniyet olgusunu da okuruna açıklamaktadır - insanların şahit olduğu ve unuttuğu ya da unutturulduğu sömurgeleştirme faaliyetleri gözler önüne sermektedir. Katledilen insanları, yok edilen halkları, ortadan kaldırılan gelenekleri, dünyaya farklılık katan düşüncelerin kayboluşunu, yok edilişini okuyoruz kitapta.
Ve en önemlisi batının bayraktarlığını yaptığı hümanizmin kendisi için olduğunu bunu bilen okurunun yüzüne haykırıyor.
Güzel bir kitap özellikle de gözü kapalı batı hayranlığı yapanların okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
Sözlerimi bu kitaptan esinlenerek Bilge Kral Aliya İzzetbegovic'in o meşhur sözü ile noktalamak istiyorum
"Bunu hiç hiç unutma evlat!
Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı,devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığıgözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur..."
Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar efenim :)
Aimé Césaire'nin bu kitabını yıllardır okumak istiyordum ama gerçekten kullandığı bazı sözler sunduğu bazı önermeler öyle sığ ki yarım bırakmamak için bitirdim oysaki çok büyük bir hevesle başlamıştım bu baskının çevirisini hazırlayan kişi ayrı bir sığlık ile yazmış o yüzden çok daha iyi kitaplar okunabilir onun yerine Ferro'nun sömürgecilik tarihi kitabı çok daha faydalı ve çok daha rasyonel bir tutum sergiler
Aimé Césaire is a Martinican poet and a politician whose express himself in French with Negro characteristics. He does things with words beyond my imagination. A true preacher of Black people. Very strong and decisive. We as Kurds, have a lot to learn from Black struggle. A colonized land means colonized minds also. We have to decolonize our minds first. We have to stop the alienation.
A must read.
This was freaking hard to read man. Should've gone with the tr translation but I just didn't want to. Just a reminder to myself: never EVER read books in translation if it's not originally English written...
Fransızca yazan Martinikli şair ve oyun yazarı. Leopold Senghor ile birlikte, Siyah Afrikalılara kültürel kimliklerini yeniden kazandırmayı amaçlayan Siyah edebiyat akımını başlatmıştır.Paris’te öğrenim gördü, 1940’ların başında öğretmen olarak Martinik’e döndü ve soydaşı Siyahları özgürlüğe kavuşturmak için siyasal mücadeleye girdi. Siyahların içinde bulunduğu kötü koşulların proletarya mücadelesinin yalnızca bir yönünü oluşturduğunu görerek, 1946’da Kurucu Meclis’e ve geçici olarak Komünist Parti’ye girdi. Dilin geleneksel biçimlerine bağlı kalmayan gerçeküstücülüğün, inançlarını dile getirmek için en uygun akım olduğunu gördü. Başkaldırısını, Afrika’ya özgü güçlü imgelerle dolu ama Avrupalı bir dilde yansıttı. Cahier d’un retour au pays natal (1939; Yurda Dönüş Notları) ve Soleil cou-coupe’deki (1948) ateşli şiirlerinde Siyahları baskı altında tutanlara sert biçimde karşı çıktı.Daha sonra Siyah edebiyat akımını militanlıkla suçlayarak tiyatroya yöneldi. Trajedileri keskin bir siyasal ton içerir. La Tragedie du Roi Christophe (1963; Kral Christophe’ un Trajedisi) 19. yüzyılda Haiti’deki sömürge yönetiminden kurtulma hareketlerini ele alır. Une Saison au Congo (1966; Kongo’da Bir Mevsim) ise, 1960 Kongo ayaklanmasının ve Kongolu önder Patrice Lumumba’ nın öldürülüşünün destansı bir anlatımıdır. İki yapıtta da, her zaman yenilgiye mahkûm Siyahların yazgısı anlatılır.