Düşyılanı
Bilimkurgu klasiklerinin bir dönem sıkı takipçisi olsam da artık aramız biraz açılmış gibi hissediyorum.Eminim hala çok sıkı romanlar vardır ama son okuduklarım bende çarpıcı bir etki bırakmaktan uzaktı.Bu kitapta tekrar bilimkurgu okumalarına dönmek için neden olmasın diye okumaya başladığım kitaplardan biriydi.
Arka kapak yazısında;Hugo en iyi roman ödülü, Nebula en iyi roman ödülü, Locus en iyi roman ödülü gibi ödüller aldığını da görünce dönmek için doğru karar verdiğimi düşünmüştüm.
Kitabın konusu: Nükleer savaşla Dünya'nın büyük bir kısmı yerle bir olmuş, geriye küçük kasabalar ve dağınık kabileler kalmış.Teknoloji artık eski bir anı gibi hatıralarda yaşıyor. Sadece dünyadışı varlıkların teknolojileri var onlarda surların ardında herkese yasaklanmış.Yılan isimli şifacı ise halkın yaralarını sarmak ve aşı geliştirmek için yılanların zehrini kullanmakta.Yılan, hasta bir çocuğu iyileştirmek için yardım ettiği sırada korkusuna yenik düşen bir kabile üyesi tarafından düşyılanı öldürülür.Şifacının geriye tek yolu kalır, yeni bir düşyılanı bulmak. Bu tehlikeli yolculuk şifacıyı bakalım nerelere götürecek.
Kitap, bence aksiyonu az ama akıcı bir anlatıma sahip. Okurken merak unsurunu sürekli hissediyorsunuz ama bazı yerler çok basit kalmış gibi geldi bana. Özellikle kitaba adını veren düşyılanının o kadar kolay ölmesi, tamam öldü mü ben o zaman yeni bir yılan arayışına çıkayım gibi bir hava verdi bana.
Yazar, feminist bilimkurgu hareketini destekliyormuş.Bu kitapta da kadın karakterin özellikleri; özgür, güçlü, zeki, kendi hayatını devam ettirebilen bir karakter olması bu fikrini gözler önüne seriyor.Ayrıca iyileştirme sadece fiziksel değil, ruha dokunmakta iyileştirmediri bize tatlı tatlı anlatmış.
Sonuç olarak benim çok fazla sevmediğim daha başarılı