Gaspara Stampa’yı, ta ki sevgilisi çekip gitmiş bir kız,
aşkın bu yeğin örneğinden esinlenip de
öyle içten desin kendine: Ah keşke ben de onun gibi olsaydım?
Vakti gelmesin mi artık şu köhne acılarımızın
bereket saçmasının? Gelmedi mi vakti severek
kurtarıp da kendimizi sevgiliden, sarsıla titreye var kalmamızın:
ok nasıl katlanırsa kirişe, kendisinden daha fazla bir şey olmak için
fırlayışta birikmek üzere. Kalış çünkü hiçbir yerdir.
Belki de bize kalan
öylesine bir ağaçtır şu yamaçta, her gün her gün yeniden
görelim diye; ya da dünün sokağı belki
veya bizimle olmaktan hoşlanmış ve bu yüzden gitmeyip kalmış
bir alışkanlığın çarpık sadakati.
Ey ağaçları hayatın, ne zaman kışınız ah?
Yek ahenk değiliz biz. Göçmen kuşlar gibi içten
içe biliyor değiliz. Köhnemiş ve bitik,
öyle rüzgârlara vurup aniden kendimizi
gömülüveriyoruz umursamaz göletin dibine.
Çiçek açmakla solmak aynı anda ayan oluyor bize.
A s l a n l a r dolaşıyor hâlâ bir yerlerde ve bilmiyorlar
acziyet nedir, ihtişamları sürdükçe.