Düşünceler

·
Okunma
·
Beğeni
·
44
Gösterim
Adı:
Düşünceler
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mana Yayınları
Burada bir dinleyicimiz çıkıp 'yığınları bir araya getirmek / yığmak' fiilinin anlamı nedir? Bu fiille 'kurmak / inşa etmek' fiili arasındaki farklar nelerdir? diye soru yöneltebilir.

Bildiğiniz üzere 'kurmak' çabuk sonuç verirken, yığmak istenen sonucu belki gerçekleştirir. Yığınlardan istenen bir sonucun çıkması tesadüfidir.

Yığın psikolojisinin toplum üzerindeki etkisini daha iyi kavrayabilmek amacıyla belli bir apartman için gerekli inşaat malzemelerini bir yere yığalım. Tuğla, çimento, demir, ahşap, tonlarca kum ve çimento gibi inşaat malzemesini plansız ve amaçsız bir şekilde yığalım. Yüzyıl da geçse bu yığından bina yapamayız. Halbuki normal inşaat yöntemini kullansak, bir ay içinde en azından bir dairenin kaba inşaatını bitirirdik.

Toplum için de yığmacı düşünceyle değil yapıcı ve inşa edici düşünceyle hareket etmemiz gerekir. Çünkü yığmacılık toplum açısından çok zararlı bir olgudur.
268 syf.
Malik Bin Nebi, modern dönemde İslam coğrafyasının resmini çekebilecek, Batı ile karşılaştırmalı tahlilini yapabilecek, içinde bulunduğu sorunlardan nasıl kurtulabileceğine dair makul öneriler ortaya koyabilecek ender isimlerden birisidir. Bunu gerçekleştirebilecek fikri derinliğe sahip düşünürlerin sayısının neredeyse bir elin parmağını geçmeyecek derecede az olması onun kıymetini daha da arttırmaktadır. Malik Bin Nebi, bu çizgide kendisini takip ettiği Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rıza'yı liderler olarak takdim etmekte (s. 201), onların bizi uyaran ve uyandıran seslerine kulak vememiz ve çizdikleri rotayı takip etmemiz gereğine işaret etmektedir.

Kitap, kalem oynatmanın zor olduğu meselelere el atmakta, gelir düzeyi, kalkınma, demokrasi, yönetim biçimleri, kültür, verimlilik, ideal toplum ve dünyadaki misyonumuza dair enfes değerlendirmeler yapmaktadır. Konuşmalarındaki orijinallik, onun hasbi bir Batı karşıtı tavır takınmaktan kaçınması kadar, sorunları oluşturan bağlamın bileşenlerini tek tek analiz edebilecek vukufiyete sahip olması ve slogan üretmekten ziyade çözüm için kafa yormasından da kaynaklanmaktadır. Nitekim mesela o 'sömürü'yü bir problem olarak kabul etmekle birlikte, Batılı sömürgeci unsurlara lanet etmek yerine, dikkatini sömürülen halkların sorumluluklarına yoğunlaştırmakta ve bu yüzden de asıl sorunun "sömürü"den ziyade "sömürülebilirlik" olduğunu kaydetmektedir.

Kitap, okuru, Cahiliye Araplarından modern Müslüman coğrafyaya, Amerika'dan Avrupa'ya, oradan Asya'ya, Hindistan'dan Afrika'ya, Cezayir'e, Endonezya'ya, Fransa'ya, Rusya'ya, Japonya'ya, Cakarta'ya, Filistin'e götürmekte; temel sorunlar (ekonomik, sosyal, ahlaki, siyasi) verilen örneklerle karşılaştırmalı bir şekilde incelenmektedir. Böylece dinleyicide sorunların geniş bir perspektiften değerlendirilmesine imkan tanıyacak bir bakış açısı bir derin ufuk oluşturulmakta, kitaptaki son iki konuşmada ise nasıl uyanılacağı ve ana misyonumuzun ne olduğu üzerinde durulmaktadır.

Kültürün tanımlanmasına ve önemine özellikle yer verilen konuşmalarda kültürün dört temel unsuru olarak ahlak, estetik, pratik mantık ve bilim gösterilmekte; kölelik, milli gelir, inan hakları beyannamesi, Sıffın savaşı, birinci ve ikinci dünya savaşları, demokrasi, sömürü, devlet yönetimleri gibi uzak görünen onlarca husus, açık ve akıcı sohbetin içerisine serpiştirilerek yön taşlarına dönüştürülmektedir.

Uyanış için sorumlulukların ve kullanılabilir güç ve kaynakların tespitinin yapılması gerektiğine vurgu yapan düşünür (s. 219), bununla birlikte dikkat çekici bir şekilde, uyanış ya da kurtuluş reçetelerinin yalnızca gelir düzeyi/ekonomik refah göstergelerine bağlı olamayacağını, tek başına maddi refah seviyesinin bir toplumun ya da ümmetin uyanışına ya da sorunlarını azaltmasına yaramayacağını belirtmektedir.

Misyonumuzun ne olduğuyla ilgili son konuşmada yazar, bilhassa demokrasi ve özgürlük gibi kilit önemdeki kavramların anlamlarına dair kitap boyunca sürdürdüğü çıkarımlarını bir daha yinelemekte, bu kavramların, batılı oldukları için görmezden gelinmemesi gerektiğini ama batılı biçimleriyle değil, uyarlanmış ve kendi değerlerimizle yoğrulmuş formlarda önemsenmesi gerektiğini belirtmektedir. "Bence en doğrusu, bizi bu krizden çıkaracak araçlar üzerinde düşünmeden önce bizi buraya düşüren nedenler üzerinde düşünmektir." (s. 261) diyerek öncelikle sorumluluk üstlenmemiz gereğine değinerek, misyonumuzu da iyilik ve güzelliği temel alan yaklaşım olarak belirtir.

Kitapta derlenen ve yaklaşık 70 yıl önce yapılan konuşmaların bugün yapılmış gibi durmaları bir yandan düşünürün tespitlerindeki isabet oranını gösteriyorken bir yandan da o günden bugüne Müslüman coğrafyanın sorun alanlarında pek de bir değişiklik yaşanmadığının göstergesi olarak değerlendirilebilir.
"Seküler Demokrasi" veya "Laisizm" insana önce haklar ve sosyal güvenceler sunsa da onu iki tehlikeyle baş başa bırakır: İnsan ya belli çıkar gruplarının, dev sermaye topluluklarının komplolarına kurban olup köleleşir. Ya da diğer insanları sınıfsal bir diktatörlüğün baskısı altında ezer.
Malik Bin Nebi
Sayfa 97 - Mana yayınları
"Avrupalı için bilimsel ilerleme, sadece kendi aklına özgü bir ayrıcalık, uygarlık onun yaratılıştan gelen fıtratı, sömürgecilik ise uygarlığının Avrupa sınırları ötesine taşınmasıydı."
Malik Bin Nebi
Sayfa 58 - Mana yayınları
"İslam medeniyeti... Grek kültürüyle, Hint ve İran Medeniyetleriyle etkileşime girmiş onlardan beslenmiş ve etkilenmiştir. Çünkü hiçbir medeniyet, dışarıdan bir şey gelmeksizin cam fanusta doğup gelişmez."
Malik Bin Nebi
Sayfa 245 - Mana yayınları
"Batı toplumu, varlığının temellerini oluşturan geleneksel dayanaklarını yitirmiş durumdadır. Ondokuzuncu yüzyılda Avrupalıyı 'gerilim'in zirvesine taşıyan dayanakların yerinde yeller esmektedir."
Malik Bin Nebi
Sayfa 58 - Mana yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Düşünceler
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mana Yayınları
Burada bir dinleyicimiz çıkıp 'yığınları bir araya getirmek / yığmak' fiilinin anlamı nedir? Bu fiille 'kurmak / inşa etmek' fiili arasındaki farklar nelerdir? diye soru yöneltebilir.

Bildiğiniz üzere 'kurmak' çabuk sonuç verirken, yığmak istenen sonucu belki gerçekleştirir. Yığınlardan istenen bir sonucun çıkması tesadüfidir.

Yığın psikolojisinin toplum üzerindeki etkisini daha iyi kavrayabilmek amacıyla belli bir apartman için gerekli inşaat malzemelerini bir yere yığalım. Tuğla, çimento, demir, ahşap, tonlarca kum ve çimento gibi inşaat malzemesini plansız ve amaçsız bir şekilde yığalım. Yüzyıl da geçse bu yığından bina yapamayız. Halbuki normal inşaat yöntemini kullansak, bir ay içinde en azından bir dairenin kaba inşaatını bitirirdik.

Toplum için de yığmacı düşünceyle değil yapıcı ve inşa edici düşünceyle hareket etmemiz gerekir. Çünkü yığmacılık toplum açısından çok zararlı bir olgudur.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Şamil Taşcı
  • Serhat Alpar
  • philosopher
  • Nesibe Kınataş
  • Yusuf A.
  • yol/açık
  • Uğur Kaya

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%50 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0