reklamdeğiltavsiye
İstanbul'un kalabalığına karışmıs bir sessizlik var bu romanda. Sokak lambalarının altından geçip giden erkek gölgeleri, bulunan cansız bedenler ve her cesedin yanına bırakılan beyaz kasımpatılar... Masumiyetin simgesi gibi duran bu çiçekler, aslında geçmişte işlenmis karanlık suçların sessiz tanıkları.
Boğazları kesilerek öldürülen erkekler, ilk bakısta rastgele seçilmis kurbanlar gibi görünse de Suat Komiser ve Selim Komiser derinlere indikce gerçeğin ipuçları cesetlerin yanında değil kurbanların geçmişlerinde saklıdır. Kadına siddet tecavüz, kadın cinayeti... Her dosya, kapanmış sanılan ama aslında hiç kapanmamış yaralarla doludur. Ve evet, bu noktada tek kelime yankılanır zihinde: İNTİKAM
Romanın asıl gücü, katilin kimliğinden çok nedeninde saklı. Yetistirme yurdunda birbirine aile olan iki kız çocuğu: Ebru ve Burcu. Biri daha bebekken bir cöp bidonuna terk edilmis, diğer annesi tarafından uydurma bir bahane ile sokağa bırakılmıştır. Hayata sıfırdan bile değil, eksiyle baslayan bu iki genç kadının yaşadıkları, okuru hüzünle sarıyor. Yurtta gördükleri şiddet, ihmal ve yalnızlık; onları sadece büyütmez, sertleştirir, dönüştürür.
Bir süre ayrı düşen hayatları yeniden kesiştiğinde, artık masum kız çocukları yoktur. Yerlerine, sosyal medya üzerinden zengin erkekleri takibe alan, onları dolandıran, iz bırakmadan kaybolan iki kadın vardır. Ama bu sadece para meseles değildir. Bu, adaletin işlemediği bir dünyada kendi adaletlerini yazma hikâyesidir.
Yazar, günümüzün kanayan yarası olan kadına siddet, kadın cinayetleri ve cezasızlık meselesin didaktik olmadan, aksine sürükleyici ve karanlık bir hikâye icinde ustalıkla sunmuş. Anlatım akıcı, tempo yüksek. Polisiye bir roman okuduğunuzu sanırken, bir noktada kendinizi insanın içini sızlatan bir