"Hiçbir şey hissedemeyen insanlar nasıl ağlar?"
Çarpıcı bir kapak yazısı ama, değil mi?
Kitabın konusu aleksitimi(duygusal sağırlık) hastası olan bir çocuğun bakışından dünyasının görünüşünü içeriyor.
Dünyamız ve içinde ki müdavimleri farklı dediğimiz kategoriye giren, bütüne her yönden uyum sağlayamayanları ucube diye etiketleyen bir yer.
Aleksitimiden madur bu çocuk da korkmadığı, ağlayamadığı için fazlasıyla ucube kelimesinden nasibini alıyor. Yazık ki bunun için üzülemiyor bile..
Dünyada duygusal, psikolojik rahatsızlıklar günden güne artarken merhamet ve şefkat duygusu da baş aşağı düşüyor ne yazık ki. Madur olan bu insanları bir de çevre ve toplum etiketleyip, itip kakarak bir kez daha ve daha fena bir şekilde madur ediyorlar.
Kore sinemasından bildiğim kadarıyla bu bahsettiğim husus ciddi oranda temellerine yerleşmiş. Hep en zayıfı seçilir etiketlenir ve gelen geçenden darbesini alır bunlar. Duygusu olanları en fenaları. Hayatları boyunca üzerlerinden atamadıkları bir travma ve aşağılık kompleksiyle yaşamaya mahkum oluyorlar. Dünyanın her yerinde vardır bu durumlar. Bende yargıladığım şeyi yapıp bir ülkeyi etiketlemeyecem. Yazar Kore'li olduğu için örneğimi ordan verdim.
Kitabımızın baş karakteri de bir çocuk önünde düşüyor ağlıyor tepki vermiyor, bir çocuk önünde ölümüne dövülüyor tepki veremiyor..
Onlar zaten hayata yenik başlıyorlar. Neden böylesin diye hırpalamak.. Korkmamak bir avantaj değil, duygusuz olmak bir artı değil: "Korkunun bilinmemesi, yüreklilik değildir. Üzerine doğru hızla bir araba gelirken olduğu yerde duran kişinin bir bön olduğu düşünülür. Benim şansım daha beterdi." Korku eksikliği dışında genel duygusal reaksiyon gösteremeyen karakterin kendine bir bakışı bu..
İçgüdüsel olarak insanların vereceği tepkileri, davranışları bir anne (ah