Bazı kelimeler vardır, birileri onları hep tehlikeli görür. Gerçi bazen tehlikelidir de. İnsanların o kelimeyi kullanış biçimi, hangi maksatla kullandığı belirleyicidir. Özgürlük, bağımsızlık, hümanizm, eşitlik, adalet... İşte devrim de böyle bir kelimedir. Devrimci, en büyük suçludur anlamını bilmeyenlerin nazarında.
Kitabımız, sadece devrimin ve direnişin sembolü Erdal Eren'i değil, 1980 darbesinde cunta ekibinin idam ettiği, yani yaşam hakkını elinden aldığı sağcı-solcu bütün gençleri kısa kısa tanıtan, onların mektuplarını paylaşan biyografi-anı türünde bir eser.
Yaşları 17, 18, 20, 22... Hani günümüzün Z kuşağı diye bir kenara koyduğumuz, kimimizin değersiz gördüğü, yurdumuzun geleceği olan insanlarımızın yaşındalar. Ülkede bir şeylerin kötü gittiğini gören, anayasanın işlevsiz hale geldiğini fark edip bir şeyler yapmak isteyen fakat sadece bu istek nedeniyle yaşamları elinden alınan gençleri...
Bunların yanında dönemin karanlık havası da esere sinmiş durumda. Ülkenin içinde boğulduğu yoksulluk, karaborsacılık, mafya, yozlaşma; merkezi otoritenin zayıflaması ve elbette ABD etkisi... Tüm bunların sonunda cuntacıların, darbeyle yönetime el koyması ve ülkede yarattığı büyük yıkım... Abd'nin deyimiyle "Bizim çocuklar başarır." Sonra ülkenin çocukları asılır.
TARİH 2 ŞUBAT 1980
ODTÜ öğrencisi Mehmet Sinan Suner, 30 Ocak 1980 tarihinde, bakan korumakla görevli bir polis tarafından vurulur, yaralı halde bindirildiği arabada işkenceye maruz bırakılarak öldürülür. Dönemin gençleri tüm yurtta bu tarz olaylara tepkilidir. Adalet istenmektedir. Erdal Eren de bu olaya tepki göstermek amacıyla 2 Şubat 1980'de düzenlenen korsan bir gösteriye katılmıştır. Bu tarz gösteriler, gençlik birliklerinin organize ettiği izinsiz gösterilerdir. Ve bu gençlik birlikleri örgütlüdür,