Dünya dizi tarihinin en başarılı örneklerinden biri olan Prison Break, günümüz ABD cezaevlerinde yaşanan olayların ekranlara yansıtılmış en güzel örneklerinden biridir. John Cheever’in Falconer Hapishanesi eseri de dünya edebiyat tarihinde yazınsal bir örnek yerini alan, bence dünya klasikleri arasında yer alması gereken muhteşem bir eser.
Konusu sıradan bir hapishane hikâyesi olabilir, ancak karakterlerin mükemmel psikolojik analizleri ve yaşamış oldukları ruhsal hezeyanların biz okuyuculara aktarımı ise tam bir edebiyat ziyafeti. Değinmiş olduğu başta uyuşturucu, eşcinsellik, eşlerin birbirlerini aldatmaları, bencilliklerimizden dolayı ailelerimize karşı kaybettiğim sorumluluk duyguları ve buna benzer birçok konular, şuan yaşadığımız zamanın maalesef en büyük problemlerini büyük bir ustalıkla ele almaya çalışmıştır.
Günümüz hayatının bir gerçeği olan argo kelimelerin yoğun olarak kullanıldığı bu eserin, okunmasını tavsiye ederim.
Ağır ilerlemesine rağmem o hapis hayatının ve uyuşturucun insanda yarattığı travmayı duygusal hali ve bilinç bulanıklığını gördüğümüz bir kitap ve içerği bakımından 16 yaş ve üzeri için daha uygun olan bir kitap
John Cheever (1912-1982), Pulitzer Ödülü, Ulusal Edebiyat Madalyası sahibi, Amerikalı yazar. John Updike gibi çoğunlukla yapıtlarında banliyölerde yaşayan, orta sınıf Amerikalıların hayatlarına eğiliyor.
Falconer (1977) bir hapishane romanı. Kahramanımız Farragut, evli, madde bağımlılığı bulunan, abisini öldürmekten tutuklu bir öğretim görevlisi. Kitabın başından itibaren hapishane hayatı, diğer mahkumlar ve gardiyanlarla ilişkiler anlatılırken aralarda geri dönüşlerle kahramanımızın geçmişine de göz atıyoruz. Sıradan hapishane romanları gibi değil. Normal yaşamında da cinsel yönelim sıkıntıları yaşadığı ifade edilen yazar, eserde de ana karakter üzerinden heteroseksüel ilişkiye, hissettiği duygulara ustalıkla değiniyor.
"Banliyölerin Çehov'u" olarak anılan John William Cheever Falconer Hapishanesi'nde mekân olarak banliyölerden uzaklaşıp adı üstünde bir hapishaneyi seçmiş.
Kitabın ana karakteri Farragut, 48 yaşında evli, çocuklu, uyuşturucu bağımlısı, bir öğretim görevlisi.Hapishanedeki günlük yaşamın ağırlığının yanı sıra kendi kişisel tarihinin ağırlığını da üzerinde taşıyan Farragut'un hikâyesi Amerikan rüyasına da eleştiriler getiriyor.
Sırada Cheever'dan Wapshot Kayıtları var.️
Varoşların Çehov'u olarak bilinen John Cheever'in insanı okumaya başlar başlamaz içine alan romanı Falconer Hapishanesi Time dergisi tarafından 2005 yılına kadar İngilizce dilinde yazılan en iyi 100 kitap arasında gösterilmiş. Ben okurken çok keyif aldım, kardeşini öldürdüğü için hapishaneye giren Profesör Farragut'un hapishaneye giriş anında başlayan kitap hem hapishane günlerini anlatırken hem de paragraf aralarında geçmişine giderek evliliği, çocukluğu vs anılarını ve uyuşturucu bağımlılığını anlatıyor. Romanda çok fazla küfür ve argo kullandığını belirtmek gerekir. Küfür ve argo sevmeyenler için rahatsız edici olabilir ancak hapishanede yaşananları aktarması bakımından bence yerinde ve uygun kullanılmış. Yazarın psikolojik anlatımı, özellikle karşılıklı konuşmalarda ki ustaca yazımı ile okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Sanırım yorumuma sert bir giriş yapacağım. Üzerine alınması gerekenler, mutlaka alınsınlar ki boşa gitmesin.
Baştan söyleyeyim: Hani “Otomatik Portakal” gibi müthiş bir kitabı, kendi alanındaki en büyük şaheseri, “Aaa ne çok argo var!; Bakmak-görmek yerine bir milyon kez dikizlemek kullanmış, iğrenç!; Bu kadar argo barındıran bir kitap nasıl modern klasik olabilir!?” vesaire, vesaire, vesaire yorumlarla karşılayan çok sevgili edebiyat düşmanı arkadaşlarımız, kesinlikle “Falconer Hapishanesi”nden uzak dursunlar ki bu muhteşem eseri de, bu şekildeki garip gureba yorumlarıyla rezil etmesinler. Çünkü bu harika kitap sonuçta bir hapishane kitabı ve doğal olarak hiçbir okur “Sayın mahkum bey; çok değerli gardiyan efendi; biricik canım hücrem benim” gibi ifadeler beklemesin. Kitap, günlük ve gerçek hayattaki bir hapishane ortamına uygun olacak şekilde argo konuşmalar ve cinsel içeriklerle dolu. Edebi açıdan oldukça doyurucu, sıkça karşılaşılan müthiş içsel hesaplaşmaları başa döndürerek defalarca okutan paragraflar içeren ve Cheever’ın en kıymetli eseri sayılan bu kitabı, her türlü edebi tarza saygı duyan ve değişik konulardaki kitaplara meraklı olan tüm “gerçek” kitapsever dostlarıma şiddetle tavsiye ediyorum.
Zengin ve asil bir aile ortamında büyüyen ve uyuşturucu bağımlısı bir profesör olan Farragut’ın, kardeş katlinden dolayı 10 yıl hüküm giyip cezasını çektiği Falconer Hapishanesi’ndeki macera, iç hesaplaşmalar, geriye dönüşler, karısı-oğlu-gardiyanlar ve mahkumlarla olan ilişkisini dolu dolu anlatan kitap, mutlaka okunması gerekenler arasındaki yerini aldı. Şimdiden keyifli okumalar. Sevgiyle...
Hayatım boyunca 10 kere gitmişliğim vardır cezaevine. Tabiki de ziyaretçi olarak. Ziyaretçi olmama rağmen her gidişimde psikolojik olarak kendimi çok rahatsız hissediyor ve bir sonraki ziyaretime kadar her gün yaşadığım tüm özgürlükler için şükrediyordum. İçeride olanlar için durum çok daha vahim tabiki. Bu ziyaretlerim sonucunda hapishanelerle ilgili daha fazla merak duygusu gelişmeye başladı ben de. Bunun üzerine meşhur OZ dizisini izlemeye başlamıştım. Her ne kadar sadece 2 sezon izleyebilsem de dizi o dönemler tüm dünyada ilgiyle izlenen reytingi yüksek dizilerden biri olmuştu. Birgün mutlaka tekrar baştan alıp tüm sezonları izleyeceğim, kararlıyım.
.
. Falconer Hapishanesi de tabiki de bir OZ tadında ya da formatında bir hikaye değil ama okumaya başladığınızda kesinlikle iyi bir ortamda olduğunuz söylenemez. Şartları oldukça kötü olan bu hapishaneye günün birinde Ezekiel Farragut adında kardeşini öldürme suçundan yargılanmış ve 10 yıl ceza almış aynı zamanda uyuşturucu bağımlısı ve aynı zamanda üniversite de profesör ve aynı zamanda da zengin ve asil bir aile geçmişi olan birisi düşer. Hapishane şartlarının olumsuzluğu hikayenin başından bu yana sizi adeta sarıp sarmalamakta mahkumların gündelik hayatı, birbirleriyle olan diyaloglar ve kurulan çarpık ilişkiler ki tahmin ettiğiniz üzere iki erkek arasında yaşanan cinsellik ve buna benzer daha bir çok mevzuyu gözler önüne sermektedir yazar. Pek tabiki doğal bir cezaevi ortamı anlatıldığı için karşılıklı diyaloglar da fazlasıyla argo kelimeler mevcut ki bazılarınızın hoşuna gitmeyebilir bu kadar argo ama böyle bir ortamda da insanların daha efendi olması beklenemez. Bu açıdan bakıldığında beni irite eden bir durum olmadı.
.
. Kahramanımız Farragut bir yandan hapis yatmanın verdiği psikolojik durumla mücadele ederken
Hayatım da okuduğum en kötü romanlardan biri desem yalan olmaz. Kitapta hapishane hayatından çok baş karakter farragut ' un başından geçmiş ve çoğu da gayet sıkıcı olan olaylar anlatılıyor.
Hapishane öykülerini hep ilginç bulmuşumdur. İnsanların o kadar kalabalık bir ortamda korku, suçluluk ve yalnızlıkla boğuşmaları beni çok etkiler hep. John Cheever’ın Can Yayınları’ndan çıkan Falconer Hapishanesi de türünün iyi örneklerinden biri.
27 Mayıs 1912'de ayakkabı satıcısı Frederick Cheever ile Mary Cheever'ın oğlu olarak dünyaya geldi. 1926'da Thayer Academy'ye gitmeye başladı, fakat 1930'da notları zayıf olduğu için okuldan atıldı. Birkaç yıl boyunca Boston'da kardeşiyle birlikte yaşadı. Yirmi yaşında tek başına New York'a taşındı. Sonraki on yıl boyunca çeşitli yazı işleriyle geçimini sağladı. 1941'de May Winternitz'le evlendi. Amerika'nın Çehov'u olarak nitelendirilen Cheever, özellikle "Dev Radyo", "Güle Güle Kardeşim" ve "Yüzücü" gibi öykülerin yanı sıra "The Wapshot Chronicle" (1958), "The Wapshot Scandal" (1965), "Bullet Part" (1969) ve "Falconer" (1977) gibi romanların da yazarıdır. "The Stories of John Cheever" isimli öykü derlemesiyle 1979 yılında Pulitzer Ödülü ile National Book Critics Circle Ödülü'nü kazandı. 1982 yılında öldü.