Derslerinde Fichte öğrencilerine "Duvarı düşünün", der. Sonra da "Duvarı düşüneni düşünün." bir sonraki adımda da, "Duvarı düşüneni düşüneni düşünün." Her bir aşamada, bilince nesne olmaktan kaçan bir 'Ben' vardır ve bu sonsuza kadar böyle devam eder. Sonunda bilince nesne olmaya direnen bir 'Ben' kalır ki bu, transendental ya da saf 'Ben' olarak felsefenin ilk ilkesidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer tüm insanlar mükemmel olabilselerdi, hepsi en yüce ve son amaçlarına erişebilselerdi, o zaman bütünüyle birbirlerine eşit olurlardı. Yalnızca tek bir özne oluştururlardı. Ancak toplumda herkes, diğerlerini geliştirmeye ve onları kendi oluşturduğu ideal insan modeline yükseltmeye çalışır. Bu yüzden, toplumun en yüce ve nihai amacı, üyelerinin tam birliği ve beraberliğidir. Ne var ki bu amacın elde edilmesi, insanın insan olarak belirlenminin elde edilmesini, yani mutlak mükemmelliğe ulaşmayı gerektirir. O nedenle, ilki de sonuncusu kadar gerçekleştirilemezdir ve insan insan olmaya son verip tanrıya dönüşmediği sürece gerçekleştirilemez olarak kalır. Böylece, insanın toplum içindeki son amacı tüm bireylerin tam birliğidir. Ancak bu, insanın toplum içindeki belirlenimi değildir.
"Sen kendin hakkında başıboş düşüncelere dalmak ya da sofu duyumlamalar üzerinde kendinden geçmek için burada değilsin. Hayır, sen eylem için buradasın; eylemin ve yalnızca eylemin senin değerini belirler."
Gerçek eleştirinin nesnesi, felsefi düşünmedir. Eğer felsefenin kendisi de 'eleştirel' olarak adlandırılıyorsa, bunun tek anlamı, doğal düşünmeyi eleştirmesidir. Saf eleştiri, hiçbir metafizik araştırma ile karıştırılmış değildir.
Kendisinden başladığımız ilke, aynı zamanda bizim nihai sonucumuzdur. Bunun sonucunda şu açıktır: Geçmiş olduğumuz patikayı yeniden takip etmeden, daha fazla ilerleyemeyiz.