“Birlik mi? Ne?... Birlik?!.. Bu sözü hiç duymuş muydun? Ben bu sözü hiç duymamıştım… Yeni bir söz!... Birlik… Bu, dayanışma, kuvvet, hürriyet demek… Toprak, kirasız toprak demek… Birlik… Ne sade bir iş… Bu sözü Fontamara’ya götürmeli…”
Giovanni Oliva büyük bir iyi niyetle:
"Yaşasın hükumet!" diye bağırdı.
Güzel Philippo sordu:
"Hangi_ hükumet?"
Oliva, çeşit çeşit hükumetler bulunduğunu hiç bilmiyordu.
Ama nezaket icabı:
"Meşru hükumet!" dedi.
Kısa boylu, yanına döndü:
"Yaz: Hileci."
Pontius Pilatus aklınca kurnazlık edecekti; sırası gelince
o da bağırdı:
'Yaşasın hükumet!"
''Hangi hükumet!"
"Meşru olmayan hükumet!"
Göbekli herif
"Yaz: Serseri! .."
“Her hükümet hırsızlardan bir araya gelmiştir… Köylüler için bir tek hırsız beş yüz hırsızdan daha iyidir. Çünkü bir büyük hırsız, ne kadar büyük olursa olsun, yine de beş yüz aç küçük az hırsızdan daha az ziftlenir.”
Bir kere de, yalnız okuma yazma bilenlerin rey verebildikleri sırada, köye bir mektep hocası gelmiş, bütün köylülere, ırgatlara, Don Circostanza’nın adı ile soyadını yazmağı öğretmişti. O zamandan beri bütün Fontamaralılar, hep birden reylerini ona verirlerdi. İstese bile başka birini seçemezlerdi. Çünkü yalnız “Don Circostanza” yazmasını biliyorlardı.